<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211</id><updated>2011-12-29T11:49:25.514+02:00</updated><category term='Masalcı'/><category term='Çiğdem Aldatmaz'/><category term='bala'/><category term='psychedelia'/><category term='Evrensuhte'/><category term='Moria Pia'/><category term='umut aroesa'/><category term='isimsiz'/><category term='yakup ç.'/><category term='marla'/><category term='Nem'/><category term='tozasor'/><category term='Emine Yalçın'/><category term='Özge Özen'/><category term='Nuray Aydın'/><category term='JanWaljan'/><category term='Ahmet Özcan'/><category term='Serkan Engin'/><category term='pyotr'/><category term='vera ws'/><category term='bülent kal'/><category term='kksal'/><category term='Esra'/><category term='soner'/><category term='sena'/><category term='Nur İpek Önder'/><category term='Murat Uyanık'/><category term='SiyahEvren'/><category term='Sezai Arıcıoğlu'/><category term='Barış Parlan'/><category term='aysema'/><category term='süveyda sezgin'/><title type='text'>Anlaşılamamak Fanzin</title><subtitle type='html'>deli işiyiz biz,bir delinin elinden çıkma küçük tahta oyuncaklar gibi...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>204</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-552939729267462732</id><published>2011-11-25T22:20:00.002+02:00</published><updated>2011-11-25T22:29:10.181+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çiğdem Aldatmaz'/><title type='text'>TRİER: RUHUMUZA ÇARPAN BİR GEZEGEN</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-JeztfR_sCmY/Ts_6c2meEjI/AAAAAAAABsw/SM4J7vgweyQ/s1600/270_641418_melancholia.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-JeztfR_sCmY/Ts_6c2meEjI/AAAAAAAABsw/SM4J7vgweyQ/s1600/270_641418_melancholia.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;“Dünya kötü bir yer, onun için üzülmemeliyiz…”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Böyle diyor Justine, dünyanın son gününde, yok olacakları için gözyaşı döken kız kardeşine. Bunu söylerken gözünü bile kırpmıyor. O an geldiğinde gözünü inatla gittikçe büyüyen beyaz ışığa dikerken de gözlerinde aynı bakış var. Varlığımızdan çürümenin kokusu geliyorken yokluğumuz için üzülebilir miyiz? Yani en kötüsü olsa bile… Mesela bir gezegen hızla dünyaya yaklaşıyor olsa…&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #6a7075; font-family: Verdana; font-size: 6pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; font-size: 11pt;"&gt;Dogma akımının en önemli temsilcilerinden Lars Von Trier,&amp;nbsp; son başyapıtı Melancholia'&lt;/span&gt;da bu soru üzerinden&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;varlıkla yokluk arasındaki ince çizgide yürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Yaşarken kanımızı donduran, ruhumuzu sarsan ve sersemletici bir köşe kapmaca oyunuyla aklımızı alan her şey, aslında sadece gerçektir ve gerçek, tüm yaşananların karşılığı değildir; sadece bizi çürütür. Trier’in Melancholia’sı çürümenin filmi aslında. Oyunun dışında, çemberin uzağında, bu dünyanın üzerinde kaybolmuş bir gezegen gibi dolaşanlarınız bunu gayet iyi anlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Filmin güzel gelini Justine etrafına saçtığı zoraki gülümsemelerin ardında dünyanın hüznünü yaşatıyor bize. İnsanların bir araya geldiklerinde başlattığı trajikomik yaşamsal uğraşlar, taktıkları maskeler, zorla büründükleri roller karşısında onlar gibi olamayan, aslında onlardan olmayı hiç istememiş gelin Justine, yaşamın büyük acısı içinde kıvranıyor. Yani hepimiz gibi… Her ne kadar kabullenmek istemesek de üzerimize yapışan toplumsal rollerimizi oynarken kıvranıyoruz. Justine dünyanın sonunun felaket mi yoksa kurtuluş mu olduğu konusunda sorular sorduruyor izleyenlerine. Psikolojik felaket türüne kendi bakış açısını ustalıkla getiriyor Trier. Bu da onun alametifarikası olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Varoluşçu sancılar, bazen ne söze ne de sese dökemediğimiz ve insanı içten içe kemiren acı Krstine Dunst’ın oynadığı Justine karakteriyle bizi hiç yormadan, büyük laflara gerek kalmadan öylece sere serpe önümüzde uzanıveriyor. Diğer yandan Justin’in kız kardeşi Claire, insanlığın can havliyle tutunduğu zavallı nafile umudu son sahneye kadar canlı ve diri tutuyor. Bunu yaparken sergilediği olağanüstü gerçekçi oyunculuk da gözlerden kaçmıyor. Dünyanın trajik sahnesinde ne işi olduğunu sorgulayanlar ve bu trajedinin içinde ruhunu kurtarmak için amansızca çırpınanlar filmdeki iki kız kardeşin ölümlü gözlerinde ölümsüzleşiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gYHnQ7Ut5iA/Ts_1FCZUj8I/AAAAAAAABsY/wMXMjuevZ1U/s1600/750x350_07.jpg" imageanchor="1" style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: medium; margin-left: 1em; margin-right: 1em; text-align: center; text-indent: 0px;"&gt;&lt;img border="0" height="185" src="http://1.bp.blogspot.com/-gYHnQ7Ut5iA/Ts_1FCZUj8I/AAAAAAAABsY/wMXMjuevZ1U/s400/750x350_07.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Trier, son harikası Melancholia’da simgeler, dini öğeler ve sürrealist imgelerle o lanet olası gerçeği öyle güzel bezemiş ki filmin başında ekrana gelen görüntülerin yarattığı büyülenme hali, filmin sonunda sadece ekrana değil, ruhumuza da çarpmakta olan bir gezegenle fikriyatımızı yerle bir ediyor ve elbette filmde en göze çarpıcı unsur her zamanki gibi Trier’in kadınları.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;Filmin açılış görüntüleri ve ona eşlik eden Wagner’le birlikte kendimizi Trier’in muazzam ayininde insan olmanın acıklı tiradını dinlerken buluyoruz. Üstelik burada tek bir kelimeye bile ihtiyacımız yok. Çığlığını geceye uzatan bir beyaz at, beklenen sonumuzu müjdeleyen yıldız şöleni, körü körüne inandığımız masumiyetin simgesi bir çocuk, dünyanın görkemli, soğuk arka bahçesi, tüm bunları gören bir kadın ve büyük çarpışmaya yaklaşan iki gezegenin hayranlığa şayan ölümcül dansı… Trier filmin ilk saniyesinde aklımızı almaya cüret ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Durmaksızın yıldızları gözleyen güzeller güzeli bir gelinin görkemli düğünüyle başlayan film, dünyanın son gününü anlatarak biterken burada gördüğümüz ne başarılı bir dram ne de başarılı bir kıyamet senaryosu aslında. Bu film damarlarımızda durmaksızın dolaşan acıya ve bizi hayatta tutan ölümcül yaşama sancısına dair epik bir güzelleme. Trier akıp giden rutin hayatlarımızın içinde kaybolduğumuzu, ruhumuzun ölmek üzere olduğunu bizi sarsarak hatırlatmak istemiş. Yaşam koşulları, kanunlar, dinler, töreler, çağdaş yaşamın getirileri, yasalar ve bize söylenmiş daha pek çok büyük yalanın içinde git gide ölüme terk edildiğimizi ve bunların bizi ecelimizden çok daha önce öldüreceğini dünyaya çarpan bir gezegen imgesini kullanarak anlatmak istemiş. Yoksa filme adını veren bu kurmaca gezegenin adı neden Melancholia olsun ki?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif; font-size: 13px; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;“Melancholia denen menem dünyanın sonu mudur gerçekten yoksa dinmek bilmeyen kederin aslında ta kendisi midir?” Bu soru sizi kemirirken, filmin son sahnesinde içinizdeki ikinci insanı keşfedeceksiniz. Bu filme dair son cümle elbette Trier’in kendisinden gelmeli: “Daha fazla mutlu son yok.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOGGER-youtube-video" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0" data-thumbnail-src="http://3.gvt0.com/vi/wzD0U841LRM/0.jpg"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/wzD0U841LRM&amp;fs=1&amp;source=uds" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;embed width="320" height="266"  src="http://www.youtube.com/v/wzD0U841LRM&amp;fs=1&amp;source=uds" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: 11pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="background-color: white; font-family: arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-552939729267462732?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/552939729267462732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=552939729267462732' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/552939729267462732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/552939729267462732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/11/trier-ruhumuza-carpan-bir-gezegen.html' title='TRİER: RUHUMUZA ÇARPAN BİR GEZEGEN'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-JeztfR_sCmY/Ts_6c2meEjI/AAAAAAAABsw/SM4J7vgweyQ/s72-c/270_641418_melancholia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-199842276571697721</id><published>2011-10-11T01:15:00.002+03:00</published><updated>2011-11-15T14:57:51.131+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pyotr'/><title type='text'>BİR İSKEMLEYE OTURMANIN 3 YOLU</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #333333; line-height: 14px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333;"&gt;&lt;span class="apple-style-span" style="font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir iskemle bulup oturursunuz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Oturduğunuz iskemleden etrafı seyredersiniz. Seyretmek hataların en kerizcesidir. Bir şeye ihtiyacı olan insanlar seyreder, benim gibilerse işine bakar. Yemeğini geniş alan yanılsaması yaratmak üzerine kurulu ayna kaplı duvarlara bakmaksızın yedikten sonra büfeden çıkıp gideceği yere yol alır. Oturduğunuz iskemleden etrafı seyrederken ayakta kalmış bir kız görürsünüz. Bakire olduğu düşünülen kadınlara halk dilinde kız denir. Kız lise üniforması giyiyordur fakat bunda bir sorun yoktur, zira siz de lisedesinizdir. Hatta işi belirginleştirelim, kantindesinizdir. Hiçbir lise kantininden istikrarlı bir sevgi doğmamıştır, yine de özel olduğunuza inanırsınız. Kıravatınızı gevşetip ayağa kalkarak ona yer verirsiniz. Gözlerinin içindeki gülümsemeyi daha o gülümsemeden farkedersiniz. İskemle rahatsızdır ve bu yüzden vicdan azabına yol açmamak için uzaklaşırsınız. İki ders sonra adınızı, bir sonraki öğle molasında sınıfınızı bulur. Ailenizden habersiz eve davetler başlar. Altı ay içinde hamile olduğunu öğrenirsiniz. Bir aile büyüğünden borç alarak yasadışı kürtaj yapması için bir klinikle anlaşırsınız. İşlem normalde beş yüz liradır. Kayıt tutulmayacağı için sekiz yüz ödersiniz. Artık tam anlamıyla kadınlığın tadına varmış olan kızdan o yaz ayrılsanız da, üniversite boyunca çekeceğiniz aylık bursun bir kısmını hiç dokunmaksızın bir adama, artık sizin hakkınızda çok şey bilen ve sizi taşaklarınızdan kavramış bulunan ve bu da yetmezmiş gibi, evinize ve ailenize erişim hakkı olan bir adama ödemek zorunda kalırsınız. Bu da, her ayın 7'sini doğmadan ölen bir "şey"in, on altı yaşınızda sizi neredeyse baba yapacak olan bir "şalala"nın depresif anısına adanmış özel bir gün yapar. En boktan kısım ise, doğum gününüz de bir ayın yedisindedir.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir iskemle bulup kendinizi öylece üstüne bırakıverirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Uzak bir yazlıkta, ölü bir tatil sezonuna denk gelen bir hafta sonunda etrafta kimse gözükmezken, boş bir havuzun etrafına saçılmış iskemlelerden birini seçip kendinizi onun üstüne bırakırsınız. Rutin turlarını atarken ardarda size rastlayan yazlık bekçisiyle muhabbetinizi ilerletmeye karar verirsiniz. Günler geçtikçe bu muhabbete yazlıktan başka orta yaşlı adamlar da dahil olur ve bir Pazar akşamı toplu halde arabayla yola çıkılır. Size "sürpriz bir gezi" olarak sunulan seyahat Merkez'de orospu motellerinin bulunduğu bir bölgede çakıl taşlarıyla kaplı bir park yerinde neticelenir. Kadın olduğu kesinleşmiş kızlara halk dilinde orospu denir. Motelin girişinde fedailerce sert bakışlar yedikten sonra içeride oturtulduğunuz barın karşısındaki sedir döşenmiş şark köşesi benzeri turist kapanına bakakalırsınız. Etrafta Amerikalı turistler yerine elleri ceplerinde esmer adamların cirit atıyor oluşu, bu şark köşesini fuhuş sektöründen bağımsız, kendine ait bir hüzne kavuşturmaktadır. Kadehi otuz liradan (yazılı olmayan kurallar dahilinde) cebren bir kadeh viskiden sonra, sıra halinde, haute couture'ün oldukça uzağına düşen lateks elbiseli kadınlar şark köşesine kurulur. Sırayla esmer adamlar garsonu çağırarak kulağına fısıldar, bazen de eliyle işaret ederek aralarından birisini gösterirler. Sıra size geldiğinde zaman geçmiştir ve hemen yanınızda oturan yazlık bekçisi elindeki rakı kadehini yuvarlayıp garsonu çağırarak sizin için seçtiği orospuyu gösterir. Garson, "Buyrun," diyerek sizi ve kadını bir odaya götürür ve arkanızdan kapıyı kapatmadan önce sizden seksen euro alır. Bu tatilinizin geri kalanında harcamayı düşündüğünüz ve yarım saat öncesine kadar bu şekilde harcayacağınızı söyleseler ihtimal vermeyeceğiniz, ancak talihin kötücül güçleri özgür iradenizi elinizden almaya kalkıştığında direnmeye yeltenmediğiniz için az önce garsonluk yapan bir pezevengin, ya da daha kötüsü, pezevenklik yapan bir garsonun elinde yitirdiğiniz miktardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Duştan çıkan kadın yatağa uzanarak adının Anya, ya da ona benzer bir başka isim olduğunu söyler. Hızlı bir samimiyet ihtiyacı ortaya çıktığında yalnızca isminizi söyleyip susmanız yeterli bir başlangıçtır. Fuhuş sektöründe acil tanışıklıklar bu yolla karşılanır. 'Merhaba, ben Arzu. Bu da Kara Delik.' Bir kadına arzu üretiminin isim yoluyla gerçekleşmediğini, bir bağ kurabilmek için daha fazla veriye ihtiyaç duyduğunuzu yirmi dakika sonra boşaltmanız gereken bir motel odasında açıklamak zordur, orospuluk yapan bir kadına ise imkansız. Bu yüzden -odayı da, sizi de- çabuk boşaltabilmek adına genellikle sizi tahrik edeceğini düşündükleri isimleri o anda uydururlar. İnşaat işçisine benziyorsanız Çiğdem iş görür, fazla Batılı, fazla kentsoylu; becerilmeyi hak ediyor. Daha derin zevklere hitap etmek için 'Roksana' veya 'Badenaz' gibi asalet çağrıştıran isimler yeğlenir. 900'lü hatlara hırslanan bir köylüyseniz sadece 'Hasret' demesi yeterlidir. Tuttuğu an elinde kalırsınız. Etik değerlerinizi sorgulamak ile soyunmuş bir kadın arasında geçen on beş dakikalık bir bocalamadan sonra kumaşınızın buna uygun olmadığına karar verip pes edersiniz. Gitmeden önce bir duş daha alıp ("Sevişmedik?" "Stresimi atmaya yarıyor.") çıkarken Estonya'da ya da Letonya'da yaşayan sizin yaşınızda bir oğlu olduğunu söyler. On dakika sonra aşağıdaki barda bekçinin ve diğer yazlıkçının dışarı çıkmasını beklerken mideye iki kadeh daha indirirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;Bir iskemleye oturmadan önce saatinize bakarsınız.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Her şey potansiyel ve gerçeğin iç içe geçmiş görünümünden ibarettir. Kendinizi olasılıklarla, diğerlerini oldukları haliyle değerlendirirsiniz. Diğerleri iskemlede oturan size baktıklarında aklınızdan geçenleri okuyamaz, yalnızca sizi görürler: Geçmişten kalan çiçek bozuğu bir cildi, kemerli burnunuzu, sıkıntıyla birbirine dolanmış ayak bileklerinizi ve -aklınızı okuyabilmeleriyle ilgili tek istisna budur- güvensizliğinizi. Terkedildiğinizde "yirmi birinci yüzyılın umut vaadeden genç yönetmeni" terkedilmemiştir, annesiyle birlikte yaşayan ve ödünç kamerayla kotarılmış tüm kısa filmleri, bayık bir metroda kendi kendine yabancılaşan ne idüğü belirsiz figürler hakkında olan bir adam terkedilmiştir. Her şey olasılıklarla doludur, yanınızda oturan iş arkadaşınız on gün içinde şehrin ilk seri katili olmaya adaydır belki, fakat aynı anda her şey yalındır - dolmakalemi dişlemekte ve pörtföy hazırlamaktadır. Bir işe başlamadan önce etrafınıza bakar ve orada kaç yıl geçireceğinizi hesaplarsınız. Bazı işler altı aylıktır, bazı borçları kapatmak için girersiniz. Bazıları özgeçmişte en az üç yılınızı hakediyordur. Bir sonraki büyük lokma için yem olacak bir referanstır. Sözgelimi Serdar Turgut'un köşe yazıları aslında oldukça yalnız ve dışlanmıştır. Kendisi varolmayan bir okura hitap etmekten çekinmez, okuruna -her nerede ikamet ediyorsa (?)- Los Angeles'ta "evinden" çıkıp şehri dolaşmadan önce okuması gerektiğini düşündüğü kitapları sıralar. İronik olan ise bunu HT gazetesinde İngilizce dışında bir dille yapıyor olmasıdır. Bu bakımdan Turgut'un eksen kayması, onun o zeki görünmek isteyen aşağılayıcı üslubunun altındaki saf Anadolu mimarisinde aranmalıdır. Aydın olmak ister, fakat bunu okey masasında talep eder. Doğal olarak masadaki herkes tarafından taşlanır.Her bokta kendisine danıştığımız üzere, "Freud diyor ki", medeniyet denilen organizma, başlı başına cinsel güdülerimizin bastırılarak farklı alanlara kanalize edilişinden doğar. Çiftleşmek adına ben bir dans sergilerim, yahut karşımdaki kadın için ufak bir peçeteye bir gül resmi çizerim. Bir başkası gelip Tenten &amp;amp; Düpont-Düpond'un maceralarını çizer -hem kadınla birlikte olur, hem de yeteneğini bir sonraki kuşağa aktarma fırsatı bulur. Ben ona kibritten bir çiftlik maketi yaparım, bir diğeri iktidarını simgeleştirmek adına Dubai kulesi inşa eder. Ben pörtlek gözlü bir Japon balığı armağan ederim, o kadına dalgıçlık kursuna birlikte yazılmayı teklif eder. Neticede rekabetten bir şehir, endüstri, sanat ve daha keskin yeteneklerle donatılmış gelecek nesiller doğar. Büyüme çağındaki çocuklar tuhaf sorular sorar. Genelde tam bir Oblomovluk sergileyerek sizi çileden çıkartırlar. Sebebiyse hayatın asıl dinamiklerinin çocuk mantığıyla çözülebilecek denli basit oluşu, fakat adına şehir hayatı dediğimiz nanenin bizi aşırı inceltilmiş algıya mecbur kılmasıdır. Bir çocuğa sahip olmanın tek faydalı yanı, suç işlediğinizde üstüne atabilecek olmanızdır.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;İskemlenin potansiyeli önemlidir, kırk beş dakika için sırtında banka reklamı taşıyan bir bank fazla rahatsız, beş dakikalık bir mola için sallanan koltuk fazla tembelleştiricidir. İlişkilerin potansiyelini içinde yaşandığı evlerin mobilyasına bakarak görmek mümkündür - orada uzun süre kalacağına kesin gözüyle bakan bir çift IKEA koltuk takımını seçer. Dönemlik ilişkilerde açılıp kapanan sehpalar, yer yatakları ve köpük-dolgulu fermuarlı puflar vazgeçilmez önem taşır. İhtiyaçtan doğan ve ne kadının cezbedici, ne de erkeğin çekici görünüme sahip olduğu ilişkilerde, uyumsuz koltuk takımları, iş görsün diye alınmış ve kendi içinde mutsuzluk salgılayan perdeler ön plana çıkar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;İSA OLSA NE YAPARDI?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;İsa olsa o iskemleyi alıp ikiyüzlü Ferisilerin ortasında kaldırımda parçalardı. Kondomsuz sevişir, doğan çocukları geri tabiata salardı. Genelevleri yıkar, tek göz hanelere hapsolmuş TOKİ ailelerini özgür bırakırdı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;BEN NE YAPMAKTAYIM?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Bu yazıyı yazarken düşündüğüm bir son vardı, onu bağlayamadım. An itibarıyla ona üzülmekteyim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;Televizyon izlerken televizyon reklamı çıktığında tahrik olan herkesi sevgiyle kucaklıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8TgK4ldwyDs/TpNuUuPyalI/AAAAAAAABsU/pDYfAlb11xE/s1600/Hans_Baluschek_Montagmorgen.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-8TgK4ldwyDs/TpNuUuPyalI/AAAAAAAABsU/pDYfAlb11xE/s1600/Hans_Baluschek_Montagmorgen.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; line-height: 115%;"&gt;(Resim: Hans Baluschek, "Montagmorgen")&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="background-attachment: initial; background-clip: initial; background-color: white; background-image: initial; background-origin: initial; color: #333333; font-family: Tahoma, sans-serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-199842276571697721?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/199842276571697721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=199842276571697721' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/199842276571697721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/199842276571697721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/10/bir-iskemleye-oturmanin-3-yolu.html' title='BİR İSKEMLEYE OTURMANIN 3 YOLU'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8TgK4ldwyDs/TpNuUuPyalI/AAAAAAAABsU/pDYfAlb11xE/s72-c/Hans_Baluschek_Montagmorgen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-5970248936776958301</id><published>2011-09-26T02:04:00.001+03:00</published><updated>2011-09-26T02:06:30.924+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış Parlan'/><title type='text'>Pazar sabahı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 11px; line-height: 14px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="background: white; color: #222222; font-family: &amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;karga bokunu yemeden uyanmak, mantarlı soslu yumurta ve geri kalan bütün kahvaltı detaylarını hazırlamak, çay demlemeye üşenip portakal suyu almak, ev arkadaşlarının uyanması ve birlikte yapılan kahvaltı, muhabbetin herkesce derinleştiği bir anda, teknedeki bulaşıklarda biriken suyun tavanda yansıması - ışık kırılmaları, tam olarak kapanmayan çeşmeden düşen her damlanın tavanda yarattığı kırık ışık dansları... fon müziği Zaz, ve tavana hayran bakışlar...arını hazırlamak, çay demlemeye üşenip portakal suyu almak, ev arkadaşlarının uyanması ve birlikte yapılan kahvaltı, muhabbetin herkesce derinleştiği bir anda, teknedeki bulaşıklarda biriken suyun tavanda yansıması - ışık kırılmaları, tam olarak kapanmayan çeşmeden düşen her damlanın tavanda yarattığı kırık ışık dansları... fon müziği Zaz, ve tavana hayran bakışlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-5970248936776958301?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/5970248936776958301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=5970248936776958301' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5970248936776958301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5970248936776958301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/pazar-sabah.html' title='Pazar sabahı'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-2472458996647119584</id><published>2011-09-23T01:26:00.002+03:00</published><updated>2011-09-23T01:26:49.780+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Yalanlarım</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;Yalanlarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrularıma gebeyken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pembe düş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kırık kalp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mavi huzur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilirim ve &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tepkisizim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orospu ruhlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;can pazarı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;plazalardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gecekondulara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;acı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı acı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayat aynı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;değişen zaman…&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-2472458996647119584?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/2472458996647119584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=2472458996647119584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2472458996647119584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2472458996647119584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/yalanlarm.html' title='Yalanlarım'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-7847835044218723721</id><published>2011-09-23T01:06:00.003+03:00</published><updated>2011-09-23T01:08:44.503+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>en iyisi</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;en iyisi kaybolmaktı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlar gibi susmaktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık çocuk değiliz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kapat perdeyi sıkı sıkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynaya yaklaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güneş çoktan battı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruhunu uzak tut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutluluk hapları yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmeliydin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göremesemde seni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ruhuma sızan ruhun olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaçtık görmek istemedik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güldük bu sefer acıdan eser&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;içtik ayılamadık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;baktık anlayamadın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koşmaya dair ne varsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece kaçmak için yazdık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;uyumadan uyansak da aynı dünyaya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kahkahalar atmalıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şen olmalı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yanaklarım taşmalı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karnım ağırmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sorun çok sonraları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oturup ağlamamak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi hissetmeliyim kendimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kesinlikle iyi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MaLYqlUOyWs/Tnuxzm1xxtI/AAAAAAAABrg/rfoJCmZO9hE/s1600/1305715050232807.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-MaLYqlUOyWs/Tnuxzm1xxtI/AAAAAAAABrg/rfoJCmZO9hE/s1600/1305715050232807.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #455867; font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-7847835044218723721?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/7847835044218723721/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=7847835044218723721' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7847835044218723721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7847835044218723721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/en-iyisi.html' title='en iyisi'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-MaLYqlUOyWs/Tnuxzm1xxtI/AAAAAAAABrg/rfoJCmZO9hE/s72-c/1305715050232807.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8347977444579862262</id><published>2011-09-23T00:49:00.002+03:00</published><updated>2011-09-23T00:49:46.070+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moria Pia'/><title type='text'>sözlü tarih</title><content type='html'>&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;-kuruluş-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;kendini kucaklamaya ezber bir suç boğdu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;bu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;tırnağını dudağına aşık eden&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ilk es idi sanki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ki ruja kan bulaşmamış saatlere solukluydu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;parmak aralarında çarşaf&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;akşamdan kalma bir dumanı öper kadar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;boş yastık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ve kekelemeyi bile becerememiş gözler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;üzerinde diş izleri olan bir bardağa kandı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yuvarlanmak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;-yükseliş-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;üşüyordu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;yabancı bir alfabede tanıdık bir eğri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;gözlerinde&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;pencereyle sokak arasındaki gölgeler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;hiç'den korkmuş&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;kum kokularıyla kırılıyordu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ve yerleşik ellerim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ege'den&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ki kirpiklerine değin tuzdular&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;güz tayları bekliyordu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yakalanmak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;-fetret-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;kışa yakışmadı us&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;üstünü başını örttü&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;doku ak-tı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;gitmek isteyenin gidemeyişi gibi döküldü kahve&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ten, duman, tüy&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;kar titredi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;sesiz bir aşkın serserilere kuytulanışı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;susuverdi şaraba&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ki sokak! ayalarını öptüğüm..........&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;çok fena yaprak döktü&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kilitlenmek&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;-çöküş-&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;bu kente gelemeyen bir trenin hüznü içimdeki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;bir çay daha için&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ertelenmiş intiharlar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ve talihimin arsız&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;yara rengi gözleri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;sen.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;şu doğuramadığım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;susturamadığım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;su damlası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ki en çok yosundan umduğum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;yakalayamadığım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;şiir tay&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;aslım topraktı oysa&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;ve kilitleyemediğim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;göçebe dudaklarım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;susamış morlar ülkesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;dahi yuvarlanışım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;zaman&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;hangi tarih affeder ki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;sininde mermere kesmiş aşkın&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;seviş(il)memiş dizelerini,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="line-height: 14.4pt; margin-top: 12.0pt;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10.0pt;"&gt;Ege’yi.........&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/pre&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8347977444579862262?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8347977444579862262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8347977444579862262' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8347977444579862262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8347977444579862262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/sozlu-tarih.html' title='sözlü tarih'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-728736036650827129</id><published>2011-09-23T00:42:00.002+03:00</published><updated>2011-09-23T00:42:43.584+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isimsiz'/><title type='text'>KOY VER GİTSİN</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;şimdi ben kalkıp da bu düşünceden &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;yağmur, çamur, su, toprak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ve mütemadiyen hepimizin annesi aynıdır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bütün küfürler bir yerinde toplanır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;şehrin saçak altları bunun için vardır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;şimdi ben kalkıp bu düşünceden &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;tava, yumurta, kavurma, haşlama&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ve bozulur her şey illa ki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kırarken elimize de yumurta bulaşır&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ki çeşmeler vardır düzenli mutfaklarda&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;düzen gereklidir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-728736036650827129?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/728736036650827129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=728736036650827129' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/728736036650827129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/728736036650827129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/koy-ver-gitsin.html' title='KOY VER GİTSİN'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-372570863560612725</id><published>2011-09-18T00:58:00.000+03:00</published><updated>2011-09-18T00:58:11.933+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moria Pia'/><title type='text'>pen-ç-ere ve dahi...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-right: 38.45pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Bildim; titrek, telaşlı, hırçın, esmer kokusunu teninin... &lt;/span&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 11.0pt; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;©&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Yazmak hele günlük yazmak öteden beri anlamsız bir iş idi onun için. İnsan kaybolabilmeliydi. Anlamadığı, son bir haftadır neden mütemadiyen eline geçen her kâğıt parçasına notlar düştüğüydü. Stoacı felsefe ‘öznenin en verimli eylemi günlük tutmaktır’ diyordu, anımsadı, güldü ‘e günah çıkartmak da bunun üzerine kurulu bir sistematik değil mi?’ ‘karar mekanizmasını ve düşünce kalitesini yükseltmek isterken karar vermemeye kadir olmak’ dedi şahitsiz. ‘Vicdanı özgürleştirmek isterken aklı mahkûm eden bir gidişat’ diye örttü üstünü düşüncelerinin. Kendini kendine gösteren, yaşamı samimileştiren şu basit günlük aslında yok olamamanın, hesabı tanrıya kesmenin ve var olamamanın da yolu oluvermişti... Güldü şahitsiz... Oysa onun da tek bir niyeti vardı elini kaleme şekillendirmesinde; hesap kesmek, hesabını kesmek tüm ötekilerin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;O, diye zamirleşen her şeyin içinde suda kalmış son yağ zerresi gibi onu düşündü, bugün bilmem kaçıncı kez; bir akşam önce attığı mesajlara anlam verememiş olduğunu sezinliyor, aslında kendisi de neden o mesajları yolladığına bir cevap veremiyordu. Neden o şiirler? Zordu buna bir cevap bulmak, zordu soruya cevap vermek soru kendinden geldiğinde. Bütün gününü aklında kalan fotoğrafları artarda dizerek ve kendi sorularına en doğru kendi cevaplarını vermeye çalışarak geçirmiş, yorulmuştu. Kalabalıklardaydı aklı... En doğru kareyi seçiyor onda en ‘şık’ duran nedeni üzerine koyuyor, sonra masadaki turunculu kadınla konuşurken bir diğerini daha ‘samimi’ buluyor, hesabı öderken bir diğerini daha ‘can acıtıcı ve ‘şiddetli’ ya da sokaktaki kavgaya şahit olurken bir diğerinin daha ‘sorun çözücü’ ve insani olduğuna karar veriyor ama ne akışı ne düşünmeyi nihayetlendirecek hiçbir cevap bulamıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Eve geldiğinde yine dünyayı düşündü, yüz ölçümünü... 20 m2’lik bir evde yaşıyor ama yine de derli toplu olamıyordu ve her eve girişinde aynı düşe düştüğünü düşündü. Düş neydi? Unuttu. İki tencere, 10 bardak, 1 tabak kirliydi. Bu sahnede yine ve hep üzülecek bir şeyler bulurdu. Bir önceki geceyi durmaksızın bir şeyler içerek geçirdiği vurdu yüzüne, yine... 2 kahve, 4 çay, 1 süt, 2 bira bardağı. Bir de kahve içmeye uğrayan arkadaşın hatırası...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;‘Neden? Neden o şiirler? Neden alakasız esmer çocuk? Neden kendinden bende böyle bahsediyor? Neden çocuk? Neden alakasız? Benden bu denli uzaklaşarak kendini sıfatlandıran bir adamı bu denli hayatımın içinde hissediyor olmak neden? Bunun içimi acıtan bir tanım olması neden? Neden telefona uzandım? Neden merak ediyorum? Neden ondan eminmişim gibi bir duygu var içimde? Neden eminim? Kimden? Ne emanet ettim? Neden? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Tüm bu soruların cevabını tencereden alamadı, bardaklar farkındalıklarından küstah duymazlıktan geliyorlardı. Tabak? Islaktı zemin, kokmuştu üstündekiler, hatta o da ne üstünde bardak mı vardı? Kahve fincanına iliştirdiği parmağı ve arkasına dönüşündeki yavaşlık ile küskünlüğünün altını çizdi, çıktı. Kendi oflayışı bir, bir de tabağın kıpırtısı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Onun kafasından da sorular geçtiğine emindi. Onun da kafasında bu soruların olduğuna emindi. Onun da kendisini düşündüğüne emindi. ‘Tam da şu an’ dedi içindeki öteki ‘o da seni düşünüyor.’’ Bu nasıl bir küstahlık’ dedi içindeki ‘bu sana çok büyük haz veriyor.’ Küstahlık değilse neydi; bu denli uzak olduğu, uzak tuttuğu ve defalarca kırıp, parçalayıp, kanatıp, bırakıp kaçtığı bu adamın onu düşündüğünü bilmek ve bundan mutlu olmak? Nedendi tüm bunlar?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Samani tam sayfa ‘neden?’ yazdıktan sonra durdu, duruşuyla çizdi gözlerinin rotasını, parmağındaki yüzük demir attı gözünün dalgalarından içeri. Gülümsedi. Bu anıya takıldı damarlarındaki kanın akışı geldi yüreğine hız veriverdi. İninde masalların yürüdüğünü ve göğün dilek çaputları ile sarılmış gölgeler ağı olduğunu anımsasaydı... An’da yine yeni bir şeyler olduğu düştü anına. Adla değil anlamla ‘dilek’ yazıyordu yüzüğün içinde adı da değildi ya işte... İçi doldu... bir Dilek kaybetmiş o bulmuş ve bir dilek dilemişti. Gülümsedi, gülümseyişi de tesadüf değildi işte her şey gibi... Dudağındaki kıvrımdan, kahvesinden, sigarasından, hayattan bir de; payını çekti içine. Yazmaya karar verdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;‘’Özne, ifşa sürecinin operasyon alanı değil, hareket tarzı kurallarının bir araya geldiği noktadır.’&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 11.0pt; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;¨&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;İki gün önce okumuştu bunu. Okumuş ezberine koymuştu. Kendi zindanından kaçar gibi açılmıştı gözleri. Kendi tarihinden bakar gibi, sırtından kendini indirivermişti kendi elleriyle. Koca bir çemberde spirali görüvermişti. Zıplayarak da çıkılırdı çemberden. Zıplamak? 37 numara ayakları olduğunu düşündü. Eliyle yemek yemeyi özlediğini sonra. Elleri beyaz, elleri elsiz. Vuslatı ölüm sayan bedeviden bir farkı yoktu Freud’un, farkı yoktu kapısından çöl süpüren Nilgün Marmara’nın Leyla’dan, kendisinin bir farkı yoktu Pia’dan, maşuk olmamayı seçmişti, o kadar. Özne ile iktidarı ayıran, ötekisizlikti. Farkı yoktu düşüncenin kolluktan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Bir nefeslik düşündü nefes almadan. Git gide karmaşıklaşan bir savaş vardı ama bu savaşın neresinde olduğunu unuttu. Çağırsaydı tüm çağrışanlarıyla çağrıyı. Yol, bilme, özne. Özne? Özne: bulmaya çalışan, Yanılan; bulduğunu sanan, yanılan; bulan, yanılan; tüm bunları yaşayan, algılayan, ha cesaret ‘yeniden’ diyen, ‘başka’ diyen, ‘tekrar’ diyen, dediklerini, diyebildiklerini, demediklerini anlayan ve anlarken yanılandı. Özne? İnsandı. Ama tüm bunları bu sarı saçlı, hor bakışlı, ayağı patikli, penceresi yağmurlu, tırnakları yorgun kadına birinin anlatması gerekirdi zira tarihini, gidilmemiş dağlardan çalıntı sis bulutları gibi gözlerine takıyor, hiç ağlamıyordu. Deftere baktı. Sis bulutunu düşürmemek için kâğıda yumdu gözünü. Yaşamaya alışmak mıydı bulutla yoksa sissizlikten korkmak mı?...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Ona gönderdiği şiirleri düşündü, bir önceki geceyi, başucunda bekleşen kitapları, söyleşen şairleri sonra. Onları ihmal ettiğini... Eksik olduğu aşikâr tenini düşündü, göğsündeki yalnızlık emaresini, parmağı titredi birden, birden yağmurlu bir şubat oldu sokak. Terliği sıyrılıverdi ayağından, düştü. Ürperdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;“Sen sık sık gülen, gülerken de sevecen bir Akdeniz çizgisini sol yanağına ağzının, iliştiren çocuk. Özenle. Yabana mı atıyorum yani 06.30’ları? Kitapları? Değil, değil bunların biri. Gözlerimin gemileri kuş istiyor. …. Biliyorsun, ben hangi şehirdeysem, yalnızlığın başkenti orası. Ve biliyorsun, kişi tutkularıyla yalnızlığını adlandırıyor o kadar.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 11.0pt; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;ª&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Neden istemişti ki bu dizelerle o da savaşsın? Yoksa kelimelerin altında mı kalınsın, kelimelere mi sarılınsındı? ‘Ne çok yorgun gördü beni’ dedi içindeki, ‘belki de hep!’ herkesin var mıydı yanında yorgunluğunu yaşayabildiği ötekisi? Yoksa, yorgunluğuna hep ‘alakasız’ mı kalmıştı adam, o dinlenirken? Ya kendisine? Milyonlarca filmden 3-5 kare takılmıştı aklını seyrine. ‘Adam kadını sevmiş miydi?’ ‘ben beni sevmiş miydim?’ dedi. Boşlukta oynaşan dumanı şahit tuttu sesine. Bir anda dağıldı duman, çarptı kırıldı ses, boşluk baki...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Ve sabah, bu sabah işte. Korkunç bir ağrıya açılmıştı gözleri, pişman. Bir ömür uyumak kaplıyordu içini böylesi sabahlarda. Yorganın başına dokunduğu yer taşlaşıyordu. Taşlaşıyordu ten, demlik, peynir. İçmemeliydi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Mesajları attıktan sonra telefon çalmış, zaten harfin bile inkılâbıyla şuuru zayıflamış toprağın derdine; sağdan sola, soldan sağa eğrilen, eğrildikçe bedenini ‘ışık mı, karanlık mı kendinden doğar ey sınır’ kokularıyla donatan harflere öykünmüşken yakalanmışlığıyla telefona sarılmıştı. Ne de olsa hedefi şaşmış gözleri, kaçışın bahanesini buluvermişti. Adalardan bir adanın kokusuydu Melikenin sesindeki, sırtına sarmış, çıkıp gelmişti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;-‘seni göresim geldi!’ &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Asla yenilmemiş, kahkahalarla dünyayı döndüren kadınlara öykünen sevgi dolu sesine tutundu. Mülk, melik, malik, melaike... Yakaladı kendini. İyi değildi. Bir canlı görmek, hoş nahoş bir iki sohbet etmek, en çok da mesajlardan sonra içinde git gide genişleyen zamanı hızla tüketmek için attı kendini sokağa. Bu şehir hep bahar kokuyor diye düşündü, bir de gecenin o saatini hiç ayık görmediğini. Korktu, ayıklık ve cesaret ile söyleşti kaldırım taşlarının serkeş selamında. Bitirim olmadığını anladı otobüs durağının nazik bakışlarında ve kadın olduğunu bağırdı; limanla kesişmeyen, ışıklı caddelere ilişmeyen, şehirle işveleşmeyen o dimağsız sokak. Korktu, korktu ve mutlu oldu korkusuna sarılarak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;“Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak, tek yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım. Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar, kalmışsa birkaç ısrar ölümle yarışacak, onların yardımıyla dünyamıza açıldım. Sen ol küçük bir kıvılcımdan, bir heceden aşk için vaha değil aşka otağ yaratan. Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları bir harfin başlattığı yangın ile söndür. Beni bir ses sahibi kıl. Kefarete hazırım. Öyle mahzun ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın..”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftn4" name="_ftnref4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 11.0pt; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;§&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Kalemi pür cesaret kâğıda daldırdı. ‘Akış’ dedi içindeki ‘gidişin aynasıdır’. Yazdı...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Feribottan indiğimde ilk gözümün değdiği yer dudaklarının kıyısında demlenen serseri çizgiydi. Muzip, alaycı, şaşkın, meraklı, uslanmaz... Elimin yüzüne uzanışı da bundandı belki. Kendi payıma düşeni isteyişim gibi. Dokunsam hep gülümseyecekmişim gibi. Yerini bilsem, her gözümü çevirişimde içimde hiçbir şey korkmayacakmış, kopup ayrılmayacakmış gibi. Hani bir öpüversem, tenimde esmer bir kavşak çoğul ve sükun dönecekmiş gibi, uzandı, dokundu, bildi, elim. Ama o el bu eldi işte, benim elim ki küskün, yalnız, gürültülü, kan içinde. Çizdi elim yüzünü, mavi, şeffaf. Yüzündeki kıvrım kurudu birden, birden kıvrımlarının beslediği vaha sarardı. Ölgün ve zaferkeş bir bileğin taşıdığı, toprağına nefret zehrolmuş o el, o beden, o yatakta, halen nefes alıyor olmanın huzursuzluğuyla kıvrandı. Acıttı, meşk adına ne yapmışsa insanlık. Kindeş buldu kahkahalarımı asfalt, tuttu yamadı sarhoşluğumu sokağa. Küfrü dost bildi dilim, gönlüm an’ı ibadet, su sürmedim yüzüme, arınmayı ihanet. O el sevişmek bildi, aşka ihanet. Sevmedi. Seviyorum demedi. Bildi ki, tek tefekkürü nefret. O el o yüze ulaştığında, kırılıp dökülen, döküldükçe dağılışı ruhu yırtan, delen kesen bir ayna oldu tarihim. O ayna bir daha hiç birleşmedi zihninde hayatın, dokunulan, yan yana tutulan her parça gözümden zihnime uzanan çizgi oldu, geldi yerleşti tüm renkleriyle gözlerimin altına. Büyüdüm. O el o yüze ulaştığında, anlam ağladı. Üstünden uzanıp geldiğim yoldu anlam, dokunduğum deniz, sevdiğim adamlardı anlam, babamın öfkesi, duvarda kırdığım şişelerdi, klozetteki aksim, kaybolduğum şehirlerdi biraz, yıkıntıların altında kalan kelebekler, karların erimesi, rakamların zarureti... Ağladı anlam. Su aktı. Ağlamadım. Anlamlandım. O el o yüze değdiğinde, için güldü. Bir iç çekti anlam, içi sızladı. Yüzünü döndü senden ve benden. Burnun sızladı. Gülümsedin, kim bilir neye inat. Anladım, büyüdün. Up uzun bir yol buldu avuç içinde varolmayı bekleyen kavşak. Elimi eline sığdırdın. Çarpıştık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;İlk defa bu denli netti o gecenin sureti. Kâğıda baktı, iki kelime nasiplenmişti samani kâğıt bunca geçmişten. ‘feribottan indiğimde...’ ama eli sızlamıştı yazılabilirlerin cenderesinde. Kalem tedirgin kâğıda bakıyordu, ikisi de koklamıştı o kurşuni gecenin İstanbul’a hâsıl kokusunu. İkisi de şahit bilinmek istemiyordu. Özlemek istediğini düşündü, bilmediği rengini masanın, o barı, o geceyi. Eline baktı, gözüne baktı, kuruydu her şey hala. Kaçarcasına bu sabaha gitti düşünceleri. Başının ağrımasından nefret ettiğini düşündü. Neden o kadar birayı? Vücudunun rahatladığını düşündüğü içindi eskiden, en azından en iyi yalanı buydu. Ama yanılıyordu işte, hem de bile bile. Sarhoşluğun yükünü, sarhoşluğu körükleyen ve sarhoşluğun körüklediği hiçbir şeyin yükünü taşımak istemediği geçti aklından. Geçiştirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;‘feribottan indiğimde...’ Onun, kendisi için bu denli önemli olduğunu hiç bilmemişti, ilk kez mi itiraf ediyordu? O anı bu denli iyi hatırlıyor olması? Kaşını kaldırdı bilir bilmez, oda pür şahit, o fark etmeden. Hayatına ayıyordu. Dört yıl önceydi. O zamandan bu zamana hiç düşünmemiş olması... Ya da ne bilsindi işte, oluvermişti... Acaba o, bütün bunları bilseydi ne düşünürdü? Alakasız mı kalırdı her şeye, yoksa esmer mi? Çocuk kalsındı! Evet, evet öyle kalsındı... ‘zaten sevdiği şey sende’, dedi içindeki, ‘içinde akan ağılı nehir.’ Ama bilmiyor ki, o nehir aşk için ne vaha ne otağ yaratan. Kulağına süzülen melodiye aktı, zihni sustu bir an. Bir nefes sigaradan bir nefes yağmurdan çaldı. Eli telefona gidip gidip geliyordu. En sonunda aradı. 00.17 uyuyor olmalıydı. İzmir’de de gece somurtkan mıydı? Onlarca erkeğin arasında, onu, en oraya ait olmamışlığıyla bulmaya çalıştı. Onca ayrık onca insanlığıyla nasıl tutardı eli silahı, o el sevgiye açılırken her yağmurdan sebeplenip? Nasıl öğrenirdi öldürmeyi bunca yaşarken, yaşatırken? Savaş? Şiddet? Vazgeçmeyi istedi düşünmekten, hayattan vazgeçer gibi sert, net... Onu düşünmekten hepten vazgeçmek istedi. Mutfaktaki çikolataları düşündü, okumaya başladığı kitabı, yatak örtüsünün kadife soğukluğunu sevdiğini düşündü, gramer sınavını, barda tanıştığı Budist çifti, otobüste kucağına aldığı bebeğin kekre kokusunu, sevgiyi düşündü, güçlü güçlü, sonra yine onu düşündü, kahkahasını... Güldü. Bir fincan kahve şahitlik etseydi ya buna diye düşündü. Sütlü...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Mektuba başlamış mıydı? Mektuba nasıl başlanırdı? Kâğıda ve kaleme korkak bir bakış attı, kirpiklerini şahit tuttu soruya. En son görüşmeleri düştü aklına. Görüşememeleri, bir yan yanalığın bu denli işteş olmayışı... Gülümseyememeleri, bakışamamaları, sevişememeleri, susuş muşlardı ama... Ellerin titreyişi, birbirine ısrarla karışmayan ter kokuları… O utangaç, kıskanç, öfkeli bakışlarını düşündü. İncitmek istedikçe esmerleşen teniyle, şefkat beyazı gözleri arasında yitip kaybolan dudaklarını. Ne denli korktuğunu hatırladı. Kendi kendine savaş açan bir adamın rengiyle yüzleşmek. ‘biz seninle asla yan yana gelemeyiz!’ sözcüklerini yan yana getiren, eğilen, bükülen şekillenen yüzündeki arzuyu. Hiçbir şey hissetmeyişini, hayatın herhangi anında çekilmiş fotoğraf gibi sararmış öfkelerini düşündü. Adamın usunda itelediği, kızdığı, parçaladığı varlığını düşündü; yüreğinde yer eden ruhunu sonra. Hayatı düşündü tesadüflere yer vermeden. Burun buruna geldiği şiirleri. Üzeri kireçle örtülmüş mozaikleri, toprağa gömülmüş kitapları, balçıkla sıvanmış her şeyi düşündü bir bir, balçığı düşündü. Terledi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Bir günah olduğunu onun için, bile bile işlenen, haz veren, acı çektiren, günah bir günah. E eğer öyleyse neden yazacaktı ki ona tüm bunları çiğneyerek. Evet, bir özür vardı dilenmesi gereken, ama özrü yaratan hayattı. İyi olsun isteği vardı içinde, temenni; şahitsiz, iyi olmasının koşulu uzak olmalarıydı. O halde neden yazacaktı? Tüm bunları düşünen, düşünene, düşünerek ne yaşayabilirdi? Neden?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Merhaba!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Ben hiç yalnız hissetmedim kendimi, yalnızlığına beni katan bir sen vardın. Sen de kendini yalnız hissetme olur mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Evet, bunu istiyordu. Ama söylemekten vazgeçti telaşla, yırttı kağıdı. Ah bi sesini duyabilseydi, her şey kendiliğinden çözülecekti. Soğuk, mesafeli birkaç cümle duyup, onu her daim güldüren birkaç sarsaklık yapıp kahkahasında gölgelendikten sonra yazmaktan vazgeçebilirdi ama telefonu açamıyordu işte, yazmayı düşünmeye devam ediyordu çıkarsız, yağmur damlaları üzerini örtüyordu hece hece. Naçar, yağmur yağıyordu ve o şubat gelip duruyordu önünde, sonra mart. Köşedeki kombinin oduna öykünür sesleri; mutfaktan süzülen arsız soğuk; dolapta boynu bükük, neşesi ekşimiş mezelerin hayal kırıklıkları; kapı ağzında her an bilmediği gidilebilirliklerin cesaretiyle burnu havada, etrafı süzen bavulun tehditkâr kıpırdanışı; Ahmet Kaya’nın kaya gibi, vazgeçilmez öfkesi sonra, toprak toprak, dünyayı evirecek; hayatta soru işareti bırakmayacak gibi bilgin şarap şişelerinin gülümser sabah söyleşmeleri, şairlerin akşamdan kalma demir tozu heceleri; uykular... Bir nefes hayattan, bir akis aynadan, bir iç çekiş sigaradan çaldı. Dudağından bir öpüş çalındı. Kulağına ritmi aksak melodiler taktı. Gözünü kâğıda iliştirdi, boştu kâğıt. Elini uzattı sonra, en korktuğuydu eli, unuttu nedenini, özne eliydi, döndü kavşaktan, uzandı yola.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Yolun kendisidir serüven.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Ulaşmak? Sözü bitirir, an’ı genişletir. Edilecek küfrü olanlar yersizdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Aşk’la vurulur demire aşk için değil. Sevişen? Çekiçle ateştir. Demir şekle gelir, bir de vuran. Haz ateşin, öfke çekicin, acı demirin, azim demircinin hamurundandır. Dinleyen ruhuna paye iliştirir, yolcudan. Kalan; bakışını asar, arka tekerleğe güç veren. Giden; bir ışığında göz bebeğinin, büyür. Keskin ve kabullenir çizgiler ikram eder muavin; keşkeler ile buharlaşmış cama kalın harfler yazan yolculara. İşte bu kadar zordu sana ve benden gitmek...&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Dizlerini çekti karnına. Biri sarılsa şimdi, ağlayıverecekti kelimeler arasında kalan boşluğa. Ama kimse ve hiçbir cümle ona sarılmadı, ağlamadı. Yağmur kokusu iliştirdi bilir bilmez harflerin keskin uçlarına. Islandı kâğıt, yırtıldı olduğu yerden olmak istediği yere doğru. Zaman iki geçti, an paslanıverdi şimdiyle sonra arasına. Rakamları düşündü. Saat şimdi 01.25 tarih? 12.01.2007. Onu tanıyalı 4 yıl oldu. Tanımayalı çok, tanıdık bir şey görmeyeli ne kadar oldu? Tanışmayı öğreneli? Tanınmayalı? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Bir sigara daha yandı zamana. Yanıp kül olan zamana efkâr tütsüledi parmakları. Kahve bitmiş, müzik susmuş, gecenin perdeden süzülen karanlığına yağmuru peşkeş çekmiş, düşünüyordu. Sutyeninin olmadığını... evet, sutyeninin olmadığını, onu kadınlığı bir ayıpmış gibi örtüştürmeye çalışmadığını, tenini, göğsünü ve üşümüşlüğünü düşünüyordu. Kollarının çıplaklığını, bacaklarındaki ağrıyı, oturdukları barda –ki Han idi adı ve yaklaşık yüz yıldır Handı. Ne zaman kapısından içeri girse bahçesinde at kişnemeleri, nal sesleri duyardı telaş telaş, ıslak tütün, paslı yatak ve beyaz kadın kokardı bahçedeki çiçekler- dizine sürtünen adamın etinde bıraktığı sırıtışı sonra. Sutyenini takmayı unutuşundaki kaygısızlığı, kendini salıverişini yalnızlığa. Hepsine birden gülümsedi, gülümseyişiyle aydınlanan omzuna şahit oldu. Keyifliydi kadın olmak, kendine gülümsedi. Unuttu kalemi, unuttu samani boşluğu ile genişleyen; genişledikçe istekli, doyumsuz, apaçık, üretken ve dahi kendiyle bir tuttuğu kâğıda tohum dökesi erkekliğini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Pervaz, dirseğine ilişti. Yol görünmeyen, selamsız gecelerin edilgen yağmurlara suç işlettiği –suç da neydi? – kahvenin sükûn, patiğin vefa, kimse(-siz)liğin üzüm damıttığı, o biçimsiz, o gölgesiz, o üryan karanlığa baktı. Yine aymadı içindeki susuzluk. ‘yazamadım işte, hem sevmiyor ki zaten beni?’ dedi içindeki, saçlarını şahit tuttu ‘zaten’e, ha bir de üç noktayı kaleme. Sestos’da tuzlu, ışıksız, esmer bir ter vurdu kıyıya. Kadın uyudu, sarı. Su susmadı. Kâğıt yanmadı. Yağmur durmadı. Yıkanmadı kadın. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyTextIndent" style="text-align: justify; text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt;"&gt;Adam? Korktu adam; sigaradan bir nefes, hayattan bir de...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear="all" /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div id="ftn1"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;©&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; 11/03/2003 –ar oğlanların göğsüme süzülüşünü saldım/ saldım koynumdan uykuları/iki olanı severmiş gibi/öptüm bileklerimden/bu/gecenin gecikmişliği olmalı/böle terli koparmazdı dudaklarını/sindim/iki olan her şey sır(lıy)mış gibi/öptüm kasıklarımı/döndü ay/rengi yok kadının bileklerine/iki olan her şey sudaymış gibi/gözlerimi örttüm/.... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;¨&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; M. Foucault&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn3"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftnref3" name="_ftn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;ª&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Cemal Süreyya &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn4"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/pen-%C3%A7-ere%20ve%20dahi....doc#_ftnref4" name="_ftn4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;§&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; İsmet Özel&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-372570863560612725?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/372570863560612725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=372570863560612725' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/372570863560612725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/372570863560612725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/pen-c-ere-ve-dahi.html' title='pen-ç-ere ve dahi...'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3695922386094311192</id><published>2011-09-18T00:50:00.005+03:00</published><updated>2011-09-19T01:25:54.217+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isimsiz'/><title type='text'>RET GİT</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-jhv0s4rhZ_E/TnUXf6ElsGI/AAAAAAAABrM/58ZUZLuQw8M/s1600/1266267245535737.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-jhv0s4rhZ_E/TnUXf6ElsGI/AAAAAAAABrM/58ZUZLuQw8M/s1600/1266267245535737.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gecede şair oldum çıktım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;biraz hava alayım dedim açıkcası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;sigara yaktım havanın yanına ayrıca&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;sıkıldım biraz eğlenmek işte&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;bir gecede şair oldum çıktım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;kapı eşiğinde silmedim ayaklarımı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;durdum ama biraz evet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;beklettiysem kusura bakma evet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;biraz hava alayım dedim açıkcası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;bir tekrara düştüm sokakta evet&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;evet anlatacaklarım var&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;şehirden geliyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;bir saniye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;şair oldum çıktım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;çıktım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;(n)çık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;ol&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;ma&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;mış&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3695922386094311192?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3695922386094311192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3695922386094311192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3695922386094311192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3695922386094311192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/ret-git.html' title='RET GİT'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-jhv0s4rhZ_E/TnUXf6ElsGI/AAAAAAAABrM/58ZUZLuQw8M/s72-c/1266267245535737.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8992573352825199049</id><published>2011-09-18T00:47:00.002+03:00</published><updated>2011-09-19T01:26:32.122+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isimsiz'/><title type='text'>SİZİ ÇÖZDÜM OĞLUM</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;sizi çözdüm oğlum şiirime başlıyorum şiirime başlıyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;çektim yoldan her şeyi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;geliyorum..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bazen korkuyorum kirlenecek diye çarşaflar&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;genelde ve sık sık hep tutuyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;içimde kendimi ben..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;nereye gidiyor bilmiyorum onca küçük ben&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;çarşaflar temiz kalsa da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kirli çamaşırlarla dolaşıyorum ben..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;sizi çözdüm oğlum şiirim devam ederken&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;biliyorum ki ben tek şiirle olmaz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;diye yazıyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bu ikinci şiirim itiraf ediyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ve beni affedin diye söylüyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;dürüstüm sanmayı seviyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ne de olsa çamaşırlarım iç&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ve iç’im karanlık&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-RH167yCNKbs/TnUVa8U8JyI/AAAAAAAABrI/Tz_vEo-DiQY/s1600/124381699154690.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-RH167yCNKbs/TnUVa8U8JyI/AAAAAAAABrI/Tz_vEo-DiQY/s1600/124381699154690.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8992573352825199049?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8992573352825199049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8992573352825199049' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8992573352825199049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8992573352825199049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/sizi-cozdum-oglum.html' title='SİZİ ÇÖZDÜM OĞLUM'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-RH167yCNKbs/TnUVa8U8JyI/AAAAAAAABrI/Tz_vEo-DiQY/s72-c/124381699154690.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3937961786697782070</id><published>2011-09-17T22:55:00.001+03:00</published><updated>2011-09-17T23:30:15.545+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çiğdem Aldatmaz'/><title type='text'>ARANOA:BİR ZAMANE MASALCISI</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AwPer1GwKzI/TnT6Ydnf-hI/AAAAAAAABq4/GFUAJB32V2I/s1600/183_aranoa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://1.bp.blogspot.com/-AwPer1GwKzI/TnT6Ydnf-hI/AAAAAAAABq4/GFUAJB32V2I/s320/183_aranoa.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 17px;"&gt;İnanın bana, “herkesin bir masalı vardır” lafı bir klişeden ibaret değildir. Sadece çok dillendirilmiştir. Çok dillendirilmiş ve altındaki anlam çok ötelenmiştir.&lt;span style="line-height: 17px;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Çünkü hayatlarında sadece dantelli elbiseler, parlak ışıklar, öpülesi kurbağalar ve masal kuşları bulunanların değil, aklınıza gelebilecek her insanın ardında anılar, başka insanlar ve şehirler vardır ve elbette her şehrin de bir anlatıcısı…&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Yani dünya masalı en iyi olanı değil, onu en iyi anlatanı ödüllendirir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;“Mesela kim?”dediğinizi duyar gibiyim, size hemen bir isim verebilirim:&amp;nbsp;&lt;b style="font-weight: bold; line-height: 17px;"&gt;Fernando Leon De Aranoa.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;İsmi bile bir masaldan fırlamış gibi duran bu beyefendi, bana kalırsa İspanya’nın ve değeri anlaşıldığında bütün dünyanın en iyi anlatıcılarından biri olacak. Yaptığı filmlerle bunu birçok kez kanıtladı ve bundan sonra da kanıtlayacağına eminim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;İspanya’nın el üstünde tuttuğu bu güzide&amp;nbsp;&lt;span style="line-height: 17px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;(ve hadi dürüstlüğü elden bırakmadan konuşalım ki yakışıklı) yönetmen- masalcısı, Türkiye’de ismen bilinmese bile,&amp;nbsp;&lt;i style="font-style: italic; line-height: 17px;"&gt;Güneşli Pazartesiler&lt;/i&gt;&amp;nbsp;filmiyle pek çok insanın ruh dünyasına konuk olmuştur. Evet, dikkatinizi çektiği üzere ekranına filan demiyorum, çünkü bazı filmler bir ruhla seyre dalınır ve izleri de yine ruhun bir köşesine sığınır. Sonra aralıklarla ve yeri geldikçe saklandığı yerden çıkıp ruhunuzun en ince noktasından bir kez daha yakalar sizi.&amp;nbsp;&lt;i style="font-style: italic; line-height: 17px;"&gt;Güneşli Pazartesiler, Amador&amp;nbsp;&lt;/i&gt;ve&lt;i style="font-style: italic; line-height: 17px;"&gt;&amp;nbsp;Prenceas&amp;nbsp;&lt;/i&gt;yönetmenin söylediklerimi en kuvvetli temellendiren üç filmi ve&amp;nbsp;&lt;i style="font-style: italic; line-height: 17px;"&gt;Amador&lt;/i&gt;’u Film Ekimi’nde de görmeniz mümkün.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Aranoa, izleyicisini yaşarken herkesin farkında olarak ya da olmayarak özlediği ve deli gibi eksikliğini çektiği bir duyguya götürüyor: İnsanların hikâyelerini gözlemlemekten yola çıkarak kendi romanlarını, ruh dünyalarını ve ıslak kırık bir geceyi tanımak ve bunun tatlı derdiyle yaşayıp gitmek…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Aranoa, yağmurlu pencereler, puslu şehir manzaraları, sadece kaybedenlerin hayatında bulunan ışık seli, gözyaşı ve çekmecelerde unutulmuş mektuplar demek. Zor hayatlarımızın bir yerinde kalbimizin sadece bir organ olmadığını anlamak ve serin bir akşamüstünün ya da sevdiğimizi birinin gözlerindeki ışığın, yaşamak için bir direnç olabileceğini fark etmek demek. Sınıflar arası uçurumun yaşamı çelişkilerle ve çaresizlikle kuşattığı dünyada ayakta durmanın ve direnmenin ne olduğunu destansı değil de olduğu gibi, yani hepimiz ve herkes nasıl yaşıyorsa öyle anlatmak ve çizdiği karakterlerle masallara yeniden inanmak demek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ZZt4Hvg2THA/TnT6o-tKNRI/AAAAAAAABq8/8cOTyoNBW5A/s1600/fernando_leon_de_aranoa63-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://1.bp.blogspot.com/-ZZt4Hvg2THA/TnT6o-tKNRI/AAAAAAAABq8/8cOTyoNBW5A/s320/fernando_leon_de_aranoa63-2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Evet, Aranoa aslında bizi sömüren ve zorlayan koşullarla örülmüş düzenin çarkına kapılmışken, bir dişlinin işleyişini değiştirerek hayata karşı direnebileceğimize dair sözcülük yapıyor. Direnmenin görkemli masalını koyuyor önümüze. Liman işçileri, seks işçileri, bakıcılar, yoksul aileler ve daha pek çok kahraman bu muhteşem yönetmenin elinde kendi romanını oluşturabiliyor. Aslında bu kahramanların olduğundan değilse de göründüğünden farklı, muhteşem renkli insanlar olduğunu ve aslında her birimizin içinde açığa çıkmayı bekleyen renklerin bulunduğunu bize muazzam bir sinema dili kullanarak veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Aranoa, kurmacaların yapay ve yavan dünyasından kurtulup kendinizden bile daha gerçek fakat özellikleri düşünüldüğünde yerlerinde olmak isteyeceğiniz karakterler çıkarıyor karşımıza. Başarısı ve samimiyeti bundan bana kalırsa. Bize çok güzel masallar anlatıyor ve iyi ki hiçbirinde prensler, prensesler, kurbağalar, periler ve büyücüler yok. Yani bunların hepsi bizim masalımız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Soylu kalemleri, ünlü yönetmenleri, filmde hareket ve görsellik peşinde koşanları bir yana bırakın. Kalbinizin en hassas olduğu günlerden birindeyseniz, hayat sizi fazlaca zorluyorsa, hüzünlü ve aynı zamanda tatlı bir rüzgâr arıyorsanız eğer… Üstüne üstlük bir de sebebini ömür boyu anlayamadığınız bir hüznün kırıklığını taşıyorsanız içinizde gizli gizli, kahvenizi yapın, mevsime göre battaniyenizi alın ya da odanızın camlarını açın ki rüzgâr saçlarınızı yalasın ve bir Aranoa filmi izleyin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Kalbinizde bir şeylerin yer değiştirdiğini fark edeceksiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Ve meraklısı için bağlantılar:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="line-height: 17px; margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0508208/" style="color: #0068cf; cursor: pointer; line-height: 17px; text-decoration: underline;" target="_blank"&gt;http://www.imdb.com/name/nm0508208/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal" style="margin-bottom: 1.35em;"&gt;&lt;div style="line-height: 17px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #2a2a2a; font-family: 'Segoe UI', Tahoma, Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=fernando%20leon%20de%20aranoa" style="color: #0068cf; cursor: pointer; line-height: 17px; text-decoration: underline;" target="_blank"&gt;http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=fernando%20leon%20de%20aranoa&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 17px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="line-height: 17px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 17px;"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/EW4LmdSlzJw" width="560"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3937961786697782070?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3937961786697782070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3937961786697782070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3937961786697782070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3937961786697782070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/aranoabir-zamane-masalcisi.html' title='ARANOA:BİR ZAMANE MASALCISI'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-AwPer1GwKzI/TnT6Ydnf-hI/AAAAAAAABq4/GFUAJB32V2I/s72-c/183_aranoa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-556593506213888776</id><published>2011-09-17T11:52:00.000+03:00</published><updated>2011-09-17T11:52:34.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moria Pia'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h1&gt;ÖTEKİNİN İÇİNDE MEŞRU MU DÜNYA?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText3"&gt;&lt;span class="postbody"&gt;“Gövden mi var derdin var. Etin markası olmaz. İnsanların öldürülmesi hoş bir şeydir. IQ'lar eşit olmadıkça, insanlar eşit değildir. Botobur bir ulusa faşizm ne güzel de yaraşır.”&lt;/span&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText3" style="margin-left: 212.4pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;K. İskender &lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;666&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Dört saatlik bir yolun ardından ulaşmıştım, İstanbul’du. Tanışmak istediğim insanlar, söyleşmek istediğim mevzular, omuz omuza yürümek istediğim sokaklar vardı. Tanışılacak, konuşulacak, ihtimal ki sevmek işteşleşecek, yan yana, rengârenk alanlar açılacaktı. Yuvarlak bir masaya ilişti dört adam üç kadın... Üç kadın ‘kendiliğinden’ sol yana, dört adam sağ yana, yan yana oturmuş, hararetle konuşmalar iki öbekten yayılıyor, dağılıyordu. Bir an düşündüm, ‘acaba neden homojen oturmuyoruz?’ Diğer iki kadın seçimleri konuşuyordu, biri diğerine ‘evet oy vereceğim, temsiliyete inandığım için değil, Balat’ta, Sultanahmet’te rahat yürüyebilmek istediğim için. Öğrencilerimi geziye götürürken korka korka yürüyorum, onlar da tedirgin oluyorlar...’ dedi. Sözümü yuttum. Bu cümleden neler çıkardı? Yanımda oturanın öğretmen olduğu, kadın olduğu, kadın mağduriyetlerinden artık çok yorulduğu, inanışı ya da inanmayışı yüzünden ötelenmek istemediği, cümlenin yankılandığı bahçenin güzel oluşu, kızıl bir akşamüstüne dağılışı seslerin, ağaca takılışı harflerin... Velhasıl güzeldi kadın. Ateşe çalıyordu saçları. Ama bu cümleden çıkmıyordu kadının işveli, cilveli oluşu. Çıkmıyordu işveli işvesiz her kadının çeşitli sebeplerle yaşadığı o tacizi, kimin hangi sistematikle kimi ötekileştirerek kime uyguladığı sorgusu da. Çıkmıyordu kimin nerede neden rahat yürüyemediği? Ayrımlı, ayrımcı ayrı ayrı temsili iktidarların mekânlarla biçimlenişindeki arazlar. Doğrudan’a, hemen şimdi’ye inanan bir kadın bu cümleden çıkıp gidiyordu. Gönlünce giyinmiş bir kadının yaşadığı anlık taciz, anlık et olma hali; gönülsüz kapatılmış bir kadının yaşam boyu etten oluşu; gönlüyle kapanmış kadının duruşu, tercihi dokunmuyordu birbirine. Tüm ötekileri çoğul olmanın hazzıyla her yerden, her zamandan, göz önünden, göz göze bir yaşamdan, sokaktan, alanlardan öteleme, istememe, yok etme, isteği çıkıyor muydu? Yo, çıkmasındı, böylesi güzel bir duruştan bölesi bir refleks çıkmasındı, çıkmamalıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;“Küçük prens gitti gülleri görmeye. Onlara: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;-siz benim gülüme hiç benzemiyorsunuz. Siz hiçsiniz dedi. Kimse sizi ehlileştirmedi, siz de kimseyi ehlileştirmediniz. Tilkim gibisiniz. Eskiden o da binlerce tilki arasında bir tilkiydi. Ama ben onu dost edindim, şimdi dünyada biriciktir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; margin-left: 177.0pt; margin-right: 0cm; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Antoine de Saint- Exupery&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Küçük Prens&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Kadıköy’dü, sokaktı, iki kadın, iki adam ya da çok kişi, çok insan yürüyorduk... Bendim biri, yüzümdeki hüzünle, yoldan gelmişliğimle, masadan kalma şaşkınlığımla; bende olmadan. Her yolculuktan, aklıma ve yırtık pırtık not defterime bir şeyler takıştırırdım. Bu yolculuktan da; karakaşları yüzünü gölgeleyen bir güzel ve varıştan; kızıla çalar saçlarını nahif toplayan bir kadın takılmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Dans etme zamanıydı artık, yol bitmiş, buluşmalar, söyleşmeler mutluluğunu ve huzurunu yüreğime takıp gitmişti, silkindim.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İstanbul’un daracık sokaklarını, şenlendire güle yürüyorduk Moda’ya doğru. Ellerimizde poiler&lt;/span&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/%C3%B6tekinin%20i%C3%A7inde%20me%C5%9Fru%20mu%20d%C3%BCnya.doc#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 11.0pt; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;·&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;; ateşle, bedenlerimizle ve coşkuyla buluşmaya gidiyorduk ‘başka’ olmanın hazzıyla. Birden bize baktım. Giyinik miydik çıplak mı? Örtünmüş mü açık mı? Samimi miydik küstah mı? Dokunan mıydık dokunulan mı yoksa dokunmaz dokundurmaz bir uzak mı? İçinde miydik yürüdüğümüz yerin? İç içe miydik tüm yürüyenlerle. Değilsek nedendi? Bir ‘ötekini’ bir ‘ötekine’ düşman eden neydi? Bir azı bir aza kırdıran, bir örselenmişi bir gözü mora kışkırtan, bir silahı bir silaha zalim kılan değil miydi bir ölüyü bir ölüyle yan yana yatıran, değil miydi yine de silahı bırakmayan? Değil miydi insan? Ayağımın kaldırıma çarptığı yerde duydum kendimi. Gözlerim doldu. Akmasın diye içimdeki kadınsının ötelenmiş, aciz bulunmuş gözyaşları, derin bir nefes aldım, sokağa baktım. İşte orada birden dondu an; anın donuşunu gören iki kadındık yalnızca, diğerleri boyuna zamanın, yürümeye devam ediyordu.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Anda: yaşlıca, orta halli, oldukça güler yüzlü bir kadın ve bir çocuk –kadının gözündeki ışıktan belli ki torunu- yukarıdan aşağı; oldukça renkli, bakımlı ‘modern’ görünümlü ama yüzü ve ellerinden başka yeri çıplak olmayan ergen bir kadınsa aşağıdan yukarıya, sıcağı hiçe sayarak yürüyorlardı. Torununu eline olanca sıcaklığıyla sığıştırmış, orta yaşlı kadın durdu ve yan yana gelme ve geçme anı içinde – ‘bak eğer okumaz isen sen de böyle örümcek kafalı olursun işte!’ cümlesine sığıştırıverdi, tacizini. Toplumun, tarihin, inancın, kadınlığın, örselenmişliğin aczini. İki kadın, iki şahit, kalakaldık sokağın, Kadıköy’ün, İstanbul’un ötesinde, dışında. Punk görüntümüz ve otoriteye, cinsiyetçiliğe karşıtı tüm düşlerimiz, düşüncelerimiz, döküldü üstümüzden, saçıldıkça çığlık oldu sokakta... Kimin öteki olduğunu danışacak bir masa, ‘iktidar nedir?’ sorusuna binaen bir kitap, kimin kadın olduğunu beyan edecek bir bilirkişi raporu ya da TBMM TV’nin açık olduğu bir televizyon düşüvereydi başımıza belki daha kolay olurdu an. Ama işte zaman, neylersin, devama muktedir uzandı, gitti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“Akıllı bir kişi dedi ki:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;‘bir gün yazıda bir karga ile bir leyleğin birlikte uçtuklarını görüp merak ettim ve bu arkadaşlıklarının sırrını aramaya karar verdim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;Yanlarına yaklaşınca her ikisinin de topal olduğunu hayretle gördüm’ dedi.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;tt&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 6.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;tt&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/tt&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 11.0pt; mso-bidi-font-size: 10.0pt;"&gt;Mehmet Zeren&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Mesnevide Geçen Bütün Hikâyeler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText2"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText2"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Elimde; adımın yanında kaza halinde ödenecek sigorta bedelinin yazılı olduğu&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText2"&gt;&lt;tt&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;bilet, derme çatma bir otogarın, kirli kadife sandalyelerinde, çayımı karıştırırken düştü gözümden ilk damla. Kaza işte! Annemin gözyaşlarıyla benim buz gibiliğimin çarpışmasına, nihayet insancıl bir tepki verebilmiş sessiz, kimsesiz, soğuk ağlıyordum. İçtiğim en iyi çaylar hep böylesi garlarda demlenmişti. İşte, çay bahaneydi, insan en çok buralarda koyulturdu kendiyle muhabbeti. –Benim babam senin babanın seni sevdiği gibi beni sevseydi... (ah annem, seni kimler kapattıydı hayatına? Bal rengi saç örgülerin miydi gazetelerde manşetlerden başkasını okuyamamana neden? Yoksa öğretmen kocanın mavi gözlerine tutkusu mu? Ya benden istediğin? Kollarının, çıplak kollarıma öykünüşü? Sevdalarım? Sevdasızlıklar? Acılarına bir benim direnişim? Boyun eğmeyişim? Ah annem bir sen anladın kadınlar neden kazıtır saçlarını? ) Cümle bitmeden ben paslanmıştım, annem ağlamıştı. Otobüsün kornasına çözüldü yumruğum. En ön cam kenarı, ‘umarım yanım da boştur’ geçti içimden. Kimseler bilmesindi rimelimden çizgilerime yol alan sorguyu. Tüm gardlarımı giyinip merdivenlerden çıkarken fark ettim; cam kenarında oturan kadını; 20 yaşlarında; örtüsünün gölgesine, duru beyaz tenini ve tüm öfkesini sığıştırdığı karakaşlarını iliştirmiş, oturuyordu. O da beni gördü; yirmilerinin sonunda, elleri dövmeli, saçları renkli, eteği kısa... Afalladı kadın, refleksle gözü muavini aradı, ‘böyle bir eşleşme olabilir miydi?’ bunun cevabını o yorgun çocuk nereden bilsindi? Vazgeçti kadın bir bardak su istedi. Cam kenarı benimdi, ama şimdi bütün konfor anlamını yitirmişti. Ben belki onu bilirdim ve izin verse belki severdim ama ya o beni? Belki severdi ama bilir miydi? Yıkılmalıydı iki koltuk arasındaki bitimsiz, kemiksiz, kimliksiz duvar... Alelacele gitti elim çantama, rahatsız oldu kadın; çanta turuncu. Bir şey olmalıydı orada ilk yardıma koşacak, sakız, bisküvi, hah evet kolonya... Bir önceki yolculuğumda bindiğim otobüs ‘Bolu Dağı Medine Dinlenme Tesislerinde’ durmuştu. Bedeni güzel olmalı kadınların, günaha girmeyen olmalı adamlar ile karalar içinde yürüdüğü akla karanlık bir tesiste, ötelenerek bir bardak demini almamış çay içip, adı ‘Mest’ olan %80 alkollü, küçük, şehvet pembesi şişede limon kolonyası almıştım. Elime sıktım, bir nefes aldım, döndüm,&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;an döndü, ‘ister misin?’ dedi içimdeki, samimi; döndü, an döndü, ‘evet, teşekkür ederim’ dedi içindeki, sıcak. Sıktım eline, dokundum, bilir bilmez. Bilir bilmez ağlamaklı, çekti içine. Gülümsedi... Doğruldu yer, olduğumdan olmak istediğime... Uyudu kadın, başı kaydı omzuma,&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;dağılmadı saçları, saçları mor, saçları ilah, saçları baba, saçları koca ve dahi kendi, rahat huzurlu duvarsız... Uyudum, dağıldı saçlarım sarı; saçlarım babam, saçlarım kadın, saçlarım sevdiğim... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/tt&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br clear="all" /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div id="ftn1"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a href="file:///C:/Users/user/Desktop/%C3%96zlem%20Yolda%C5%9F/%C3%B6tekinin%20i%C3%A7inde%20me%C5%9Fru%20mu%20d%C3%BCnya.doc#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span&gt;·&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 8.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt;"&gt;Bundan bin yıl önce Yeni Zelanda kabilelerinin kutsal savaş dansı olarak ortaya çıkan Poi, günümüzde bir performans sanatı&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-556593506213888776?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/556593506213888776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=556593506213888776' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/556593506213888776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/556593506213888776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/otekinin-icinde-mesru-mu-dunya-govden.html' title=''/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-5000632054502895503</id><published>2011-09-17T11:26:00.003+03:00</published><updated>2011-09-17T11:50:36.159+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Moria Pia'/><title type='text'>KOKTU ZAMAN…</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Kadının elleriydi,&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Tüy, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Uzanan, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Hiçbir geceye ulaşamaz başıboşluk, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;Baş’ı boş kokan parmaklar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yerde yankılanıyor bakışların. Belki yanlışım, yorgunum, belki gözlerim sarhoş, ellerim çamur… Zerre zerre dökülüyor maskelerim belki, belki yüzüm yok, savaştayım belki, esirim, ikiyüzlüyüm beklide ya da durgun, belki maviyim ya da vitrin, kim bilir? Yanlışım düşüm, etim… Ama gülüşüm. Perdelerim yarı açık, insanlarım dökülüyor üstümden. Bir fotoğrafım beklide? Beyaza biraz siyah bulaşmış&lt;i&gt;…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sıcak suyun altında okuyabilmişti yine zihninde yaşanmış bir anın ardından o zamanda söylenmiş olması gerekenleri. Yüzünü esirgedi bir an sudan, kirpiklerinden son cümleleri de sildi, bu gün portakal kokmak istiyordu. Portakal kokan sabuna uzandı, elleriydi&lt;/b&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Taklit insanın doğasında vardır. İnsan ilkini taklit etmiştir. Taklit biçim değiştirerek yaratıcılığı oluşturur. Bir şeyi o şey gibi yapmak ilkel taklit, o şey gibi yaparken, yaşamak, duymak, geliştirilmiş taklittir. Yaratıcılık ise herhangi bir şeyi o şey olarak yeni bir biçime, anlama, anlatışa sokarken kendini denemek, yenilemektir diye geçiyordu bir kitabın bir sayfasında. “Öyleyse anların içini söylenememişliklerle doldurmak yaratıcılıktır.” diyebilseydi bu kadar acı çekmeyecekti su. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b&gt;“Hayat acıdır, biber kedimin adıdır ise aşk nedir?” dedi. Gülerken ağzına dolan suyu sevmedi. Sabunun suda eriyişini sevdi ama hep. Bir de gözyaşlarının suyla birleşmesini. Akarsular denize doğru yol alır ve tatlı sular tuzlu suda kaybolurdu ya hani, suyun altında ağladığında içindeki denizin taştığını, içindeki denizin tatlı suya doğru tatlı tatlı yol aldığını, aslında suyun suyla ilişkisinin de başkalaştığını hissederdi. Sarındı havluya ar’a sarılır gibi. Ara ara sarındığı bir şeyi özlemiş, çağırmış gibi. Gidilmesi gereken bir an’ı çağırmış gibi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her kelimenin iki anlamı olduğunu bilmiş,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Baştan beri üçüncüyü aramıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ama bu bir şey değildi asıl aradığının yanında;*&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Ne zamandı, nasıldı, neresiydi bilinmez, öylesine sarınmıştı ki yorgana, kendisine değen her bir şeyin rengini, kokusunu daha da öncesinde ona sarılmışlıkların güvenini ve dahi her bir doku tarihinin liflerini okuyabiliyordu teninden. Teninden bir de kendisine değdikçe uğursuzlaşan onu okuyabiliyordu. Biraz öfke, biraz korku, biraz zaman, biraz yitik birinin yatakta yağmura tutuluşunu okuyabiliyordu. Bir çay daha, bir çay daha için, dedi içindeki, kaçırılan trenlerin kraliçesisin sen. Fonda yangılı bir şiir, pencerede denizin bucağı, yatakta bir adam. Adam, âdem; boşluk demektir diye duydu içinden, bir yerlerden bilmişti. Guernika tablosundan kareler gelip durdu kirpiklerinin arasına.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Terden ıslanmış vücudunu okumadı ama. Okuyamadı kasılmalardan bitap düşmüş bacaklarını, kasıklarını. Okuyamadı koltukaltından göğsünün ucuna inci olma umuduyla yol alan ter damlalarını. Okunmaz olmuştu zaten damlaların cefası ter yolları. Göç yolları. Uyku, karalarına su vurmayan, mülteci olunamayan, tek kapılı bir ülkeydi bu gece,&amp;nbsp; kafa kâğıdında huzur yazmayanın giremediği. Giremiyordu, o gece hiçbir yere göçemiyordu. O ise çoktan sınırı geçmiş, gölgesi ağaçlara emanet, gülümsüyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yılları bazen kitaplar taşır dedi, elinde *Enis Batur, ezberinde 57. sayfa. İnce belli cam bardakta şarap sabahı, kendiyle göz göze gelemedi bir kez daha banyodaki boy aynasında. Oysa böğürtlen kokmak istiyordu. Başka bir adı olsun istemişti, başıbozuk seslerin arasında, harflerle renklerin birbirlerini itmedikleri bostanın. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yastıkta bıraktığı izlerden topladı saçlarını. Saçlarını bütün izlerden… İz gibi bırakılan gözlerden toplayamadı sesini, sesini alıp kaçamadı, sessizdi, karanlık bir sabahta, sabah da. Merdivenlerden inişinde nihayet, yüzlerce sigaranın içilmişliği, binlerce insanın oturmuşluğu kokan 10 basamağından, o barın, ona ilk değişini anımsadı bakışının. Başı bulanık bir karanlıkta milyonlarca insanmış gibi milyonlarca bakan. Ona ki yıllar sonra, hüznün, gölgesini kapıma bırakıp uykunun ardına gizlenen, uykunun ardından gözleyen… Ev elma kokuyordu, ikiye bölününce nasıl kokarsa…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;Saçlarının kurutma makinesinin sıcağında dağılışını ironik bulurdu hep. Rüzgârımsı. Yüzme havuzu, yapay göl, naylon bebek, yapık, yaratık, yaratmışçılık, sahte. Uygar olmak taklitlerden ibaret dedi aynadaki. Mahsuscuktan derdi halası masal anlatırken çocuk gecelerinde, -mış gibi deniyor şimdi… Sanki… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Anı, diye yazmıştı bir zaman bir yerlere, yapılanların yaratıcı kurgusudur. Nasıl olmasını, nasıl kalmasını istiyorsan onu zihne öyle yansıtmaktır. Anı, an’ı anda bırakmamanın dilde bıraktığı ferahlıktır. Göze çekilen kalemin rengini önceden görmektir. Denizdeki hangi zerrenin senin olduğunu bilmektir. Anı, anlardan yapılma cam bilyelerle oynanan papatyalı bir oyundur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;Makyajını bitirdi, gülümsedi o günkü yüzüne. Hazır mıyız? Dedi dışındaki, cevap beklemeden attı kendini kapının dışına. Kapının dışında olmak içini burardı hep ama bilmezdi içinden başka kimseler bunu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Drama sözcüğünün kökeni Anadolu kavmi Luwilerin dilinden gelmektedir. Sözcük, Luwi tanrısı Adra/Odra ismiyle ilişkilidir ve tanrıçanın kocasının halkı anlamındadır. Dra=Adra; erkek, koca, eş,&amp;nbsp; Ma= lılar, Ardalılar, yani tanrının insanları anlamına gelir diye okuyacaktı oturduğu barın masasında bulduğu kitapta, önce müzik sonra karşısına oturan güzel izin verseydi. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;Ser, hoştu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Seri bir hoştu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir hoştu ser, ondandı kokular.&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2bIWrVpi0JQ/TnRfUgC95tI/AAAAAAAABq0/uec-rIXfVmk/s1600/tumblr_lgy46hE1Oi1qauaolo1_500.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-2bIWrVpi0JQ/TnRfUgC95tI/AAAAAAAABq0/uec-rIXfVmk/s1600/tumblr_lgy46hE1Oi1qauaolo1_500.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-5000632054502895503?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/5000632054502895503/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=5000632054502895503' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5000632054502895503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5000632054502895503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/koktu-zaman.html' title='KOKTU ZAMAN…'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-2bIWrVpi0JQ/TnRfUgC95tI/AAAAAAAABq0/uec-rIXfVmk/s72-c/tumblr_lgy46hE1Oi1qauaolo1_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-5157817879182673847</id><published>2011-09-17T03:54:00.004+03:00</published><updated>2011-09-17T11:54:40.908+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Sana</title><content type='html'>&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;Ne zamandır ertelediğim birşeydin...ertelediğim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;ama bulduğumda karşılaşamadığım....seni söyleyebiliyorum aslında çekmeceme iki günde bir bıraktığın&amp;nbsp; jiletlere rağmen.... onları yiyerek beslenirken nereli olduğuna dair şüpheleniyordum...ki her gün oralı değildin...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;kimi söylesem diyorum aklıma... beş harften başka Bir şey çıkmıyor dilimden... seninle oluyorum sen oralı değilken...tamam “onu” biliyordum ama bu kadarını tahmin edemiyordum... “o” vardı ama gerisi senindi... o da bize fazlaydı.... özellikle bana... bunu yapan olarak ellerindeki masum küçük cinayetini kalbim olabildiğince sıradanlıkla karşılayabiliyordu...&amp;nbsp; ama ben biliyordum ki öyle bir gün gelecek ti o kısa harflerle adım senin zihninden geçecekti... buna adım gibi emindim ve dedim ki bu bir bedel olacak... böyle kendi kasırganda her şeyi yakamazsın ve yakmaya izin vermem ben. bende o kadar anlayışlı değilim sana bu kadar adapte etmişken kendimi...anlatamadığım birkaç acı senin böğrüme dağladığın ezginde ortaya çıkıyordu... yüzüme dökülen kimyasal pirincindi ama sarkıyorum senin o asma tavanından gözüne bize...soğukkanlı çaba benimki&amp;nbsp; biliyorsun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;içim beyaz tenime yansımış olmasına rağmen, yanmakta senin esmerinin odağınla... işte şuracıkta senin sol anahtarını hala özlüyorum, kusursuz bir fotoğraf karesi olmayı yeğlerdim yanında çok mu eksik kaldım acaba... sen zaten her şeyi biliyordun bölüp çarpıp parçalıyordun... gözümün önünde bizim cinayetimize kurban oluyorduk sesimi çıkarmıyordum ben.... inanılmazdı benim için .... o kadar inanılmazdı ki ben sevgili olmayı bilemedim ya sen hep bildin ondan oldu işte...&amp;nbsp; sen yalnız kalmazsın çünkü kalamazsın... keşke senden biraz vakit kalsaydı da&amp;nbsp; bizi yaşasaydık... seni astım kendimi astım ve herkesi her zamanki gibi vicdanıyla baş başa bırakıyorum... çünkü ben üzülmüyorum...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;biliyorsun sen bizim sarı duvarları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;biliyorsun olanları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;ben senle değil&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;sarılarla sevişiyordum...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;bunuda anlamazsın sen&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;çünkü hep sen&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;hep sen...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;geriye kalan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;yarım yamalak ben...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;“O” nu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;biliyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;ama gerisi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;yine sen&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;yine sen...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-481MM-WB8qE/TnPwiTD5znI/AAAAAAAABqw/yr9g2_svQbE/s1600/1248279385504038.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-481MM-WB8qE/TnPwiTD5znI/AAAAAAAABqw/yr9g2_svQbE/s1600/1248279385504038.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="Standard"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-5157817879182673847?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/5157817879182673847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=5157817879182673847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5157817879182673847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5157817879182673847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/sen.html' title='Sana'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-481MM-WB8qE/TnPwiTD5znI/AAAAAAAABqw/yr9g2_svQbE/s72-c/1248279385504038.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1001823367523738329</id><published>2011-09-17T03:47:00.000+03:00</published><updated>2011-09-17T03:47:10.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Özge Özen'/><title type='text'>valizler</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kapı önünde bekleyen, yolculuğa hazır valizler gibi hayatlarımız,&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;içine birkaç parça mutluluk, birkaç parça güzel gün sığdırılmış,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;biraz gülümseme ile bin bir tane gerçekleşmemiş hayal tıkıştırılmış,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;serin akşamlar için birkaç arkadaşla,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;yağmur yağarsa diye bir aile de unutulmamış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bir de derinlerde bir yere paketlenmiş bir yalnızlık saklanmış,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;birine hediye etmek üzere güzelce hazırlanmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;akşamları okumak için bir aşkla, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hayatın zararlı ışınlarına karşı pembe bir gözlük de konmuş, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ve kapatılmış.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bir de önlerde bir cebe büyük bir saat sıkıştırılmış,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;gitme vakti geldiğinde kapının önünde hazır beklesin diye hayatlarımız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-J90GyjhTu2Y/TnPt_xK3P2I/AAAAAAAABqs/BV_4lzoC0eM/s1600/123621304218971.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-J90GyjhTu2Y/TnPt_xK3P2I/AAAAAAAABqs/BV_4lzoC0eM/s1600/123621304218971.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1001823367523738329?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1001823367523738329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1001823367523738329' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1001823367523738329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1001823367523738329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/valizler.html' title='valizler'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-J90GyjhTu2Y/TnPt_xK3P2I/AAAAAAAABqs/BV_4lzoC0eM/s72-c/123621304218971.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-9133209804540748460</id><published>2011-09-17T03:29:00.000+03:00</published><updated>2011-09-17T03:29:02.785+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Gece olsun istedim</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gece olsun istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sonu olsun istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hep bitsin istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hep geçsin istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İstedim istemedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kalkmak istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Geçmek istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Varmak istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Zaman istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kalbimi istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hastalık istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Başka istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hep bitsin istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hep geçsin istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Görmek istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Renk istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kış istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Akrep istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sakin istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Huzur istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sel istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Rüzgar istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aşk istedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hiç istemedim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hiç olmadım sanki…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her şeyin en güzeli&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hiç olmayan hayali&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wapLVpOJGIE/TnPpwLRF5wI/AAAAAAAABqo/h1jvp-e7QC4/s1600/1243390439137105.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-wapLVpOJGIE/TnPpwLRF5wI/AAAAAAAABqo/h1jvp-e7QC4/s1600/1243390439137105.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-9133209804540748460?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/9133209804540748460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=9133209804540748460' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9133209804540748460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9133209804540748460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/gece-olsun-istedim.html' title='Gece olsun istedim'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wapLVpOJGIE/TnPpwLRF5wI/AAAAAAAABqo/h1jvp-e7QC4/s72-c/1243390439137105.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3163239369867087445</id><published>2011-09-15T22:43:00.000+03:00</published><updated>2011-09-15T22:43:33.792+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çiğdem Aldatmaz'/><title type='text'>EVE DÖNMEK YA DA KAFESE GİRMEK</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 12px;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="uiHeader uiHeaderBottomBorder mbm" style="border-bottom: rgb(170,170,170) 1px solid; margin-bottom: 10px; padding-bottom: 0.5em;"&gt; &lt;div class="clearfix uiHeaderTop" style="zoom: 1;"&gt; &lt;div&gt; &lt;h2 class="uiHeaderTitle" style="color: #1c2a47; font-size: 16px; margin: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 12px;"&gt;&lt;b&gt;Dün&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong style="line-height: 16px;"&gt;ya&lt;/strong&gt;&lt;strong style="color: #333333; line-height: 16px;"&gt; bir  kafestir&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: white; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 12px;"&gt; &lt;div class="mbl notesBlogText clearfix" style="font-size: 11px; line-height: 1.5em; margin-bottom: 20px; word-wrap: break-word; zoom: 1;"&gt; &lt;div&gt; &lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Yürürken ilk  bunu düşündüm. İlk kez geçtiğim bir sokakta aklıma gelen ilk cümleydi. İlk kez  aldandığımda da aynı marifeti göstermiş miydim bilmiyorum. Bazen acıyı bile  duymaz oluyor insan. Oysa sadece işe gidiyordum, her sabah olduğu gibi fakat bu  sokaktan ilk defa geçiyordum. Bana şimdi söyleyeceklerimi düşündüren sokak  mıydı, sonbahar mıydı bilmiyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Adımı atar  atmaz köşe başından, ama dünya dedim, yaralarımızı içine taşıdığımız bir  kafestir.  Biri sizi ansızın içine itebilir. Kendinizi ellerinizle oraya sokmuş  da olabilirsiniz. Ya da oraya usanç dolu yaşamınızı, katlanmak zorunda olduğunuz  parçaları koyup dışarıya çıkabilirsiniz. Anahtarını elinizde tutabilir ya da  denize atabilirsiniz. İnsan derisini koruma derdine düşmüşken ruhunu unutur  çünkü. Sözler, sesler ve gülüşler arasında bir anlığına bile hatırlasa ruhunu  ellerinin arasında duyup yola devam edebilir ve artık kafesin anahtara ihtiyacı  yoktur.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Gözlerimi  anahtarımı aradığım kaldırım taşlarından  kaldırıp gökyüzüne diktim sonra çünkü  bugünlerde herkes sokakları anlatıyor. Oysa çok saydam, çok geçirgen ve bir o  kadar da hassas bir örtü var üzerimizde. Gözümüz mavi görüyor diye mavi, gri  görüyor diye gri olan bir ipek örtü altındayız. Bunun bize ne getireceğini  sezebileniniz var mı? &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Yanımdan bir  çocuk geçiyor,  10 liraya satılan uçurtmalardan aldırmış annesine. Uçurtmaları  parayla satan adam hiç utanmamış, kadın hiç düşünmemiş alırken; çünkü  kadın   biliyor ki uçurtma görmeden büyüyen çocukların gözleri dünyaya hep kırık  bakacak büyüdüğünde. Çocuk diyor ki, “Anne bak, nasıl da geçiyor bulutlar  üzerimizden!” Anne kim bilir neler görüyor çocuğun gösterdiği yerde, gittikçe  uzayıp uzaklaşan bakışlarından anlıyorsunuz. Sonra ben bakıyorum gökyüzüne ama  üzerimizden kayan gökyüzü değil, bizleriz aslında diyorum. İpleri elimize  tutuşturulmuş yeryüzü düğümünü çözmeye ara verip bir soluk alabilmek içinse eğer  göğe bakmak, bunu bugün yapıyorum. Malum güzün tatlı esintileri var  havada.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Ne var ki  kafesin kapıları yine de açık. O kadar yol geçtim, o kadar esnettim ki hayal  kasımı yaşarken ve o kadar aradım ki bazı şeyleri… Bir kır kahvesini, bir solgun  çiçeğin ölümle dansını, bir sesi ve usumda yüzen gemilerin yelkenini şişirecek  rüzgârı… Yine de kaçamıyorsunuz işte, kafesin kapıları beni  bekliyor.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Aslına  bakarsanız kaçacak yerinin olmayışına üzülüyor insan. Herkesin değişmesine,  dostların siz olmadan tutundukları uzak kıyılara, rakıda aynı buğuyu bulamamaya  artık… İnsanın bir sabah uyanıp bambaşka biri olduğunu anlamasına ve bir sürü  şeye… Bir sürü şeye üzülebilir insan tabii ama asıl acı, artık acıların üzerine  yazılan şiirlerin hafife alınmasıdır dünyada.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Kafesi  geçiyorum, çocuğu, sokağı, solgunlukları… Gök kalıyor. O hep kalıyor. Çocuk  uçurtmanın ipine takılıp düşüyor. Ben nereye gittiğimi unutuyorum. Nereye gitmek  istediğim hatırımda kalmıyor artık. Yağmurlu sabahlar gibi olmayı diliyorum  böyle zamanlarda. Hani annenizin evinde uyandığınız ve pencereden dışarıya  güvenle bakabildiğiniz yağmurlu sabahlar… Her şeyin ilk adımının ıslanarak  yaşanması… Bundan daha soylu bir şey bilmiyorum. Çatılarda sonbahar ve yerde düş  görüyorum.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Üstelik, her  şeyi uzatmak, kısaltmak, kesmek ya da yarılamak düşüyor insana. Bir de bırakıp  gitmek istiyoruz hep olduğumuz yerleri. Nereye gitsek doğru değil, nereye gitsek  yarımız. Yarımız ah yarımız, hep bunu hissediyor. Hep hissedecek. Bir yarımız  diğerine küfrü basıp gidecek ve bu kirli kalabalık içinde ancak yarımız  yapabilecek bunu, hatta belki daha azımız. Hatta belki, uyumak için daha önce  kimsenin keşfetmediği bir kovuk arayan tavşan gibi ormana kızmayı bir yana  bırakacağız ya da bu istek hep gidecek böyle… Hep böyle işte, hiç değişmeden,  hiç eksilmeden içimizdeki o yabancılık hissiyle devam edebileceğimiz kadar  edeceğiz.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Başımızın  üzerinde hep bir kafes, iplerine dolandığı için uçamayan bir uçurtma ve bize  aşağıyı sorgulatıp duran bir kadife gökle birlikte hep evimizi  arayacağız.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;Malum bir  hayat, yolun diğer yarısı için yaşanıyor artık…&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-BM69ep8X8ug/TnJVUzbuSHI/AAAAAAAABqg/BGDK_0H4pU0/s1600/343531494.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-BM69ep8X8ug/TnJVUzbuSHI/AAAAAAAABqg/BGDK_0H4pU0/s1600/343531494.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: 11px; line-height: 1.5em;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3163239369867087445?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3163239369867087445/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3163239369867087445' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3163239369867087445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3163239369867087445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/eve-donmek-ya-da-kafese-girmek.html' title='EVE DÖNMEK YA DA KAFESE GİRMEK'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-BM69ep8X8ug/TnJVUzbuSHI/AAAAAAAABqg/BGDK_0H4pU0/s72-c/343531494.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-6289212867327112355</id><published>2011-09-14T01:33:00.001+03:00</published><updated>2011-09-14T01:35:44.679+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Ruhum</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-NTUa5-fGfSs/Tm_asM4In8I/AAAAAAAABqc/i3SCTOJnaLM/s1600/535153908.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-NTUa5-fGfSs/Tm_asM4In8I/AAAAAAAABqc/i3SCTOJnaLM/s1600/535153908.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Çengelli iğneyle&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Havada gezen bir şeyle&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Zoraki istemsizlikle&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tutturulmuş sanki&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tek sayfa sözleşmeyle&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yeryüzüne…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şimdi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kimsem yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Esrik cümle yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kaygan zemin yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Umduğum rüya yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Uçsuz tünel yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kuzgun da gitmiş yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aidiyet yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yağmur yok kaçış yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yetişmek yok&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bekleyen o saatindeki vapur yok…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her yer mavi tertemiz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her yer yeşil serin ıslak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her yer gri sabit kapalı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her yer beyaz &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Her yer beyaz…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aralarda küçük gölgeler&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dilim hep bunu söyler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Çok yakın&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Seziyorum da seziyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir tek bunu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bırakmadım bu huyumu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir sana söylemiştim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir sayfa önce yüzleşmiştim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sen kendini sakın…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-6289212867327112355?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/6289212867327112355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=6289212867327112355' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6289212867327112355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6289212867327112355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/ruhum.html' title='Ruhum'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-NTUa5-fGfSs/Tm_asM4In8I/AAAAAAAABqc/i3SCTOJnaLM/s72-c/535153908.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8901516480725953615</id><published>2011-09-14T01:26:00.002+03:00</published><updated>2011-09-14T01:26:42.983+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Özge Özen'/><title type='text'>Cibiliyetsiz Yalnızlıklar Sokağında Hüzünlü  Carmen ile Yaralı Don Kişot</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Siz hiç Don Kişot oldunuz mu biraz? Sonra yel değirmenlerine aşık olup yenildiniz mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Hani serin bir sabahta, Kadıköy iskelesinde beklerken, bu vapura binmezsem 7, 45’e vurgun olup durur mu diye kendi var oluşundan bile utanç duyan bir umutla düşündüğünüz oldu mu? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;Ya da o vapurda, ruhları ceketlerine sıkışmış, kravatları tarafından nefes yolları tıkanan, “kendilerine kötü bir şey yapmalarından” korkan yakınlarına rağmen kurtarılamayacak, iyi giyimli kurbanları görünce; “Eller yukarı! Herkes beyefendiliğini yere bıraksın!” diye bağırmak istediğiniz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Benim oldu, ama hanımefendiliğim buna el vermediği gibi, “Onların kendilerine kötü bir şey yapmalarından bize ne efendimiz?” dedi içimdeki Olric’vari ses. Hakikaten bana ne? Ben sadece kravatların katil olmasına üzülüyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yoksa en az Hobbes’un realizmi kadar bencilim, toplum sözleşmesine karşı gelecek kadar da cesur. Nitekim her sözleşmede çekincelerim var ve gayr-ı meşru nedenlerim. Doğuştan kanatlarım yok ama nedenini bilmediğim sonuçlarım var, kırıklarım. Bu yüzden günahlarım. Fakat bir kırmızı, Carmen’in tüm şiddetini meşrulaştırmıyor mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Masumum işte. Suçumu kabul etmeyin. Seyyar mahkemelerde görücü usülü cellatlara vermeyin beni. Ben kendi halinde olmayan bir kadınım. Başka birinin halindeyim çoğu zaman. Ve bir gözyaşı insanlığa dair soykırım yapıyor içimde zaman zaman. Yoruluyorum, bir şarkıya kıvrılıp uyuyakalıyorum. Ben ne zaman uyuyakalsam Tanrı yorganı kendi üzerine çekiyor, üşüyorum. Siyah beyaz rüyalar görüyorum. Ama dudaklarım kırmızı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sahi, siz hiç İstanbul’u öptünüz mü?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İstanbul zamandır. Zamansa başlı başına bir melankoli. Her an, geçmiştir. Her geçmiş içinde &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;biraz insanlık, biraz hal, birkaç dudak ve bir şehir taşır. Ben ne zaman İstanbul’u öpsem bir dudak, insanlığın bir halinde, bir şehri aldatır. Bu cibiliyetsiz yalnızlıklar sokağında marifet iltifata tabidir. Hiçbir yemin gerçekten edilmemişken bir şehri aldatmak insanlık halidir. Oysa ben seni hiçbir halimde aldatmadım İstanbul.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sen yine de üzül. Bütün güzellikler üzgündür. Şehirler suskun. Aynalar irrasyoneldir. Çünkü bütün yansımalar romantiktir. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Bak yüzüne, gücüne gitse de çizgilerinde hiyerarşik bir hüzün gizlidir. Çirkinlikler de üzgündür. Bu, işgal edilmiş bir ülkenin devrilmiş liderinin pişmanlıkları kadar gerçektir. Ne yazık ki hiçbir hukuk düzeninde pişmanlık suçu hafifletmez ama her hukuk bir düzen değildir. Cezalar, ruhlara orantısızdır çoğu zaman.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eylül’de, mevsim bir şehrin koynuna girdiğinde, her Carmen’in edebiyatı içinde parçalanır, içine içindekileri sığdıramaz ve her Don Kişot yaralıdır biraz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Siz hiç yel değirmenlerine aşık oldunuz mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 283.2pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Özge Özen - 12.09.2011&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8901516480725953615?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8901516480725953615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8901516480725953615' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8901516480725953615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8901516480725953615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/cibiliyetsiz-yalnzlklar-sokagnda.html' title='Cibiliyetsiz Yalnızlıklar Sokağında Hüzünlü  Carmen ile Yaralı Don Kişot'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4302450936982501685</id><published>2011-09-12T03:39:00.001+03:00</published><updated>2011-09-12T03:51:50.676+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>GRİ TAVANLI BİR ODA</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gri tavanlı bir oda düşünün, ve o odanın içini kendinizle doldurun…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnce küçük bir sıvı gibi ..yani akışkan ve de fazlaca hünerli…zevk ve tecrübe ile bileşkesini tamamlamış bir sıvı ..ve de bu bileşke uğruna türlü kırmızıyı kurban vermiş bir sıvı.. ilkin o sıvının tüm benliklerden geçtiğini düşünün …tümünü bir amaç uğruna öldürüp, içinden geçtiği ruhlara başka bir hayat verdiğini ve de böylece herkesin kutsanmış bir aziz gibi oradan oraya savrulduğunu düşünün …ya da düşünmek de ne kelime, bizzat görün…gözlerinizi gri tavandan bir süreliğine ayırıp az ileride ışığın yanında birbirlerine sokulmuş şakın şaşkın duran o insancıkları görün…onların nasıl da iç içe geçtiklerini, ve de ilk kıvrımda nasıl da kopacaklarını, ve de alt üst olup ince bir sıvı gibi bu hayatın kanalizasyonlarından akacaklarını hissedin…çok mu rahatsız edici tüm bunlar…tüm bu insanlar tiksindirici mi …o zaman kendinize korunaklı yeni yeni küçük evrenler yaratın…içine hiçbir aklın öngöremeyeceği türden zehirli yaşamları kusun….zehirli yaşamlara sunacağınız aklı başında &amp;nbsp;panzehiri yüksek insanlara çıkartın adınızı…ve de kendinizi ve tüm bu olanları ve de tüm bu &amp;nbsp;geceyi ve yaşanmış ve de &amp;nbsp;yaşanacak olan tüm gecelere tiksintiyle bakın… yanlarından uzaklaştığınız insanlara tekrar bir bakın…evet tam da şimdi bir yılan gibi içinize kadar sokulmuş adına &amp;nbsp;aziz dedikleri insanı görün …ellerini ilahi bir kudrete kaldırır gibi yapan ama yine de bundan bile bir sonuç çıkarma edasında olmayan bu insana gizliden gülümseyin…evet gülümseyin ki adını bile unutsun ve de size hiçbir maddede olamayacak kadar hafif ve de duyduğunuzda sizi kaskatı yapan bir gölgenin hiç gidilmemiş, ve hiçbir güneşin yakmadığı o etnik coğrafyaları anlatsın….ona adını sorun…bilin ki bilemeyecek…bilin ki gökyüzünün &amp;nbsp;bir yerinden elleri boşluğa çakılmış…ama onda inatla ve de hınca hınç bir &amp;nbsp;kudret arayışı…ah ona tüm bunlar nedensiz deyin…tüm bunlar daha önceden yaşandı…ve de tüm bunlar başkalarının kabusu bile olamayacakken tam da burada, &amp;nbsp;şu anda gerçekliğinden şüphe götürmez bir şekilde yaşandı…yaşanıyor…tüm bu hayatın gizli saklı öngörüleri, kimyasallarla karıştırılmış bilinç dışı bir aklın anlık öngörüleri….rüya bilmecesi….aklın bir anlık sapması ve de yine o aklın en keskin yarlarından atlayan insancıkların en delisi… en koyusu….en kırmızısı…en senden olanı…senden en ayrıksı olanı…görüp göreceği sadece bu olduğuna kendini inandırmış ve yine bu yüzden yüzünde en sessiz gülümsemesiyle ötede duran… görün ellerinizle ve de tüm o gururlu aklınızla…sarmal bir yay gibi sizi çepeçevre saran o ritmik dansın kafafonik gürültüsüyle… &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;görün çünkü hepsi yaşandı.. görün çünkü hepsi yalansız bir gerçeklikte oluyordu…ve de tüm bunlar kendi kaosunu yaratırken her şeyi alt ediyordu…biliyordum o ince sıvı akışkan bir yalnızlıkta ilerliyordu….hepsi, bir tek ona çıkıyordu…ve de yine o ruhla aydınlanıp sonsuz bir törenle birleşiyordu..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ilk kurban bir erkek ve bir kadındı …çünkü bir erkeğe en çok yakışan acıysa, bir kadına da en çok yakışan kırmızıydı…doğuyorlardı ve de doğup ağlayarak o ilk hünerlerini geliştiriyorlardı…acıya doğup yine ona dönüşecek olan bir gezegenin ilk nefes alışcısı gibiydiler.. bunlar da aziz olamazlardı &amp;nbsp;ve &amp;nbsp;bu her hallerinden beli oluyordu.. ve yine bu yüzden oradan oraya savrulmaktansa birbirlerine savruldular… bu bir kandırmacadan ibaretti ama bilmiyorlardı.. bilmiyorlardı çünkü &amp;nbsp;çoktan &amp;nbsp;ruhlarına girilmiş, üstlerine gidilmiş ve de fazlasıyla onların yarattığı bu gerçekliğe bulanmışlardı…korkmuyorlardı ses etmediler bile .. sadece sessizce o törenin gidişatına uyum sağladılar.. çünkü onlardan istenilen buydu.. çünkü bir kurban kırmızının gerçekliği kadar gerçektir.. çünkü tüm kurbanlar acı çekmeye bayılır…çünkü tüm kurbanlar kırmızıya bayılır… çünkü tüm kurbanlar ölmemeye değil ölmeye bayılır...çünkü tüm kurbanlar onu öldürecek olana bayılır…içten içe hep bunu ister…zevk acıyla açığa çıkar….ve de acı ölümü kutsar ..ve ona yeniden hiç tadılmamış yeni yeni yaşamlar sunar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;tüm bunlar oldu çünkü siz oldunuz…tüm bunlar gri tavanlı ve de sadece loş bir ışığın aydınlattığı o bu odada yaşandı…biliyordum çünkü siz biliyordunuz…evet yaşandı çünkü siz yaşadınız…ben her adımında bu dünyanın gizliden ve de sessizce bu ilahi törene uzaktan bakanı oynadım… ellerimde en masumundan bahara dair taze tomurcuklarla…ve de güzel olan ne varsa işte, güzel diye nitelenen ne varsa tam da onlarla gelmiştim…zıtlıkları yaratanın yine o zıtlık olduğunu bildiğimden ve de yine bu zıtlığın, yani iyi ve de kötünün, güzel ile çirkinin içinden çıkan o ayrıksı tadın dillerde yarattığı o derin karmaşadan ilham aldım…tüm bunlar bunun ince bir yansıması gibiydi….çünkü biliyordum bu gri tavanlı oda eşsiz bir birlikteliğin ürünüydü…tanrıyla kurbanları arasında yaşanan o ilahi komedya gibi, tanrının onu inkar eden masum çocukları gibi, tanrının gölgesine tekinsiz bir huzurla yaslanmış duran azizler gibi, sana tanrının adını söylediğinde bilinç dışı bir şekilde tam da ona dönüşen çocuk tanrılar gibi, hepsi bu odada yaşandı…birbirlerine sarılmış ve de birbirlerine muhtaç olduğunu düşünmekten başka bir şey düşünemez hala gelen insancıklar, birbirlerine sarılmış ve de gerçek gerçek diye inleyen ve de yine bu inatla doğan ve de yine bu inatla ölecek olan tüm o tanrılar…tanrı çocuklar…çocuk tanrılar…o tanrıların sessiz ama içten içe huzursuz azizleri…o tanrıların azizleri…hepsi ama hepsi bu gri tavanlı odada ellerinde abaküs gün sayıyorlardı… tüm tanrılar insan boncuklarını sayıyorlardı…. türlü türlüsü ve de en gizlisinden en bilinenine kadar hemen hemen hepsi, sayıyorlardı.. ve de saydıkça gün biriktiriyorlardı…ve de biriktirdikçe ölüyor ve de öldürüyorlardı…ince akışkan bir sıvı gibi insancıklarını sayıyor ve de onlardan gün biriktiriyorlardı…azizler de onların resmi muhasebecileri gibi ellerinde siyah defterleri kayıt tutuyorlardı…bir insan…iki insan …üç yüz altmış beş milyar insan …insanlarda bir köşeye pusmuş ya bu durumu kabulleniyor ya da tüm ruhlarıyla direniyorlardı….bunların hepsini gördüm…çünkü siz gördünüz…çünkü bunların hepsi sizin yanıbaşınızda oldu… birdenbire ama şaşmaz bir ritimle her gece sizin gri tavanlı odanızda oldu tüm bunlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;şimdi sizi aydınlığa mı çıkardılar ….ilkin gözleriniz mi yandı o kızgın ışığın altında…şimdi ne yapacaksınız anlatın bir de ben dinleyeyim sizden …anlatın tüm bu olanları ve de tüm geçmiş&amp;nbsp; ve de tüm geleceğe ait hikayelerinizi…masallarınızı...anlatın, sizi dinlemeye de odaklandım şimdi…şimdi ne yapacaksınız tüm o solgun gülüşlerinizle…size gerçek gerçek diye inatla söyledikleri o amaçsız sözcüklerle…anlatın…gri tavanlı odanızı, o gri tavanlı odanızda yaşanmış ve daha da yaşanacak olan binlerce görüntüyü ve de o görüntünün zihinlerde açığa çıkan kozmik akıl sapmasını…anlatın, lütfen bir kez ve de yavaşça tıpkı yaşar gibi en ince ayrıntısına kadar sektirmeden her şeyi bir güzel anlatın…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gri tavanlı bir oda düşünün, ve o odanın içinde kendinizi&amp;nbsp;bir sabah&amp;nbsp;ölmüş &amp;nbsp;bulun !&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-WX63L15rDQw/Tm1XjgRlbaI/AAAAAAAABqA/yHgVKFq7dPA/s1600/1257864546300353.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-WX63L15rDQw/Tm1XjgRlbaI/AAAAAAAABqA/yHgVKFq7dPA/s1600/1257864546300353.jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4302450936982501685?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4302450936982501685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4302450936982501685' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4302450936982501685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4302450936982501685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/09/gri-tavanli-bir-oda.html' title='GRİ TAVANLI BİR ODA'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-WX63L15rDQw/Tm1XjgRlbaI/AAAAAAAABqA/yHgVKFq7dPA/s72-c/1257864546300353.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-7038159091661965466</id><published>2011-06-09T21:09:00.000+03:00</published><updated>2011-06-09T21:09:04.796+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>merhametim lehine</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;merhametim lehine &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;işliyordu olabildiğince&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kenarında elle tutulmayan&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;zihninde örülü hayalleri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;nedenlerini bildiğimden...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ah çocuk ah çocuk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hep işine geldiği gibi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ah çocuk ah çocuk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ahlakın değerlerin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bitmeyen farazi isteklerin...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;ah çocuk &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;acemi modern kadın&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kadınlığını da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;işine geldiği gibi anladın...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hep sen hep sen çocuk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;doğuyla batı arası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;küçük arafsın çocuk&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hani ben olmuştum da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;sen çocuktun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hep ben sustum da&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;sen konuştun...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-7038159091661965466?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/7038159091661965466/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=7038159091661965466' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7038159091661965466'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7038159091661965466'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/06/merhametim-lehine.html' title='merhametim lehine'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-6188049357904697014</id><published>2011-06-09T21:07:00.001+03:00</published><updated>2011-06-09T21:07:58.974+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>MAVİ TOP</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;nerde doyum sağlayacak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;nerde gerçeği yakalacak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;etin nasıl kavrayacak &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bu mavi topu...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bu mavin topun &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;neresine tutunacak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hangi kalbi saracak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;nerde başlayıp &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;nerde son bulacak...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hangi güç seni saracak&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hangi parçan eksiğini &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;el yordamıyla&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bulacak...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;tam düz bir çizgi değil bu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;büyük kısmı akıldışı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;aslolan süregelen hayat&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;herzaman yasadışı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-6188049357904697014?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/6188049357904697014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=6188049357904697014' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6188049357904697014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6188049357904697014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/06/mavi-top.html' title='MAVİ TOP'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8379209775249119990</id><published>2011-06-09T21:04:00.004+03:00</published><updated>2011-09-17T03:26:06.793+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Resim</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wPeO_BpiNg0/TnPpEqUaSLI/AAAAAAAABqk/3FxNj9a2kps/s1600/849381321.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-wPeO_BpiNg0/TnPpEqUaSLI/AAAAAAAABqk/3FxNj9a2kps/s1600/849381321.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesafemi ölçüyordun&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;onlar benim korkularımdı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;gelenleri nasıl karşıladığım&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;neyi nereye koyduğum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bu bendim varolduğum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;yüzünü soruyorum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;plastik makyajlı yüzün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;öfkeli hayallerinin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;öfkeli bahaneleri doğuran yüzün&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;kırmızı koltukta dinlerken seni&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;hangi gazete küpüründeydin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;neyi kendine bezemiştin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bu küt saçlar da güzel&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;peki sen kimdin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;bir saman kağıt üstünden&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;beni asla resmedemezdin...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8379209775249119990?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8379209775249119990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8379209775249119990' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8379209775249119990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8379209775249119990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/06/esrik.html' title='Resim'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-wPeO_BpiNg0/TnPpEqUaSLI/AAAAAAAABqk/3FxNj9a2kps/s72-c/849381321.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-2471823621734540932</id><published>2011-01-03T19:55:00.001+02:00</published><updated>2011-01-03T19:55:04.752+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bala'/><title type='text'>KOCAMAN 1 SİRK</title><content type='html'>suya bak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başında öylece dur ve suya bak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;göremediğini düşünüyorsan; aldanıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gökyüzü uçuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönüyor, görüyorsun bunları!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inkar etme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet,haklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutlu sonlar yoktu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutluluklar vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes de bir yere kadar haklıydı ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güldük hep beraber,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra herkes vazgeçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonra hepimiz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı lafa geldik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-2471823621734540932?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/2471823621734540932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=2471823621734540932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2471823621734540932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2471823621734540932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/01/kocaman-1-sirk.html' title='KOCAMAN 1 SİRK'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4511899578873264747</id><published>2011-01-03T19:51:00.002+02:00</published><updated>2011-01-03T19:51:30.606+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bala'/><title type='text'>HATA PAYI</title><content type='html'>Sanki çok şey istiyoruz hayattan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adil mi sence?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamadıkça insanlar, bütün bu yapılanlar neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü insanlar mıyız, cevabın var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Titreşimde kalan her şey çöp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydi yapma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklemiyordum deme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hislerine sıçayım o halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarım olan her şeye,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hata payı bırakmayı unutmuşuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorsun ama,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat kendini bilmekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon da, kim kendini gerçekten edebiyat yapıyor sanmış?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak o susuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atıyor, kırıyor, parçalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesnelere yaptığı zulmü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarda kurumaya bırakılan kan iziyle kıyaslıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeklere davet edeyim mi seni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans ederiz bir gece ve ben sonra,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.1.2011&lt;br /&gt;bala&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4511899578873264747?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4511899578873264747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4511899578873264747' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4511899578873264747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4511899578873264747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2011/01/hata-payi.html' title='HATA PAYI'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-6440850360561631956</id><published>2010-11-28T02:53:00.008+02:00</published><updated>2010-11-28T11:58:59.953+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Ellerinden gökyüzüne çakılmış</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bomboşluğu yazıyorum...boş kağıdın boşluğunu yazıyorum..içimize işlemiş ne varsa onu,silüetlerin gözlerimizi nasıl da kamaştırdığını yazıyorum...sessizliği ilk bozan kimdi onu yazıyorum....yazmak ve de yazmaya söylenmiş tüm tümceleri yazıyorum....elimizle bulduğumuz gibi nasıl da kaybetmişiz onu yazıyorum...ilk görende kimmiş kaybettiklerimizi, onu yazıyorum...hoş geldiniz ve de hoş buldunuz nasıl da istekliydiniz görmeye halbuki biz hiçbir şey demeyeceğiz, onu yazıyorum...belki de sadece tekiladan önceki tuzu ve de tekiladan sonraki limon mayhoşluğunu yazıyorum…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;bizi yazıyorum,hani çok gayri resmi fotoğraflarda adı geçen ve de tüm sıraların &amp;nbsp;sonuna gizliden yer etmeye çalışmış ve yine bu yüzden yüzleri silik,elleri silik,gözleri silik olan ve yine bu yüzden tadı hep acımtırak &amp;nbsp;kalacak ve yine bu yüzden şiirselliğinden dem vura vura ilerleyip yine birden duran,bizi yazıyorum… çokça tekil gidiş senaryosunun gizli kahramanları olabilecekken, ellerinden gökyüzüne çakılmış ve de suskun yüzleriyle kucaklaya kucaklaya ölebilirliliği yüksek rakımlı bir atlayışa meyil eden bir havada dolanan bizi yazıyorum….çokça öyküde anlatılan ve de o öykülerin en karanlık yanında adı geçince birden korkunç sesler çıkarıp inleyen ve de yine o iniltilerin herhangi birinde adlarını söyleyebilme cesaretini kendilerinde gören&amp;nbsp; ve de yine bu yüzden o isimlerin dudaklarında yarattığı esrarengiz görüntüsüyle ne yapacaklarını bilemeyen bizi yazıyorum..çünkü tüm bunlar dillendirilmeliydi…çünkü ne kadar suskun görünürsek görünelim yazılarda gizli bir güç vardı …bunu hep bildik çünkü konuşmanın karşılığı susmak olmuyordu bazı zamanlar…biz her karesinde dünyanın tam da o &amp;nbsp;sonlar adına düşündük…ve yine bir son gibi yaşadık…biz, son karesinde dünyanın o sonu görmekten korkan zavallılara hiç benzeşmedik…çünkü aristokrasi olabilecekken fena halde sarhoşluktan kırmızı ayakkabıları kaçırdık….tokalı ve yandan geçmeli,önünde de bir metal parça olanından hani…daha ne kadar durabiliriz ki günlerin ötesinde bir şeyler varken hele…adımızın yankısını solmuş bir sıcaklıkla saran ve de bizi isimsizlere gebe eden…ve de geceleri gizliden giden,sabah olmadan,”onlar” daha uyanmadan usulcana yanlarına uzanıp hiçbir şey olmamış gibi yatan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;…!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 312.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İşte yine burada başka başka bir anlama bürünebilirdim ve adına yakıştırdığım onca sözcükler soluksuz kalabilirdi…ve de adına sessizce ağıtlar yakan bir büyücü edasında olabilirmişim gibi şimdi… bunca sene, buna zaman, bunca zamansızlık…hepsi gördüğün gibi işte ..hepsi bildiğin gibi ilerleyen bir ansızlık önsezileri olabilirmiş gibi de gelebilir kulağına…kulağına ismimi mi fısıldadım, nedir bu yakarış senin tarafından ?..ağlayabilirsen eğer gözyaşı dediğin güvercine dönüşecek şimdi…ve geceler boyunca bir yakarı halinde başıboş gezinen biçare olacak…bak ben adına yakıştırdığım onca tümceyi bu gece yakmaya yeltenen küçük bir çocuk gibi,bürünebildiğim ölçüde kendine susanı oynayacağım…evet yine cümleler kısa ve de tekil yalnızlık senaryosu gibi başıboş bırakılmış …işte diyor bu da bir başka başlangıcın sonu olabilirdi ama görmeyi en büyük idea sananlara gebe olmuşuz..o yüzden doğum sancıları çekiyoruz alabildiğine..ve de yine o yüzden sessizce büyüyor, büyüyoruz…şimdi ben eski bir ev misali hani yürürken ahşap kendine öykünüyor ya tam da öyle bir şey gibi, sessizce ve de çıplak ayaklarımla usulca yürüyor gibi böyle sana doğru geliyorum…lütfen çıplak ayaklarını açığa çıkar yine…!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;şimdi sana eski bir ev kokusu,ahşap kokusu tattırmak da vardı…ama ola ola bir başka tekerleme gibi yuvarlandım işte..öylece yıllar geçti&amp;nbsp; …öylece yıllar geçecek mi….bir başka kokuya bürünmek istermiş gibi ve de yine o kokunun vücutta yarattığı tanrısal ve biraz da mistik bir koku gibi olacak mı tüm bunlar…uzun uzadıya yere serilebilseydim keşke..senin o çıplak ayaklarına fetişist bir açıdan bakabilmeyi özlemek adına belki…hepsi bunun için de olabilirdi..gerçekten eski bir itirafname tadında ve söylenecek sözlerin ağırlığıyla ve de o kokunun mistik dekadansıyla uzun uzadıya yere serilmek…evet evet yine dediğim gibi oluyor işte…evet evet bu başka bir açıklaması dünyanın…en kılcal damarlarına oksijeni vere vere sonunu görmeyi istemek böyle işe yarıyordu işte…sonra&amp;nbsp; tensel bir açıklaması oluyordu her şeyin..çünkü bir başka dünya özlemi çekenler ve de bunun gerçekleşmesi için savaş veriyormuş gibi görünenler baya bir yanılıyordu ..çünkü bu koca bir idea olarak kalabilecekken ve de biz buna öykünüp ve de gece şarkıları gibi usulca geliyorken ve de yine biz bunu sevebilecekken,onlar bunu gerçeğe dönüştürmek fikriyle boğuldular…ama demiştim onlara gerçek dediğin güvercin gibi bir şey, neden onlara olmadık hayaller kurduruyorsun ey tanrım ! …koku demiştim,her şey senin çıplak ayaklarının yüzünden sanırım çünkü çıplak ayaklarınla hayaller kurdu tüm insanlar…çıplak ayakların yeni bir dünya özlemini fişekledi baya&amp;nbsp; baya..ama demiştim ben onlara,bu olsa olsa güvercin özleminden ileri gelen bir ansızlık bütünü…fena halde karmaşık olup çözülemeyecek bir halde gezinen bir koku gibi de değildi bu halbuki…neden sonunu görmek istediler ki ?…hem onlara adı sanı konmamış bir hüzün vermemiş miydik biz…daha ne isterler ki…daha neyi neyden çıkaracaklar ey tanrım ! biraz musiki ver bize de görebileceğimiz bir son yazalım tüm bu insanlara…çünkü inatla ve de hırsla istedikleri bu “onların”…&lt;span style="color: black; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ama inatla diyorum ki ben,&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;tüm bunlar bizi çepeçevre ku&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;şatan "onların" eseri...çünkü bizi bilindik bir sabaha hazırlayan yine onlar...ve yine o sabahla bizi öldüren,ve yine o sabahın tüm suçunu bize yükleyen yine “onlar”…çünkü bizi akışkan bir gece sevdasına izin vermeyenler de yine onlar...tüm suç onların diyecek kadar çocuğum hala...tüm suç onların diyecek kadar mahalle arası macunlarından yiyorum hala...bu bir bezginlik ve de bitmişlik de değil ...bu hiçbir şey bile değil ...o kadar diyorum ki sana şimdi bu olsa olsa ansızlık işte...hayat üstüne edilen onca cümle nereye gidiyor...bir de turuncu japon balıkları hemen ölür derler...biz&amp;nbsp; yaşatmıyor muyuz &amp;nbsp;onu fıskiyelerde...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;par&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ıl parıl akıyorlar işte su niyetine....bilineniz biz ...ve de bilindik birinin&amp;nbsp; esrik gölgesiyiz sadece…ellerimizden gökyüzüne çakılanız biz..hala neden bunca kelime…hala neden inatla onca cümle sancısı…işte “onlar” dedik çünkü son en çok “onlara” yakışıyordu…ve bu da o sonun, sonunu görmeye inatçı zavallıların işiydi…bildik biz…hem de tüm bunları bir gece bildik…şimdi ne söylesek eksik ve de fazla kalacak biliyorum…biliniyor olmanın verdiği iç huzur ve de aynı derece insanı yakan iç sancısı gibi bu da…en iyisi şimdi biz tüm &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;varl&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ığımızı yine varlığımıza armağan edelim...havai fişeklerle karşılasınlar bizi ve de rahipler kutsasın...vaftiz suyundan içelim kan kana ...vaftiz suyumuzu ayaklarımıza döküp parmak uçlarımızı yalayalım...peder kalp krizi geçirsin..tüm “onlar” kalp krizi geçirsin …tüm ambulanslara çarpalım..hemşireler çılgına dönsün...ellerinden işlerini alalım...biz yine vaftiz suyuna çorba, içine kıtır ekmek olalım...biz yine bize gebe…&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;bizi bizden do&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;ğurup,bizle yıkayalım ..teneşirler paklasın bizi.. musalla taşına yatalım da gömsünler bizi..solucan krallığını kuralım toprağın altında...solucanlarda bir telaş..solucanlarda ilk yağmurun keskin örgüsü...yok olalım ama hiç de olmayalım..bilelim zaman gelecek..ama zamanı leblebi tozuna karıştırıp mahalle arası bakkallarında satalım...bütün çocuklar zamanı &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;kussun zamanla...zaman a&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;şılasınlar ..leblebi tozu macuna dönüşsün,dedelerin sattığı şu renkli olanlarından hani...bilelim bir son vardı diye...diye diye denenmeyecek olalım...toz olalım yine..toz..ve de bitik ülkeler çağında iki yitik ruh...olalım !&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;ellerimizden gökyüzüne çakılanız biz..hala neden bunca kelime…hala neden inatla onca cümle sancısı…doğur ve bitir bizi…doğur ve bitir bizi…doğur ve bitir onca olağan “onları”…!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 0cm; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TPGpLT0q3eI/AAAAAAAABpA/AGQEduVqJLk/s1600/1245305511332614.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="265" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TPGpLT0q3eI/AAAAAAAABpA/AGQEduVqJLk/s400/1245305511332614.jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-6440850360561631956?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/6440850360561631956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=6440850360561631956' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6440850360561631956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6440850360561631956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/11/ellerinden-gokyuzune-caklms.html' title='Ellerinden gökyüzüne çakılmış'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TPGpLT0q3eI/AAAAAAAABpA/AGQEduVqJLk/s72-c/1245305511332614.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-922670768168352169</id><published>2010-10-19T13:57:00.000+03:00</published><updated>2010-10-19T13:57:16.848+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süveyda sezgin'/><title type='text'>bizi dinleyen şarkılar ya da tom waits ya da yağmur köpekleri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TL14vYsoOHI/AAAAAAAABo4/dk3t17SC3Vo/s1600/tom+waits.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TL14vYsoOHI/AAAAAAAABo4/dk3t17SC3Vo/s400/tom+waits.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Arial TUR', sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;bilenler bilir, bilmeyenler de bilsin diye yazayım : ) &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;nietzsche&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;' nin &lt;i&gt;"müziksiz bir hayat hatadır" &lt;/i&gt;diye bir sözü vardır... hayat garip bir şekilde ilerliyor, bazen hiç şarkı dinlemeden geçirdiğimiz aylar oluyor, kimilerimiz senelerce unutuyor şarkıları, ama eninde sonunda bir an bir zaman geliyor ki yeniden onlarla buluşuyoruz ve kendi adıma ne zaman müziği içimde bu kadar güçlü duysam &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;nietzsche&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;' nin bu sözü geliyor aklıma... şimdi işte &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt;' den söz edeceğiz... müziksiz bir hayatın hata olduğunu bize yeniden hatırlatan o garip adamdan...&lt;b&gt; tom waits&lt;/b&gt;' in çok fazla dinleyeninin ve seveninin olduğuna eminim ama şu ana dek onu dinlemememiş olanlar için de şunları söylemek gerek, bu adam gerçekten özel bir adam ve kolay bulunamayacak bir sesi var. ilk önce hangi şarkısıyla tanışmış olmanıza bağlı olarak ona karşı yakınlık ya da garip bir uzaklık duyabilirsiniz, evet garip bir yanı var ama bu gariplik de merak ettiren türden bir gariplik ki onu dinlemeye devam ediyor insan, dinledikçe de daha çok seviyor... &lt;b&gt;tom waits &lt;/b&gt;çok çalışkandır : ) &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt; müzisyendir, şairdir, bestecidir ve oyuncudur... yazdığı şarkı sözleri gerçekten de şiir gibidir... yaptığı müzik türü nedir derseniz eğer blues, caz, rock karışımı ve daha fazlası... yaptığı müziğin bir tek türle açıklanabilmesi mümkün değil ve zaten &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt; amaç olarak da durmadan yaptığı müziği değiştirmeyi ve hem sesinde hem de müziğinde yeni denemeler yapmayı seçmiştir... bu konuyu kendi sözleri benden daha iyi açıklayacaktır sanırım: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;e&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;lleriniz köpekler gibidir, daha önce oldukları yerlere geri dönüp dururlar. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;b&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;ir enstrümanı çalarken aklınız devreden çıkıp parmaklarınız konuşmaya &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;başladığında dikkatli olmalısınız. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;o&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;nları alışkanlıklarından vazgeçirmelisiniz, yoksa yeni şeyler keşfedemezsiniz; güvenli ve alışılmış olanı çalmaya devam &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;edersiniz. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;b&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="color: black; font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;en &lt;a href="file:///C:/wiki/Fagot"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;"&gt;fagot&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; gibi hakkında en ufak bir şey bile bilmediğim &lt;a href="file:///C:/wiki/Enstr%C3%BCman"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none; text-underline: none;"&gt;enstrümanları&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; çalarak bu alışkanlıklarımı kırmaya çalışıyorum"&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;onun hakkında yazı yazmaya başlamadan önce onun hakkında onlarca kaynaktan onlarca yazı okudum, aslında&lt;b&gt; tom waits' &lt;/b&gt;in hayatından söz etmek istiyordum birazcık da olsa öte yandan kaynak çokluğunu görünce hayatını anlatmak yerine okuduklarımdan ilginç bulduklarımı size aktarmaya karar verdim... örneğin &lt;b&gt;tom waits &lt;/b&gt;piyano çalmayı komşusunun piyanosunda kendi kendisine öğreniyor, ilk gitarını gazete dağıtarak kazandığı parayı biriktirerek alıyor, çalıştığı bir hamburgecinin menüsünü göbeğine dövme yaptırıyor ve menü sorulduğunda müşterilere göbeğini gösteriyor, çocukluk yaşlarında elindeki bir deftere şiirler-sözler yazıyor ve çalıştığı mekanlardaki insanların konuşmalarını not ederek ilerleyen yaşlarında yazacağı şarkılarda orada edindiği gözlemlerinden ve öğrendiği hikayelerden de faydalanıyor... bol bol bob dylan dinliyor ve barlarda şov aralarında müzik yapmaya başlıyor ve bir gün çalıştığı mekanlardan birinde&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;frank zappa' nın da menajerliğini yapan adam tarafından keşfediliyor... fark ettiğiniz gibi &lt;b&gt;tom waits &lt;/b&gt;genellikle sigara dumanı ve içkiyle tütsülenmiş ortamlarda büyüyor, buralarda yaşayan insanların içinde yetişiyor ve müziği de bu yönde gelişiyor, bizim dilimizce söylemek gerekirse &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt; arka sokakların yahut yeraltı diyebileceğimiz bir dünyanın öykülerini toplayıp bunları anlatıyor bize daha çok... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;“bir taksi tutarsın ve onu istediği yere gitmesi için serbest bırakırsın.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;sonra gördüklerini not etmeye başlarsın: kuru temizleyiciler, terziler, elektrik tesisatçıları,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;simsarlar, satıcılar, emlakçılar… sadece gördüklerinin listesini yaparsın. ve bu sana kendine ait bir yön verir. şöyle dersin; ‘bir şarkı yazacağım ve bu &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;şarkının içinde tüm bu kelimeleri kullanacağım.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;çoğu şarkısında dinleyiciyle konuşur gibidir, bu da onun ne kadar etkileyici bir anlatıcı olduğunu gösteriyor... müziğinde nota kullanmaz,&lt;b&gt; &lt;/b&gt;kimi şarkılarında müzik aleti olarak araba parçalarını kullanmıştır... müzik konusunda &lt;b&gt;"ben organize gürültü yapıyorum" &lt;/b&gt;diyesidir... albümleri kendi ülkesi dışındaki ülkelerde daha çok ticari başarı elde etmiş, şarkıları kendisiyle değil daha çok onun şarkılarını seslendiren diğer müzisyenler aracılığıyla tanınmıştır, bir çok filmin film müziğini yapan &lt;b&gt;tom waits, &lt;/b&gt;yaptığı işlerde kar amacı gütmemiş, reklamlardan da hiç hazzetmemiştir, sesinin, yüzünün ya da müziğinin reklam filmlerinde kullanılmasına izin vermemiş vaktiyle bu yüzden kimi şirketlerin canını da yakmıştır... bunun dışında birçok filmde de oyuncu olarak görüyoruz onu... &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt;' in albüm sayısı ve rol aldığı ve müziklerini hazırladığı film sayısı çok fazla olduğu için ben burda çalışmalarının ayrıntılarını vermiyorum ama merak edip araştıranlar şaşıracakları filmlerde onun&lt;b&gt; &lt;/b&gt;rol almış olduğunu ya da yine şaşıracakları filmlerin müziklerini onun hazırlamış olduğunu görecekler... bu kadar üretken bir insan az bulunur diye düşünüyorum hele ki ürettiklerinin bu kadar güzel olması bu üretkenliği daha da anlamlı kılıyor... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;piyano kafayı çekiyordu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;boyunbağım ise uyukluyordu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;tom waits &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;bazen sokakta ateş yakar geceyarısı işte, istanbul' da diyelim ki denize bakan bir yerde, bir balıkçı teknesinin yanında diyelim ki, ateş yakmış soğukta ve onun gibi ısınmaya ihtiyacı olan insanları bekliyor o gece, o gece hangi geceyse her gün de olabiliyor o gece, &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt;' i bazen her gün de dinleyebiliyorsunuz çünkü, aslında viskiyi andırıyor elindeki ve dilindeki acı tatlılık, keskin bir yakıcılığı var içtiklerinin ve içirdiklerinin ama şarap da içiyor ve içiriyor viskisi olmadığında, şarkılarına lezzet katmak için kimisine küçük damlalar halinde kimisine bolca eklemiş bunlardan... ya da hani kovboy filmlerinde tahta evler vardır, kapısı zor açılır bu evlerin, içerde bir ocak yanar, ocağın üzerinde kahve yapılmaktadır, ocağın karşısındaki koltukta dizlerinde battaniye bir adam oturur göğsünün üzerinde bir kitap uyuyakalmıştır öyle, koltuğunun yanında bir gitar durur ve kapı vurulur, kapıyı vuran sizsinizdir, ellerinizi ovalayıp üzerinizdeki karları silkeleyerek içeri girersiniz ve &lt;b&gt;tom waits &lt;/b&gt;size teneke bir kupada ya sıcak bir şarap ya da odun ateşinde pişmiş lezzetli bir kahve ikram eder... ya da yine bir kovboy filmindesiniz bu kez tabelası eğik yıllanmış bir bara giriyorsunuz &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt; şapkasını başından çıkarmış tezgahın üzerine bırakmış, viskisini yudumluyor, siz hışımla içeri giriyorsunuz, size dönüp bakıyor hışmınızı duyunca ve siz bara doğru yaklaşırken gülümsüyor size ve bu tuhaf bir gülümseme, ona yaklaştıkça azalıyor öfkeniz, niye bilmiyorsunuz ama azalıyor, birazdan size hikayeler anlatacak hem istanbul' da o deniz kenarında, hem o tahta evin içinde kendi koltuğuna oturtmuş sizi, siz ısınırken ateşin başında ve yudumlarken kahvenizi ya da şarabınızı hem de o barda, tanımadığınız ama aslında tanıdığınızı anlayacağınız biri omzunuza dokunacak ve o acılarına gülebilen adam en geçmeyecek sandığınız acılarınızın geçmesine neden olacak, karşınızdakinin kendiniz mi yoksa &lt;b&gt;tom waits &lt;/b&gt;mi olduğunu karıştıracaksınız biraz sonra, o kadar içinizde olan şarkılar ki o sadece uyandıracak onları ve şarkılar sizi dinleyecek siz şarkıları dinlediğinizi sanırken... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;b&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;irazcık yağmur kimseyi incitmez. &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;k&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;imseyi incitmez birazcık yağmur”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;tom waits&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;' in&lt;b&gt; &lt;/b&gt;hırpalanmış bir sesi var ve o kadar uzak bir yoldan geliyor ki bu ses, geçtiği yollar boyunca, her sokağı, her köşeyi o kadar duyarak o kadar anlayarak geçmiş ki, her yerde kendisinden bir parça bıraktığını anlıyorsunuz, ona kalan yıpranmış, kimi zaman iç acıtacak derecede yakıcı bir ses, hüznü duyuyorsunuz, acıyı duyuyorsunuz ama tüm bu sesler içlerinde anlamış bir gülümseme taşıyor... alaycı değil anlamış bir gülümseme, yolların tozu şarkıların yanaklarında ışıldıyor... demiştim ya farklı bir sesi var tom &lt;b&gt;waits&lt;/b&gt;' in, günde üç paket sigara ve çok fazla içki içmenin sonucu olsa gerek koyu bir sesi var, ve sesine dair &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;t&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;om&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;w&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;aits&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;’&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;in sesinde otoyolları asfaltlamaya yetecek kadar katran vardır” diyen &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;r&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;olling &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;s&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;tones için,&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;t&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;om&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;w&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;aits&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt; “&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;e&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;ğer bir konsere binlerce kişi gidiyorsa, orada kaliteli müzik yoktur, çünkü asla o kadar kaliteli dinleyiciyi bir araya getiremezsiniz” &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;demiştir..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;ama yağmur tüm kokuları silip götürdüğünden yağmurda köpekler farklıdır&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;birinin yanına gittiğinizde nasıl mah&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;z&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;un&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;,&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt; korkak ve yalnız bir halde olduğunu hemen fark&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;edersiniz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;işte bu yüzden yağmur köpekleri başkadır&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;hele birbirlerini o geçici 'körlüklerine' rağmen bulmaya görsünler &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 5.0pt; margin-left: 0cm; margin-right: 0cm; margin-top: 5.0pt; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;nasıl da dans ederler birbirlerinin çevresinde koklaşıp dururlar&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;yağmurun dinmesini bekliyor &lt;b&gt;tom waits&lt;/b&gt;, şarkılarının başında da kendisininki gibi bir fötr şapka, üzerinde yıpranmış gri bir palto, sular damlıyor şapkanın ve paltonun kenarlarından, ağırlaşmış giysiler içinde giderek incelen bir adam giderek incelen şarkılar, yağmurun dinmesini bekliyor &lt;b&gt;tom waits, &lt;/b&gt;elektrik direklerinin olmayan korumasına sığınmaya çalışmış ıslak köpeklerin başlarını okşayabilmek için, yerdeki ıslak bir gazete parçasını alıp okumaya çalışabilmek için şapkasından sular sızmazken artık, bir deniz kenarında yapayalnız düşünceli bir kadına yaklaşıp en güzel şiirlerini okumak için gecenin karanlığında, kavgalarına yağmur nedeniyle ara vermiş adamların devam edecek kavgalarını izleyebilmek için, bir istasyon bulabilmek için hiç binmeyeceği trenlerin biletlerini biriktirirken ceplerinde, bir tren penceresi hayali kurabilmek için, omzunda bir bar fahişesinin başı dinlendirirken onu yahut o çok sevdiği yıllandıkça daha çok sevdiği kadınların aşklarını uyuturken göğsünde... hep bir yolculuk hayalinde ama hep bir gürültülü sessizlikle gidememeyi de öğrenmiş geçtiği tüm yollardan sonra, yaşadığı her şeyi bir tuhaf eskici hüneriyle toplamış, garip bir hurdacı gibi topladıklarıyla garip sesler çıkarmayı öğrenmiş ve bir koleksiyoncu gibi özenle taşımış tüm görüp yaşadıklarını sesinde... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;"çünkü ben de bir yağmur köpeğiyim"&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-ansi-language: EN-US;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TL15Bg8GayI/AAAAAAAABo8/vzZX9S3VfUY/s1600/4016674825_a552a9808f.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TL15Bg8GayI/AAAAAAAABo8/vzZX9S3VfUY/s400/4016674825_a552a9808f.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; mso-layout-grid-align: none; mso-pagination: none; text-autospace: none;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Arial TUR', sans-serif; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/1wfamPW3Eaw?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/1wfamPW3Eaw?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-922670768168352169?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/922670768168352169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=922670768168352169' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/922670768168352169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/922670768168352169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/10/bizi-dinleyen-sarklar-ya-da-tom-waits.html' title='bizi dinleyen şarkılar ya da tom waits ya da yağmur köpekleri'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TL14vYsoOHI/AAAAAAAABo4/dk3t17SC3Vo/s72-c/tom+waits.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-590627840127530652</id><published>2010-10-06T00:26:00.001+03:00</published><updated>2010-10-06T00:27:19.493+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çiğdem Aldatmaz'/><title type='text'>KARTPOSTAL</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Hayatı öğütürken, bir yandan biriktirmekten bahsediyorlar. Oysa tuzlu bir serinlikte boğulmak ve büyürken bize ezberletilmiş kelimelerle baş edebilmekten ötesi iz bırakmıyor. Sonra gözlerimde bana ait olmayan ve etrafıma dağıtmak zorunda olduğum gülüşlerin sancısıyla dönüp dolaşıp geldiğim şehrin kaldırımlarına söylenmemiş sözcükler düşürüyorum. En sonunda bir yere dönmek gerekiyor, çünkü. En sonunda sokaklar, derinindeki çukurun içinde biriktirdiği pisliğe isyan edip onu üzerimize kusmak zorunda kalıyor. “Güzellikler” diyorum… En sonunda bitiyorlar ve bunu onlara kim öğretti bilmiyoruz. Bu yarım ve yaralı şarkı, bu birdenbire bastıran soğuk, bu içime nereden çöreklendiğini bilmediğim kederli haller…Belki &amp;nbsp;uzatıyorum bir şeyleri. Yaşayıp alışmak var hayatın kalbine yakın damarında. Uğruna yangınlar çıkarabildiğim, sözcüklerle değil de ancak kasırgalarla anlatabildiğim tüm o hikâyelere alıştım örneğin. Yaşadıklarının dışına savrulduğunda durup izlemeye başladım hepsini. Hepsi uçları kıvrılmış bir kartpostaldan bana bakıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;O kadınlar... Durmadan gülüp hikâyeler anlatan, kafası karışık, gözleri, bulutlu, artık neye üzüldüğünü bile kestiremeyen kadınlar… O kadınlar işte, erken yaşında çok kırılmış ve avuçlarında sıkı sıkı tutmaya niyetlendiği her şey elinden kayıp giderken buna ağlayacağı yerde oturup teknelere âşık olan, dağılan kadınlar… Yürürken şarkılar söyleyen, eşyalarını sürekli kaybeden, insanların çok içine baktığından olsa gerek, &amp;nbsp;&amp;nbsp;pazar sabahları içlerinde akşama kadar büyüyen bir boşlukla uyanan ve içindeki boşluğun ne yaparsa yapsın dolmayacağını artık adı kadar iyi bilen o kadınlar… ,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;O kadınlardan biri ben olmamalıydım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Gözleri uzak bulutlara, hevesleri gelgeç hikâyelere takılı kalmış o adamlar… Kulakları durmaksızın yeraltından gelen seslere dikili ve yarının boşluğu kalbini ağırlaştırmış adamlar. Durmadan bir başka kadının, bir başka gecenin, bir başka sahnenin peşinde ilerleyen o adamlar… Yüzleri kırık, düşleri kırık, oyuncakları bir vakitler kırılmış adamlar… Yakınken uzak, uzakken kayıp gibi duran ve hiçbir zaman içinden geçeni yüzüne yakıştıramayan, yakıştırmadıkça bir şeyleri kendine, tutup bir martıyı inciten, bir yağmuru ağlatan, karanlığı içine çekeceği yerde aldatılmışlığını, kutsallığını yitiren ayinlere dönüştüren adamlar…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;O adamlardan biri sen olmamalıydın, ama olduk işte… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Eyvah bile diyemeden ve sırayla o adam ve o kadın olduk. Bir başkası ve bir başkası sonra... Kendimiz olmazsak kaçabileceğimiz bir dünyanın kapılarını aralamayı vaat etti bize dünyanın gri eli. Çünkü nezaketi silah, suçluluk duygusu içinde yumaktı şimdiye kadar gördüklerimizin. Üst perdeden konuşur, istediklerini almak için her yolu denerlerdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Bense gırtlağımdaki kesiklerle baş edebilmek için denizi izlemiştim yıllarca. Daha iyisini yapamayacağımdan değil de, yapılacak daha gerçek bir şey olmadığından. “Biz sessiziz, bilmediğimizden mi sanıyorsun, çünkü gördük,” demişti biri bana. Gördüklerimiz durmaksızın kalbe yara…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Geçtiğim yollarda suskunluğu anlatan kuyular gördüm ve üstelik su veriyorlardı hiç tanımadıkları bir yabancıya… Durup baktım o kuyulara, upuzun bir vadinin ortasında öylece duruyor olmalarının bir sebebi vardı. Sadece söyleyip geçtim ve biliyorum sen de… Söyleyip geçtiklerimizin bize bıraktığı izlerden kocaman bir kule yaptık. Öyle büyük ki… öyle geri dönülmesi zor yolların üzerinde beliriveriyorlar ki üstelik, görsen şaşarsın. Dilim tutuluyor orada… Yok diyorum; dille anlatılamayan bir sözcüğün ilk harfi herkesin bildiği gibi olamaz. Anlamakla anlatmak arasında milyonlarca yalan boğulurken ve durmaksızın kayıp yürekler doğururken insanın üşüyen yanı, bundan başka bir şey yapmalıyım. Toprağın üstünde öylece duran bir kuyudan mı öğreneceğim bunu, yoksa senden mi; sorumuz bu. Bir kuyu dilsizliğiyle bakarken gözlerine, o ilk harfi benden önce bulabilecek misin? Sözcüklerine değil, göğsümün ortasına bastırdığın elinin bıraktığı ize güvenebilecek misin?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Ya da dur, sorular sormayalım artık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Çünkü avuçlarımda kartpostallar var. Çoğunun uçları tırtıklı, bazılarının üzerinde artık silinmeye yüz tutmuş notlar yazılı ve belli ki sahibine ulaşacağı yerde boşluğa ayak uydurmuş söylenemeden kalanlar. Kartpostallar üzerinde hiç gitmediğimiz şehirlerin eski görüntüleri. O kadar uzak bir anıyı çağırıyorlar ki bana… “Beni tutup oralara götür” diyorum, sesim karanlığa gömülen bir sualtı mezarında tahtını yitirmiş kralların birçok şeyi anlamış gözleri için şarkılar söylüyor. Sen olsan, ah sen bir olsan seveceksin o şarkıları, her notayı parlatıp tek tek güzelleştirene kadar. Ne var ki ellerimin nerede kaybolduğunu bilmiyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Çünkü bugün beni durmaksızın üşüten rüzgârların günü. Akşam olacak ve bir şeylerini kaybetmiş herkesin eve dönüş yolunda kibritçi kız görünecek. Biz bu gece onunla birlikte uzak şehirlerin yakın düşlerinde yitirdiğimiz ve bulmayı umduğumuz tek bir kişi için son kibrit çöpümüzü yakacağız. Yemin ediyorum yapacağız bunu. Masallara inanmayı unutmuş yüzleriyle ve çatlaklarından su sızdıran kalpleriyle gülüp geçecekler bize ve buna sevineceğiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Rüzgârlar sert esmeye başlıyor buralarda… “Sen” diyorum, bir saniye sonra elimden kayıp gidecek bir hikâye oluyorsun. Sen, geçmiş günün avuntusu demek oluyor izlerine bakınca… Sen diyorum, anı olmaya hazır gözlerinle karşıma dikiliyorsun. Şehrini bir kartpostal gibi avucuma oturtuyorum, o kartpostalın içinde görünüyorsun; küçücük kalmışsın. Kalabalığın orta yerinde kar kesmiş bir kulenin önündesin, koşarcasına, telaşlı adımlarla bir yere yetişiyorsun. Kabanının yakasını kaldırmışsın üstelik üşüyor gibisin. –içimi sadece bu titretiyor- seni, çok yaralayan bir hikâyenin peşindesin. O hikâye seni çok çağırdı diye koşuyorsun peşinden, o hikâye nerede ve ne kadarsa üstelik şehrin soğuğunu yırtarcasına kendisine koşuyor olmanın güzelliğini göremiyor. Çünkü içinde sadece kendisi, sana duyduğu öfkeli ihtiyacın ağrısı ve bu ağrıyla nasıl baş edebileceğinin hesapları var. Aslında seni değil, sana bakan gözlerini görüyor, gözyaşı bundan. Öyle çok inciniyor ki içim, buna da alışabileceğimi fark edip bir kez daha… Her şeyin zamanla geçtiğini fakat kayıplarımızın hiç kaybolmayan izler bıraktığını hatırlayıp bir kez daha… Ne kadar yazık oluyor bizlere deyince, en çok ama en çok da buna… İnciniyor içim. Öyle sessiz ve ince ki… Gece olacak yine biliyorum. Gece bastırana kadar o kartpostalın manzarasından seni çekip çıkaramayacağımı düşünüp yürüdüğüm yoldan uzaklaşıyorum. Uzaklık ve yakınlık bir kez daha öğretiyor kendini bana. Bu şehrin en iyi bildiği şey bunu ölçmek, görüyorum. Belki sadece bu yüzden, soru sormayalım artık, cevaplar kirletiyor eteklerimizi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Durup üşüyen ellerime bakıyorum uzun uzun. Ellerim kaç kez daha çölleşebilir yaşadıklarımdan? “Ellerimi bir suya yatırsam, üzerinden kervan yolları geçse” diyorum. Biri gelip biraz daha renkli bir masal bulsa ve hep istediğimiz o yepyeni dilin ilk sözcüklerini... Biri durmaksızın kâbus üreten uykuların içine sızıp şalteri indirse. Kırmızı düğmeye bassak ve tüm hesapları sıfırlasak içimizde... Birbirimizle alıp veremediklerimizin değil, uzanıp yetişmeyi becerebildiklerimizin defterlerini tutsak. Üstelik yıllardır özlemini çektiğimiz o yeni dille ve ilk kelimeyi köklerinden usanmış bir havarinin ağzından duyarak… Tanrılarımızı öldüreceğiz sonra. İçimizde ferah bir vadi rüzgârı büyütünceye kadar, tüm tanrıları…Saf istenç olana kadar, tarihin üzerimize yıktığı bunca hurafeyi unutana kadar, onların da damarlarından kan akıncaya kadar öldüreceğiz onları. Onların yarattığı dünyaların içinden yepyeni dünyalar ayıklayarak karşılıklı duracağız seninle. Bizim için karşılıklı duruşumuzdan başka bir varlık sebebi kalmayacak. Öylece durup hiç kullanılmamış bir iklimin toprağında köksüz ağaçlar olacağız. Masal olacağız, anlatıcımız bizi unutacak. Anlatıcımız bile bize inanmayacak üstelik, çünkü burada artık bir masalı en iyi anlatan değil, masalın dehşeti konuşulacak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Fakat sen hâlâ o eski kartpostalın içindesin ve kartpostalın kıvrılan ucu seni yutmak üzere. Bunu görmüyorsun. Bu dünyanın soyundan değiliz ki biz, aynı yağmuru sevince ölelim… Bunu görmek istersen yüzümü değil, su kuyularını izle. Hatırla, Yusuf’u boğan kuyu, bir yandan sevip sakladı da onu. Onun o güzel yüzüne yansıyan her şeyi… O kuyu ki daha önce görmemişti Yusuf gibisini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;“Çok soğuk oldu burası” diyorum. Bugün sorular sormayalım ve bir cevap gelecekse eğer, bu rüzgârdan gelmesin diyorum. Durup üşüyen ellerime bakıyorum uzun uzun… Sen diyorum…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;Sesim soğuğu katlıyor… Önümde uzun uzadıya anlatılmayı bekleyen bir şehir… Çatlaklarından sevdiğin şarkılar sızan ellerim senin olduğun o kartpostalı sıkı sıkı tutuyor. Rüzgâr git gide daha… daha da kuvvetlenerek büyüyor ama&amp;nbsp; ben bugün üşüyen ellerimi ısıtmak için o kartpostalı yakmayacağım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKuX3mJP6OI/AAAAAAAABo0/NixLZcodDn4/s1600/604568139.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="311" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKuX3mJP6OI/AAAAAAAABo0/NixLZcodDn4/s400/604568139.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-590627840127530652?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/590627840127530652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=590627840127530652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/590627840127530652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/590627840127530652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/10/kartpostal.html' title='KARTPOSTAL'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKuX3mJP6OI/AAAAAAAABo0/NixLZcodDn4/s72-c/604568139.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3775540716321292214</id><published>2010-10-05T12:41:00.000+03:00</published><updated>2010-10-05T12:41:11.521+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>çok uzun bir gece</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal"&gt;İki sene sonra yan yana geldiğimizde o an ayaklarımızı bastığımız kaldırım taşları geçmişi hatırlıyordu çünkü aynı yerde buluşmuştuk ilkinde birde o daha duygulu hatırlıyordu yüzünde ekşi yeşil erik yemiş ifadesiyle çünkü o kırılmıştı kıran girmişti bedenine benim soktuğum bilerek yapmayıp sinsice kaybolduğum hayatına bende ilk bu rahatsızlığını hissetmiştim hatırlamıştı tüm bunları yanağım yanağına değerken tenlerimizin de bir o kadar inceliğinden olsa gerek kendine has olan uyumundandı en başından tatminimiz tamdı aslında o gecelerde de ve bu iki sene sonra ilk merhabanın en kısa tasviriydi&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yani sadece buydu İstanbul’un göbeğinde ilk sıcaklığımızın…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Birbirimizi o kadar iyi tanıdığımıza inanmışlığımızdan olsa gerek ilk atılan otuz adımda otuz senelik evli bir çift havasına büründük önümüzde bebek arabası eksikliği vardı ve zordu İstiklal’in göbeğinde Pazar kalabalığında bebek gezdirmek. İlk nasılsınlar gene aynı kırgınlık ifadelerini aynı tatminsizlikleri aynı sevgisizlikleri aynı yalnızlık ve mutsuzlukları yansıtıyordu tonlamalardaki gerçeklik melodisi iki sene öncesinden daha kuvvetliydi çünkü ikimizde koşullara daha alışmış görünüyorduk bunun adına da olgunluk deniyordu bir başka dilde.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Omuzlarımızı git gide yan yana getirmeye çalışıyordu kalabalıkta aslında bu benim korkum değildi o benden daha çok korkardı dışarıdan etlerimizin üstündeki tekstil ürünleri birbirine değerken güven duygusu yaratıyormuş hissi yaratmak ona özgüydü bu benim övüncüm değildi onun da zayıflığı sadece böyleydik ilk otuz adımdan sonra otuz birinci adımdan ve itibaren devam eden.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Küçük şakalarla neşelenmeye ve neşelendirmeye çalışırken ikimizi elindeki afaki erik torbasından üç alıp&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;iki geri atıyordum da sanki aradaki birde neşeleniyorduk o ekşimiş ifadeyi tam anlamıyla kıramıyor çabam bir noktada anlamsız kılınıyor çektiği setleri sarsıyor ama tam anlamıyla içindeki duygusal gerçeğini değiştiremiyordum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İki yıl sonra bir araya gelme sebebimizin sadece aradığımızı bulamama gerçeği olduğuna inancım tamken kadınsal sokuşturmaların göbeğinde bulduğum kendimi savunma gereği dahi hissetmiyor yüzüne bakıp sadece gülüyor ve bahane uydurmuyordum sinemaların dükkanların insanların ve kuantumun göbeğinden geçerken…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Anlatıldı konuşuldu ve yaşandı uzunca ve kısa sürdü o gece…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3775540716321292214?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3775540716321292214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3775540716321292214' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3775540716321292214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3775540716321292214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/10/cok-uzun-bir-gece.html' title='çok uzun bir gece'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4343689620270826726</id><published>2010-09-30T03:29:00.008+03:00</published><updated>2010-09-30T03:59:55.820+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Görüntü</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 17.6pt; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none; text-indent: -9.0pt;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;Görüntü,görüntüler…birbirinin içine geçmiş inceden sızan kesik ama güçlü görüntüler…birbirine aldırmaz ama bir o kadar da birbirinin tutku esiri görüntüler…&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;tek bir kıpırtıda anlaşılacak kadar safça bir iyiliğe tutunmuş ama onunla ne yapacağını bilemeyen birinin görüntüsü…bu benim görüntüm mü ? yoksa bu sen misin ? ellerin mi şaşıyor şimdi hadi anlat biraz..gözlerin mi susuyor tüm bu gördüklerine hadi gör biraz…neden diye sorarsan sana sonunu söylerler…ah yakın bizi geceye..eski bir ritüel gibi kurban edin bizi geceye…şimdi mi diye sorarsan sana efsanelerden,masallardan bahsederler…hadi şimdi kandır aklını…boya geceye…pastel bir siyah geceye akışkan bir sıvı olarak ak…ben biliyorumlarla başlayan o kesif cümlelerin ve hiçbir sonuca bağlanamayacak ama&amp;nbsp; duyduğunda yine de içini birden kıpırdatacak kadar çocuksu ve o saf halleriyle gelecek olanlara şaşırırmış gibi yapanlara inat kurduğun cümlelerin…cümlelerinin sonu olmuyor …ah yine o sonu tatmamak içinse bu baştan yazılmış ve oynana oynana eskimiş taşlarına öykündüğün o sek-sek oyunu gibi…hani mermerden köşeleri yuvarlatılmış taşların vardı senin,sırf o sek-sek oyunu için yaptığın…evet evet köşeleri yuvarlatılmış…hayatı tıpkı o sek-sek taşına benzettiğinden olsa gerek ve hayatı tıpkı o yuvarlatılmış taş gibi naifçe yaşamayı isteyecek kadar özenle sakladığın sek-sek taşların…cümlelerin sonu yok ki…neyin olsun..istemiyoruz hayır bu değil ki…bak şimdi görüntüler sızıyor içeri…bilindik, yani tüm o aklın hepsini bildiği ve yine aklın, o çok akıllı aklın içinden süzüp sana kadar ulaştırdığı görüntüler…ama yok ki …bildik mi ki bu da bunun eseri olacak kadar…ve o burjuvazi ve de o aristokrasi müzelerinde gösterilecek kadar sanatsal bir değeri taşıyan tablolar gibi olursa bu görüntüler şaşırır kalır insanlar bize…bak diyorum ki senin görüntülerin pastoral bir öğleden sonrası resmi gibi…hani ortaçağ düşkünlükleri ve de kırmızı şarap tadı gibi bir şey olsaydı bu belki de içilecek kadar olurdu…ve de kana kana susuzluğumuzla içerken biz bu öğleden sonrası resmini, çokça heybetli ve de çokça karanlık bir resme de dönüşebilirdik…ve yine asılı kalırdık zamana…çünkü ölmüyor işte…ne yapsan ölmüyor..ölmüyoruz…çünkü inatla son yok diye bağırken sen, ben taa en tepende dikilirken sana tüm bunların aslında hiç yaşanmayan bir ansızlık önsezileri olduğunu ve tüm bunları zamanla unutabileceğimizi ve de sonun aslında tam da bunun içinde saklı olduğunu anlatabilirdim..sen,adına delirium dedikleri benimse adına senin,senden çıkması olarak algıladığım o anlarda bile bunu düşünmedim..çünkü öğretilenler asıl o son içindi..çünkü o görüntülerin adına halüsinasyon dediler..yok bir şey demişlerdi …sana uyu bile dediler…bak işte o efsaneler tüm bunların bildirisi gibi…yani olanla bitenle ve de onların arasındakilerle gelmişlerdi sana…ve de ellerinde sana deva olacak bitkiler…bitkiler ellerinde ve sessiz gölgene deva olacağını düşündükleri sanatsal çağrışımlar…yok bu da değil biliyorsun..çünkü sen hazzın o muhteşem gölgesine tek elle görülmeyen boyalar sürdüğünde bunların hepsini çizeceklerdi… siyah boyalarla kapatacakları yazılar gibi ve de o siyah boyalarla senin üstüne üstüne gelirken, senin eski bir oyuncağa sarılır gibi bana sarılacağını da tahmin edebilirlerdi..son, sadece eski bir tahta oyuncakta kalabilirmiş gibi…ama &amp;nbsp;sen inatla o oyuncağın en eski parçasından ,en eskimiş parçasından yeni yeni yüzler yaratırken ki heyecanını bilirler miydi..çokça kaotik bir bütünsel ve de tinsel bir varoluş açısı gibi bu…ve yüzüne çizdiğin o boyalar gibi şiirseldin sen…yoruluyor musun ki, anca senin yokluğunla anlaşılabilir bir yüz takındın kendine…çünkü çünkü çünkü biliyorlardı son yok dediğin her an kendilerinden geçeceklerdi …çünkü biliyorlardı sen her öğleden sonrası o gökyüzünü seyre daldığında bunun esrik bir anlamı olacaktı..korkuyorlardı biliyorsun..ama senin aldırmaz görüntünün ardındakileri görebilecek kadar senden çalmadılar…yoruluyor musun ..yoruyorlar mı seni..hadi söyle onlara…halüsinasyon de onlara rahatlasınlar ..tamamen tehlikeli aklın sarhoşluğu de onlara da &amp;nbsp;rahatlasınlar.. kendilerini iyi hissetsinlerki sonu görsünler…görüntülerin kaynağını araştırmak ve de derin uyku anında senin yüzünün aldığı her şekle binbir türlü anlamlar yükleyip yine o anlamlarla seni boğmak istedikleri günü hatırla…ama sadece bir kere hatırla ve unut…senden söz açmak istiyorum ben hala,unut…ki ben her öğleden sonrası senin o gökyüzüyle olan eşsiz dansını seyre dalarken,ve seni binbir hayranlıkla izlerken sana yakışan bir anı olmak istiyordum…çünkü tüm o şeytan uçurtmalarını sevdiğin gibi…ve de gökyüzünde onu yapan ne varsa ona hayranlığın gibi benim de sana olan hayranlığımın başka başka açıklamalarını arıyordum…tüm o görüntülerinin ardında seni sen yapan ya da senden hariç başka başka açıklamalarla senden söz açan her şeyde mümkün mertebe görmeye çalıştığım onca şekillerle benzetebilmek isteğimi kamçılayan sözcüklerine takılıyordum..çünkü kamçılıyordu beni…çünkü kamçılıyordun beni..ben fütursuzca ellerimi iki yana açıp o kutsal acıyla başım dönene kadar senin bana bunu yapmanı bekliyordum…ellerimi iki yana açıp senden doğacak o kutsal ışığı tüm vücudumda hissetmek istiyordum..hadi onlara sondan bahset de gidelim artık…geç olmadı mı geceye …geç olmadı mı artık…hadi onlara istedikleri bir son hazırla…çok iyi bir adamın tüm hayatı boyunca iyi bir insan olarak yaşadığı ve de iyi bir insan olarak öldüğü o hikayeyi anlat…kendilerini iyi hissetsinler…iyi sadece bu kadar yalıtılmışsa ve de insanlar inatla iyi iyi iyi diye sinirli sinirli haykırıyorlarsa şüphe duymazlar mı…biliyorsun sende, iyi sadece buna yarıyor işte…daha net görüntüler mi elde ettiler şimdi…daha çok iyi …daha çok iyi …ah unutturacaklar sana bak ben sana söylüyorum…çünkü beynin iki lobu da sürekli iyiye konuşlanmış…nedir bu iyi nedir hadi artık söz açma onlardan…senin o parlak görüntülerinin sırrını soracaklar sana ve de seni tüm çıplaklığıyla saran ışığın kaynağını arayacaklar ve de tüm arsızlıklarıyla soracaklar sana…hadi tüm bunlara tanrı de de&amp;nbsp; kurtulalım ..tüm bunlara tanrı de ki bıraksınlar bizi…çünkü son dediklerinin karşılığı olsa olsa tanrı olabilirmiş gibi onlara…ve de seni saran tüm o sözcükler olsa olsa tanrıdan çıkmış gibi…şaşırıyorlar değil mi hala…şaşırıyorum ben hala, ki ellerimde &amp;nbsp;senin boyaların dolaşır…iç içe geçmiş görüntülerin vücutta şekil bulmuş hali gibi ….elime çizdiğin tüm o şekillerin bendeki hali gibi…mağara duvarlarına çizilen tanrıların şekilleri gibi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 17.6pt; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none; text-indent: -9.0pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 17.6pt; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none; text-indent: -9.0pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;gitmeliyiz…hadi tüm bunların aslında olmadığını söyle …&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt; kurtulalım onlardan…şimdi sana küçük kırmızı haplar verecekler…kurtul onlardan..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 17.6pt; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none; text-indent: -9.0pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 17.6pt; margin-right: .9pt; margin-top: 0cm; mso-layout-grid-align: none; tab-stops: 36.0pt; text-autospace: none; text-indent: -9.0pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&amp;nbsp;Görüntü,görüntüler…birbirinin içine geçmiş inceden sızan kesik ama güçlü görüntüler…birbirine aldırmaz ama bir o kadar da birbirinin tutku esiri görüntüler… görüntü,görüntüler bir mağara duvarında senin ellerime çizdiğin tanrının görüntüleri…&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Georgia, 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKPbFqCplwI/AAAAAAAABoo/xkM16Z-M1D0/s1600/127811975634153.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="259" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKPbFqCplwI/AAAAAAAABoo/xkM16Z-M1D0/s400/127811975634153.jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4343689620270826726?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4343689620270826726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4343689620270826726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4343689620270826726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4343689620270826726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/goruntu_30.html' title='Görüntü'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TKPbFqCplwI/AAAAAAAABoo/xkM16Z-M1D0/s72-c/127811975634153.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4578645569441656060</id><published>2010-09-23T02:00:00.003+03:00</published><updated>2010-09-23T02:13:51.618+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çiğdem Aldatmaz'/><title type='text'>Dolunay kavgası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqNhFMNBmI/AAAAAAAABmo/Bvr1cKwH5rE/s1600/saatler.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 267px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqNhFMNBmI/AAAAAAAABmo/Bvr1cKwH5rE/s400/saatler.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519879892764526178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeylerin ruhunu kapatmasına izin verdin hep. Oysa hiç göründüğü gibi sert değildi duvarlar, içinden geçebiliyordun. Oysa hiç mükemmel değildi insanların döndürüp durduğu şu dolaplar, sen hep çizginin dışına taşmazsan üstüne gelmeyeceklerini düşündün. Sanki ardındaki binlerce cinayeti başkalarından gizliyor gibiydin. Ruhunun içini bir görseler her şey sona erecekti. O durmaksızın yükselttiğin duvarların seni hep koruduğuna inandın. Ama şimdi hepsi gözünün önünde tek tek yıkılıyor. Çırılçıplak kaldığını hissediyorsun. Bazen daha güzel geliyor değil mi insana… Yüklerinden kurtulan bir sandal gibi daha hızlı ama daha nazlı, dalgaları eteklerinde hissederek yürüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılan kalbini seviyorsun değil mi. Çünkü sen onu tek başına ağladığın gecelerin şahidi kıldın. Kendi ellerinle parçaladın onu. İlk darbeyi nasıl ellerinle vurduysan, son darbe de senden gelsin istiyorsun artık, bir başkasından değil. &lt;br /&gt;Bu gece dolunay var… Bu kendi kendine konuşmaların sebebi bu değil mi? Bir de şu bitmek bilmeyen Ağustos… Bir de gelecek güzün eskisi gibi kalbini okşamayacağı korkusu. Hepsi üst üste geliyor. İnsanların yaralı gülüşleri seninkine karışıyor. Bir adam görüyorsun, gülüşü yüzünü yırtar gibi bakıyor sana. Onun yüzünü yırtan gülüş, seninkini bıçaklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, “ herkes aynı,” diyorsun. Herkese geçmişinden çıkardığın kirli bir anıyı pay biçip yüzüne en olmadık acınası gülüşü yakıştırıyorsun. Oysa sen geniş kahkahaları seversin.&lt;br /&gt;Ne kadar da yalnızsın. Ne kadar da ıssız bir ormana dönmeye hazırsın. Çekip gidecek bir şehir hayal ettin hep. Sularında salındığın bir deniz sonra… Sanki seni hiç terk etmeyecek bir şeyler vardı onda…&lt;br /&gt;Boş sızlanmalar bunlar. Bugün kilitli sandığından çıkardığın eski mektuplarının yakılma günü. Bugün küflü kalbindeki göz göz odaları boşaltıp içini ateşe verme günü. Bugün suya atılmış bir bıçak darbesi canını yakmadan yarına bakmayı becerebildiğin ilk günün. Bütün bunları sana ne hatırlattı? Telefonun diğer ucunda  o vardı değil mi? Hastaydı biraz. Yorgundu. Yanında olmak istiyordun. Onun için daha çok şey yapabilmek. Ama senin tüm kaslarını eline geçirmiş o yıkılmışlığın izin elinin kimseye uzanmasına izin vermiyordu. İçine ay ışığı düşsün diye beklemekten başka çaren yok. Gerçek bir acın bile yok aslında. İç sıkıntılarının sahteliğiyle savaşırken bir yandan, durmaksızın içini kemiren şu kaçak hüzün peşini bir türlü bırakmıyor. İçini oyup duran ızdırabı sen bile kendine anlatamazken diğerlerini nasıl inandıracaksın? Geride duruyorsun o yüzden. Mutluluk ya da mutsuzluk üzerine düşünmeyen sessiz bir gölge gibi, çevrendekilerin hayatında yerli, yerine oturtulmuş bir eşya gibi kayıtsız kalarak varlık gösteriyorsun. Acın içinde patlıyor oysa. Telefonda ona haykırmak istiyorsun. Seni ne kadar sevdiğini apaçık etsin istiyorsun.  Neden seni daha içten sevemiyor? Sen neden sahip olduğun hayatı daha içten sevemiyorsun? İçin neden bu kadar çorak? Çünkü kimi sevsen vadiyi çöle döndürdü değil mi. Sen de böylece vazgeçmek için hazır nedenler bulursun kendine.&lt;br /&gt;Oysa oturup denize şiir yazardın eskiden. Birilerinin gözlerinin hayali için kendinden geçip başka bir aleme varırdın. Gidenleri beklerdin. Evet, hiçbir şey olmazdı sonunda, olmayacağını da bilirdin ama yaşadığını hissettirirdi bunlar sana. Şimdi karanlık gözlerinin üzerinde yorgun bir şilep gibi geziniyor bir acının taşıyıcıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hep uzak şehirlerin son duraklarında bekleyen o gölge bakışlı adama sesleniyorum bazen. Onu en son içinden nehirler geçen bir şehrin en sakin su kıyısında gördüm. Birlikte kâğıt gemiler yüzdürecektik. Birlikte başka hikâyelerin güzel yanlarına inanacaktık. Benim elimde kırık bir Şarlo heykeli olacaktı. Şarlo’nun bilgiç gülümsemesini yüzümüze yakıştırıp, bu dünyanın tüm acılarına aynı anda gülecektik. Nehir bize bir şarkı söyleyecekti, oturup dinleyecektik. Ellerimize bakıp sevinecektik. Üzerindeki çizgilerle gurur duyacaktık. Geçtiğimiz tüm yollarda gördüklerimize değecek bir anı yakalayıp ondan şehirler kuracaktık. Ellerimizi de düşlerimiz gibi sevecektik. Heykelin kırık parçasını suya bırakacaktık. Dünyadan henüz umudunu kesmemiş sürgün göçebeler izimizi bulacaktı böylece. Yağmurlar tüm kentlere eskisi gibi yağacaktı. Yaşadığımız birçok şey eskisi gibi güzel olacaktı. &lt;br /&gt;Yemin ederim olacaktı, az kalmıştı, çok yakınındaydık. Bütün bunlar ayak seslerimizi dinliyordu. Derken birileri su kıyısını zihninin haritasından sildi. Şehrin gerisinden gelen ışıklar yıldızları sildi. Her şey bir toz bulutunun altında ziyan olurken, ellerimdeki dikenleri fark ettim bu gece. İşin kötüsü Tanrı artık benimle konuşmuyor. Tanrı harflerimi  çaldı ve geri vermiyor. Yıldızlar uykularımı böldü, sesini çıkartmıyor Oysa ben güzelliğe teslim olmayı seven biriyim. Sadece sorularım var. Aklımı kurcalayan bir sürü ayrıntı, kalbimi her gece kundaklayan bir sancı. Beklemekten yorgun düşmüş gözlerimin altında henüz birileri gelip yağmalamadan inanmak için beklediğim bir sürü mum yanığı… Anlatamıyorum. Sesim çıkmıyor. Sesim yorgun bir balıkçının ellerindeki nasır kadar gerçek değil artık. Bir yerlerimi kessem kanım bile akmayacak belki. &lt;br /&gt;Dolunaya bakıyorum. Biri gelip içimi açıp baksın istiyorum. İçimden eski kral mezarları, yıldız tozları, atlas burçları, batık şehirler çıkacak. İçimden belki de mucizelerin en güzeli çıkacak Dolunay, neden bana aşılmaz sarı ışıklarınla içimi yontar gibi bakıyorsun? Soru sorduysam cevap ver, ya da bir şarkı söyle, ya da bas küfrü ve sillesi sağlam ellerini görelim. İstiyorsan kahrolası bir şişe cin için kavga edelim seninle. Kafamız gözümüz yarılırken yıldızlar senin arkandan tezahürat yapsınlar. Benim arkamdan o adamlar, o yolunu kaybettikleri için yatağıma düşen adamlar küfre dursunlar. Yeter ki benden çaldıklarını geri versin tanrın. Yeter ki insanlar senin hakkındaki asılsız hurafeleri değil benim içimden çıkan yıldız tozlarını kullanarak geçirsinler bundan sonraki cinnetlerini. Yeter ki o sıcacık bir gülüş emanet etsin bana. Rüzgâr o su kıyısını eski haline getirsin. Silinen ışıklar yerine dönsün, kayan çizgiler yerine otursun tekrar.  İçimden bu kadar uzak bir yerde haritasız yaşlanmaktan başka bir şeylerde versin hayat bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ona verdiklerimin yanında nedir ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4578645569441656060?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4578645569441656060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4578645569441656060' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4578645569441656060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4578645569441656060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/dolunay-kavgas.html' title='Dolunay kavgası'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqNhFMNBmI/AAAAAAAABmo/Bvr1cKwH5rE/s72-c/saatler.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-49624687947552353</id><published>2010-09-23T01:12:00.002+03:00</published><updated>2010-09-23T01:48:01.107+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süveyda sezgin'/><title type='text'>bilinçli bilinçsizlik, bilincin bilinçsizliği ya da godspeed you! black emperor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqAUZq3dpI/AAAAAAAABlo/s3yzS4ZSrLs/s1600/sgodspeed0025.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqAUZq3dpI/AAAAAAAABlo/s3yzS4ZSrLs/s400/sgodspeed0025.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519865381272385170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kişisel bir müzik yazısı olacak bu ama şunları yazmadan önce anladım ki daha geniş bir yazı olacak bu da doğal aslında çünkü müzikten bahsediyoruz... şarkılarını dinleyeceğimiz grubun adı godspeed you! black emperor ama yazı boyunca her seferinde bu uzun ismi anmamak için bir kısaltma kullanacağım ve grubumuza gy!be diyeceğim... bu arada grubun adının çok uzun olduğunu düşünenler için belirteyim  gy!be' nin şarkıları adlarından çok çok daha çok uzundur : ) şimdi yazının başında anahtarlarımızı veriyorum ki sonra yazı okundukça aramızda bir anlaşılamama sorunu olmasın... aslında grup hakkında yazı yazmak için tüm şarkılarını dinlemek istiyordum yani bir konu hakkında söz söyleme etiği biraz buna bağlıdır gibi geliyor bana, öte yandan şöyle düşündüm ki bir tek şarkının bile hatta bir şarkının bir notasının, bir tek cümlesinin bile milyar tane hikayesi yazılabilir böyle düşününce de elimde gerekenden daha fazlası olduğunu düşündüm ve yazmaya başladım böylelikle... elimde gy!be ' ye ait dokuz şarkı var ( sleep - static - storm - east hastings - moya - providence - antennas to heaven -  rockets fall on rocket falls - blaise bailey finnegan III ) ve grup elemanlarının o güzelim fotoğrafları ve yarım bir ingilizcem de var ama grubumuzu dinlerken ya da onlar hakkında duyumsadıklarımı size dile getirirken bu yarım ingilizceyi göz ardı edeceğim, ya da baktınız ki çok gerekti ben sizin için bir parantez açıp orda bu yarım ingilizcemle size yardımcı olmaya çalışacağım, böylelikle "ingilizce bilmiyorum ben bu grubun adının anlamını bilemedim şarkılarını dinlesem hiç bir şey anlamam" gibi agresifliklerin de önünü kesmiş olayım çünkü şu anda ben de ingilizce bilmiyorum... ee şimdi o zaman aynı dilde konuşabiliriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kara büyücü &lt;br /&gt;hani hatrınız gereği önce gy!bemiz hakkında biraz -benim de başka kaynaklardan edindiğim- teknik bilgiler vereyim 1976 yılında Mitsuo Yanagimachi isimli bir japon sinemacımız, the black emperos olarak bilinen motorsiklet çetesini anlatan siyah beyaz belgesel bir film çekiyor. filmin orijinal adı da goddo supiido yuu burakku emparaa ve filmin adı sonuç olarak ingilizceye godspeed you! black emperor olarak çevriliyor ve bu belgesel filmin adı da kanadalı grubumuza ilham kaynağı oluyor. burda, bu belgeselin grubumuza neden ilham kaynağı olduğunun anlaşılmasını sağlayacak bir de ayrıntı vereyim mitsuo yanagimachi 'nin bu siyah beyaz belgesel filmini merak edip izleyenler görecekler ki bu filmde japon rock şarkılarından da örnekler bulunuyor. buradan gy!be dinlerken neden bazen donacak kadar üşüdüğümüzü de anlayabiliriz çünkü grubumuz kanadalı ayrıca şu sonucu da edinebiliriz buradan gy!bemiz de bizim gibi filmleri ve rock müziği seviyor : ) belki de bu yüzden film gibi müzikler yapıyor... burda bir ayrıntı daha vereyim gy!be' nin bizim listemizde bulunan şarkılarından birinin east hastings, 28 days later filmine de ilham kaynağı olmuş ve filmde de bu şarkının bir parçası kullanılmıştır, yani öyleymiş... ilham doğurucu gy!bemiz bizim... &lt;br /&gt;şimdi teknik bilgilerimize devam edelim.... grubumuz 1994 yılında üç kişi tarafından doğuyor ve grubumuza godspeed you! black emperor (yolun açık olsun! kara imparator) adı veriliyor. şimdi, dikkatinizi çektiyse grubumuzun adında bir de ünlem işareti var. Meraklıları için bu ünlem işaretine dair de küçük bir ayrıntı vereyim, bu ünlem işareti daha önce grup adının sonunda yer alıyormuş yani şöyleymiş godspeed you black emperor! bu ünlem işareti daha sonra ortaya alınmış, okuduklarımdan anladığım kadarıyla da grubun sadece son albümü ünlemin yer değiştirdiği yeni adıyla çıkıyor... yani ünlem işareti üç albümden sonra değiştirilmiş ama "yolun açık olsun"a vurgu yapılmasından sonra sadece bir albüm yola çıkabilmiş... nerde kalmıştık, evet grubumuz kanada'nın montreal kentinde kuruldu, grup kuruluyor ama  ilk albüme kadar grupta eleman değişikleri yaşanıyor, sürekli değişen ve artan grup elemanı sayısı bir defasında yirmi kişiye bile ulaşıyor ve son olarak da dokuz kişiyle yollarına devam ediyorlar. ilk albümleri 1994 yılında kaset olarak çıkıyor ve bu kaset sadece 33 adet basılıyor... işin ilginç yani grup bu ilk demoyu tekrar yayınlamıyor, yani yeryüzünde bu 33 şanslı kişinin dışında bu ilk demoyu dinleyen ya da dinleyebilecek olan kimse yok... şimdi, albüm konusuna gelebildiğimize göre grubumuzun albüm listesini aşağıya kopyala yapıştır yapacak olursam albümlerinin adları ve çıkış tarihleri sırasıyla şöyle:&lt;br /&gt;1) All Lights f**ked On The Hairy Amp Drooling - Demo [1994]&lt;br /&gt;2) 'F#A#oo' [1997 - 1998]&lt;br /&gt;3) Slow Riot For New Zero Canada - E. P. [1999]&lt;br /&gt;4) Lift Your Skinny Fists Like Antennas To Heaven [2000]&lt;br /&gt;5) Yanqui U. X. O. [2002]&lt;br /&gt;tabi bu kadar uzun olan grubumuz sadece albüm çıkarmakla kalmıyor ve birçok yan çalışma da yapıyor ben bunlardan en önemlilerden ikisini vereyim fly pan am, a silver mt. zion. diğer projelerini burada vermiyorum ve merak edecek olan arkadaşlarımızın merak seviyesine bırakıyorum ya da şimdi burada bir nefes alalım, bende bir açıklama yapayım, bu yazıda albümlerin sadece isimlerini vereceğim, ama gy!be' nin ilgili albümleriyle ve grup elemanlarıyla ilgili daha ayrıntılı bir başka yazı daha yazmak istiyorum, ve bu ayrıntıları bu öteki yazıya bırakıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. yüzyılın korkulu rüyası&lt;br /&gt;şimdi birazdan geleceğim gy!be' nin nasıl dinlenildiğine ama gy!be' den doğrudan söz etmeden önce onların yaptığı müziğin anlaşılabilmesi açısından seneler önce olmuş bir olayı anlatacağım size... seneler önce bir arkadaşım psikiyatriste gidiyor, psikiyatristi de bu arkadaşımıza rüyalarını ertesi gün uyandığında bir günceye kaydetmesini ve kendisine getirmesini istiyor... arkadaş bana bunu söylediğinde ben şöyle bir ürpermiştim, çünkü kendi üzerime alınmıştım, şimdi ben bir gece rüya görsem ve ertesi gün oturup bunları yazmaya çalışsam ne hissederim diye düşünmüştüm... dondurucu soğuklukta bir suda saatlarce çırılçıplak beklemek gibi ( gy!be' nin şarkılarını dinlemek gibi ) yapabilir miydim, yok yapamazdım, o zaman bu kadar sıcakkanlı değildim henüz, üstelik suya girsem gitmek istediğim derinlik boyumu aşardı bunun da farkındaydım, şöyle ki çok bir derinlik gerektiren bir eylemdi bu ve ben henüz kısacıktım, soğuk sulara yazlıklarımdan  göz süzüyordum öyle... her neyse şimdi bu olaydan söz etme nedenime gelelim, rüyalar dedik rüyalarımız diyeceğim şimdi de, rüyalarımız bizim bilinçaltımızın kağıt gemileri yani böyle bakalım onlar kağıt gemiler ve onların üzerinde bizim aklımızdan doğan bir sürü karalama işareti var ama o işaretlere, karalamalara baktığımızda, o yazıları okumaya çalıştığımızda hiçbir anlamları yok ya da aslında bize öyle geliyor yani anlamları var aslında ama biz onları görmemeyi, okuyamamayı seçiyoruz yani reddediyoruz... ertesi gün uyandığımızda net bir şekilde hatırladığımız rüyalar o karalamalarımızdan okuyabildiklerimiz ( okumak istediklerimiz ) oluyor, okuyamadığımız öteki gemiler sularda öyle belirsiz ve sır vermez devam ediyor yol almaya ama hala bizdeler, aklımızın içinde bir yerdeler başka bir deyişle bilinçaltımızdalar... &lt;br /&gt;rüyalarımızın bilinçaltımızdan doğduklarını söyleyebiliriz... bunun dışında uyumadığımız zamanları düşünelim yani diyelim sabahleyin uyanıyoruz geceyarısına kadar ayaktayız hani işte o uyanık olduğumuz zaman parçalarında da bilincimizin yanında bir de bilinçaltımız var yaşayan ve bilinçaltımız genellikle karanlıktır, bulanıktır, aslında karanlıkta bırakılır, bulanık bırakılır demek daha doğru olur... peki bilinçaltımızı neden karanlıkta bırakıyoruz ve kafamızın içinde durmadan bir bulanıklık taşımamıza rağmen neden bu bulanıklığı netleştirmeye çalışmıyor ya da o karanlığı aydınlatmaya çalışmıyoruz da onları olduğu gibi kabullenmeyi seçiyoruz... bunun nedeni sınırlarla ve netliklerle örülü kesin çizgileri olan bir dünyada yaşıyor olmamız, şu yazdıklarım ve birazdan yazacaklarım bu yüzden sizi rahatsız da edecek tıpkı gy!be' nin yapmak istediği gibi ve hazırsanız okumaya ve dinlemeye devam edin yoksa başka bir zaman okumanızı ya da dinlemenizi öneriyorum bünyeniz hazır değilse diyerek bilinçaltımızın kapılarını açıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqHQ9c2STI/AAAAAAAABmY/_cUa4IFX768/s1600/sgodspeed0002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 262px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqHQ9c2STI/AAAAAAAABmY/_cUa4IFX768/s400/sgodspeed0002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519873018739181874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gy!be bizim için uykuya yatmış ve rüya görüyor, bizim için bir bilinç yaratmış ve o bilinçaltını görüyor, ben ilk kez "sleep" ismindeki şarkılarını dinledim ve "sleep" uyku demek ya, dedim ki bu nasıl huzursuz bir uyku böyle... sonra dinlemeye devam ettikçe "hımm" dedim bu şarkı rüya gibi, rüyalarımız gibi, şarkının adı o yüzden "sleep" sanırım... şimdi grup elemanlarının fotoğraflarına bakıyorum yani bu kadar çok güzel insanlar niye diyorum böyle çok rahatsız ( ama öte yandan da böyle çok yaratıcı ve çok mükemmel ) bir uykuya yatmış... parantez içinde sebebi de söylemiş oldum aslında... gybe genel olarak sözsüz bir müzik yapıyor ama bazı şarkılar içinde filmlerden alınmış monologlarla veya diyaloglarla karşılaşıyoruz ( bir sokak rahibinin kıyametle ilgili verdiği vaaz, rhode island'da bir benzin istasyonundaki anons ve fransızca şarkı söyleyen bir grup çocuğun sesleri) ve bu sözler müzikle öyle iç içe geçmiş ki birbirinden ayıramıyorsunuz, sanki ruhani bir atmosfer yaratıyor, bu da insanı daha deli eden bir şey, gy!be diyor ki, akıllığından uzaklaş biraz şöyle delir ki aklın başına gelsin... genel olarak sözsüz müzik yapıyorlar deyince aklıma albümlerinden birinin içinde ( slow riot for new zero kanada - ep' de) yer alan sözleri geldi onu da paylaşayım sizlerle:&lt;br /&gt;"arkadaşlar! sessiz ordular kuralım ve onların cam gökdelenlerini yıkalım "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık ayna, güçlü yüzler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi diğer şarkıları neler söylüyor biraz da onları hikayeleştirmeye çalışayım, söyleyeceklerimi ben söylüyorum ama üzerime de alınmayacağım yargılayan olursa çünkü gy!be bana bunları söylüyor ben de size onları aktaracağım, o zaman başlasın hikayeler diyerek biraz gy!be' nin bizden istediği gibi bilinçaltlarımızı açalım artık diyorum, hazırsak eğer... ve static şarkısına geçiyorum, şimdi, bilinçaltlarımızda neler var ve kendi bilinçaltımıza baktığımızda ya da bir başkasının bilinçaltındakilerle karşılaştığımızda ya da biri bizi bilinçaltımızla yüzleştirmeye ittiğinde ya da tam tersi biz birine bunu yaptığımızda, bu neden çoğunlukla ürkütücü geliyor yani "çok rahatsız hissettim yahut çok rahatsız oldum ya da çok rahatsız ettim" diyoruz genellikle böyle zamanlarda ve genellikle neden uzaklaşma isteği duyuyoruz öyle insanlardan ya da uzaklaşılıyor işte bizden. bilinçaltımızda bizim irademiz dışında üreyen hayallerimiz ( fantezi demek daha doğru olur aslında ), katillerimiz, psikopatlarımız, sapıklarımız, işte ne bileyim bilumum toplumdan saklayıp sakındığımız yaratıklarımız yaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kesin kuralları olan bir toplumda yaşadığımız için bilinçaltlarını gün ışığına çıkarıp bunlardan memnun bir şekilde yaşayanlar (somut anlamda kullanacağım) deli ya da sapık ya da katil ya da psikopat ve türevleriyle adlandırılıyor ve cezalandırılıyor... şimdi burada bir sağlıksızlık var demek ki, sorun sadece bilinçaltını ortaya çıkarmak mı yoksa bilinçaltında neler olduğunu bilip onu gün ışığıyla bilinçle barıştırabilmek mi... şarkının burasında yine diyaloglar giriyor ve fonda o hüzünlü keman sesi... tamamen bilinçaltıyla yaşanamaz, öyle olduğunda az önce sözünü ettiğim sağlıksızlık hali doğacaktır yoksa ve bu da kişinin kendisinden öte çevresindekilere de zarar vermesine neden olacaktır... o yüzden bilinçaltını görüp onu kabullenip bilincin katsayısını özgür bırakmak ve arttırmaktan yana olduğumu söyleyeyim tıpkı gy!be gibi... düşmanımızı iyi tanırsak onunla nasıl savaşacağımızı da biliriz... deliliklerimizi bilirsek onları sevebileceğimiz delilere dönüştürebiliriz... yani çöplerimiz var ya da karalamalarımız var diyelim ama onları dönüştüreceğiz evirip çevireceğiz ve mükemmel bir şeye dönüşecek sonra o çöpler ya da karalamalar, tıpkı gy!be' nin yaptığı gibi yapacağız tamam mı&lt;br /&gt; : ) yani hem rahatsız ediyorsunuz hem de rahatsız etmiş olmaktan da rahatsızsınız, bir de hayatın boynuna keman sesi üflüyorsunuz bu yüzden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi okudunuz ya yazdıklarımı kimse üstlenmiyor mu içinde katillerin, sapıkların, psikopatların, faşistlerin ya da türevi hastalıklı ruhların olduğuna, gy!be dinlemelisiniz öyleyse, dinlemelisiniz ki size yüzyılların tarihini, psikolojisini anlatsın, dinlemelisiniz ki o büyük yalanlara edilen o büyük küfrü duyasınız, gy!be savaşların, cinayetlerin, kurbanların, psikopatların, sokakların, ülkelerin, dünyanın aklınıza gelebilecek ve hatta bilinçaltınıza sakladığınız için aklınıza gelmesine izin verilmeyecek nice hazin hikayesini anlatacak size... gy!be gerçeğin, o korkunç gerçeğin destanını sunuyor bizlere ve  -blidness (körlük) filmini izleyenler daha iyi anlayacaktır şu söyleyeceğimi-  her yeri öyle aydınlatıyor ki müzikleri, kafanızın içini ve dünyadaki diğer insanların kafalarının içini öyle net görüyorsunuz ki, her şeyin ve herkesin içinde taşıdığı o yalanı öyle derinden duyuyor ve anlıyorsunuz ki, tekrar kör olmak istiyorsunuz, tüm o tanımlar, kalıplar, kurallar ve duvarlar yerle bir oluyor ve bununla da kalmıyor. yaptıkları müzik çok uzun çünkü, çok çok uzun ve devam ediyor söylemeye, "kendinle yüzleştin diyor, biliyorum her şeyi yıktığımı sanıyorsun şu anda ama daha söylüyorum bak" diyor, "daha söyleyeceklerim var" diyor...  yaptıkları müzik önce bu yıkım duygusunu yaşatıyor bize çünkü, insanoğlunun aslında ne kadar korkunç bir gücü taşıdığının farkındalar, insanın istediği zaman nasıl korkunç bir katil, nasıl korkunç bir düzenbaz, nasıl korkunç bir yalancı, nasıl korkunç bir yaratık olabileceğini görmüş ve bu gücün yaratıcılığının tüm bu korkunç şeylere değil de güzel korkunç şeylere neden olabileceğini anlamışlar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinçaltı rahatsızlık örnekleri, paranoyak psikoloji&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqHhm8qI2I/AAAAAAAABmg/AHyHMjKkMvo/s1600/sgodspeed0023457.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 249px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqHhm8qI2I/AAAAAAAABmg/AHyHMjKkMvo/s400/sgodspeed0023457.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519873304756364130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi listedeki diğer şarkıları dinlemeye başlıyorum sırayla ve burda bir açıklama yapayım gy!be' nin şarkı süreleri 20 dakika ve üzeri zaman aralığında olduğu için ben biraz genel yaklaşımlardan söz etmek istiyorum, yani düşünün 20 dakika boyunca ne kadar çok birbirinden farklı duygu ve düşünce üretilebilir bu yüzden bana da yazık olmaması açısından : )  yazının geri kalanında yoğunlaştırılmış ve bilinen durumlardan bir sözcük seçkisi yapacağım gy!be' ye yaklaşabilmek için... geçiyorum şimdi bu rüya konusuna, rüyalarda aşk da var doğal olarak ve aşk bir yadsımadır ( ve tabi daha bir sürü şeydir tabi ama konumuz o değil şimdi ), evet elimize bir aşk olgusu alıyoruz şimdi ve bir insanın zihnine koyuyoruz onun yansımasını, şimdi bu olguya apaçık bakalım, ay gibi düşünün yani sadece aydınlık olan yüzünü değil de karanlık olan yüzünü de göreceğiz, rahat ettirdiği değil de rahatsız ettiği yanıyla da bakacağız yani.. hem herkesin de çok sevdiği bir kelimeyi seçtim örnek vermek için : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi diyelim ki bir sevgiliniz var ya da evlisiniz, öte yandan bir büyük kalabalığın içinde yaşıyorsunuz ve bu sırada bir sürü güzel insanla daha karşılaşıyorsunuz, öte taraftan bir inanç geliştirmişsiniz diyelim ki ben ona sadık kalacağım, sadık olacağım diyorsunuz ya da bunu kendiniz de demiyorsunuz da içinde yaşadığımız toplumsal yapı size bunu söyletiyor ya da bunların hiçbiri bir durum yok ortada siz hiç sadakat filan düşünmeden bir birliktelik yaşıyorsunuz bir insanla yani bunlardan herhangi biri bir durum var diyelim ki ve diyelim ki çok çok güzel bir şeyle karşılaşıldı -ve müzik azalıyor burada ve sonra yavaşça yeniden başlıyor sesler- o güzellik bir çekim yarattı bilinçaltınızda, şimdi burda bir bilinçsizlik durumu oluştu yani istemdışı bir rüya gelişti, bunu fark ettiniz ve yukarda söylediğim durumlardan herhangi birinin içinde olduğunuz için hemen ittiniz bu rüyayı kafanızdan, yasakladınız kendinize o rüyayı görmeyi, ya da bastırdınız o duyguyu diyelim, şimdi burda bir yalancılık söz konusu, o anı, o rüyayı gördünüz ama üç maymunu oynadınız kendinize, hani diyelim ki sevgiliniz de biraz ötenizde bulunuyor ve o anı o da farketti, o da üç maymunu oynadı, sizin bu yalan söyleme(me) olayını çok uzattığınızı düşünelim ve sevgiliniz de sizin oyununuza katılmaktan vazgeçti ve isyan ediyor ve size sizin yerinize bilinçaltınızda oluşan o anı fark ettiğini söylüyor, rahatsız olacaksınız, çünkü sizin görmek istemediğiniz bir şeyi getirip sizin gözünüze sokacak, yani yakalandınız. işte gy!be ' nin yaptığı tam olarak bu, bütün yalanlarınızı getirip kulağınıza sokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi aynı örnekten devam edeyim yine o tür bir an yaşadınız ama sevgiliniz bu kez biraz ötenizde bulunmuyor yani sizi kimse seyretmiyor, ve fark ettiniz yine kafanızdaki düşmanı diyelim, burda bir sürü seçenek var, yine reddedebilirsiniz çünkü sizi bekleyen biri var biliyorsunuz, sahiplenebilirsiniz rüyanızı karşınızdakinin de o rüyaya katılma ihtimali olabilir, ama böyle olduğunda birini aldatmış olacaksınız ve kendinizden doğandan daha büyük bir yalan söyleme durumu çıkacak ortaya, gülüp geçebilirsiniz, düşünecek başka bir konu bulabilirsiniz ne bileyim kalkıp uzaklaşırsınız oradan ya da daha bir sürü şey, şimdi burda da doğru davrandığınızı sanıyorsunuz ama yine olmadı, çünkü gy!be vardı orada ve sizi izliyor, dinliyordu, haberiniz yoktu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o rüyayı hemen görmek isteyenler, görmenin ötesini düşünemeyenler "aldatma" dediğimiz durumu yaşıyorlar, o rüyayı reddedenler, başka bir konu düşüneyim birazdan unuturum nasılsa diyenler büyük bir yalanın başlamasına neden oluyorlar, bastırılmış her duygu düşünce ürünü eninde sonunda başka bir şekilde kendini su yüzüne çıkartacak ve sonunda o küçük an kendinizi anlamak için ayırmadığınız o düşünme süresinden çok daha fazlasını alıp götürecek sizden, çünkü kendinizle yüzleşmeden bir reddetme durumu yaşıyorsunuz, bu da gerçek bir davranış olmamış oluyor... ve gy!be dinlerseniz bir gün siz de ilk örnektekiler kadar acı çekeceksiniz önce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi son duruma geçeyim, o rüyayı sadece görmekle kalmayıp onunla barışarak bilinçüstüne yükseltebilenler gy!beyi çok rahat dinliyorlar yani tamam ben bir rüya görüyorum ama uzun sürmeyecek bunun bilincindeyim, birazdan da sabah olacak, sabah olduğunda da yanında uyanmak istediğim kişiyle uyanmak istiyorum diyebilenler ne kendilerini ne de sevgililerini "aldatmamış" oluyorlar... burada müzik yeniden duyulmaya başladı, sanki türkçe bir şarkının müziğine benziyor, burda bilinçli bir rüya oluştu yani hem görürüm hem de uyanırım durumu... burada bir huzur var ve şarkının tonu aynı düzeyde sürüyor bir süre... bu yüzden bence, bilinçaltlarımız rahatsızlık verse de hatta bize çok acı verse de -burada artıp azalıyor müziğin tonu- onlara eğilip onları anlayıp onlarla yüzleşip -burada müziğin tonu çok yükseldi- onlarla barışıp daha sonra da mutlaka uykudan uyanmak gerekiyor, rüya seçilirse o rüya görülmeye devam eder ya da tamamen uyanırsınız bir başka rüya sürer, ama bunun bir bilinci olmuş olur, yani güzel olur, değilse bilinçli hale getirilmemiş hiçbir güzelliğin öteki sabaha güzellik olarak yol alabileceğini sanmıyorum, zaten bütün güzelliklerin hepsine birden sahip olmak isteyenler çirkinleşecektir ve o güzellikleri de çirkinleştirecektir gibi geliyor... bazen, "sen böyle güzelsin sen böyle kal" demeyi bilmek gerekiyor etrafımızdaki güzelliklere... bir de sen hiç gy!be dinledin mi diye sormalı : ) artık... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlık aynanın sırrı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ben genel bir konuyu anlatmak için bir rüyayı bir durumu örnek verdim, yani her şeyi ayrı ayrı konu etmek yerine birçok konuyu anlatmak için aralarından bir tek örnek seçtim, bu örneği sevmeyenler içine aşk koyduğum o bilincin-bilinçsizliğin yerine bir cinayeti ya da tecavüzü de koyabilirler ya da daha başka herhangi bir olguyu, yani gy!be' nin şarkıları niye mi uzun diyorum çünkü diyorum rüya boyunca hissedilebilecek tüm iç ritimleri tüm bilinçaltı hisleri bir arada verebilmek istiyor öte yandan insan ömrünün bir altmış yetmiş yıl olduğu düşünülürse bir şarkı ne kadar uzun olursa olsun bütün bir ömrün bilincini anlatmaya yetemeyeceğinden gy!be yoğunlaştırılmış koyu kıvamda bir müzikle çıkıyor karşımıza ve şunu da söylemek gerekirse yapabileceğinin en iyisini yapıyor...&lt;br /&gt;şimdi konuyu anlatırken cümleleri biraz uzun tuttuğum için kısa cümlelerle bir özet yapalım. yazımızın başlığından da anlayacağınız gibi gy!be bilinçli bir bilinçsizliği ya da bilincin bilinçsizliğini getiriyor bize... yoğunlaştırılmış, koyu kıvamda bir müzik yapıyor... şarkılarının içinde aklınıza gelebilecek tüm insani duygu ve duygusuzlukları taşıyor... katilleri, kurbanları, psikopatları, tecavüzü, işkenceyi, ölümü, ölümsüzlüğü, serserileri, aşıkları, sokakları, evleri, savaşları, barışları, uykuları, uykusuzlukları, ne bileyim daha böyle bir sürü şeyi bir sürü korkunç ve korkunç derecede güzel şeyi bir arada duyuruyor ve bu yüzden gy!beyi ancak bu tür şarkıları dinleyebilecek güce sahipseniz dinleyebiliyorsunuz... unutmadan söyleyeyim, gy!be' nin yaptığı müzik hiçbir tanıma sığdırılamadığı için bir sürü tanım yapmaya çalışmışlar en çok kabullenilen yaklaşım gy!be'nin post-rock icra ettiği yönünde, ben de kendimce biraz da olsa gy!be' ye yaklaştığım için bir tanımlama yapmaya çalışırsam, gy!be rock'un postunu yere sermiş ve o postun üzerinde ayakta uykuya yatmış bir gruptur diyebilirim..&lt;br /&gt;bu yazıda size bir sürü sır verdim, işte gy!be' de bunu yapıyor, müzik yazısı, gy!be yazısı dedim ya, gy!be yukarda söylediklerimin tümünü ve çok çok daha fazlasını söylüyor bize... o yüzden müziklerinde çok çok büyük huzursuzlukların yanında çok çok büyük bir huzuru da hissediyoruz, çok çok büyük katliamların yanında çok çok güzel canlılar arasında da dolaşıyoruz, bu yüzden o çok güzel yüzlü insanlardan böyle çok rahatsız edici duygular da yayılabiliyor, bu yüzden sanat diye bir şey var, bu yüzden deliler var, akıllılar biraz daha rüyalarının ya da kabuslarının nedenini anlasın diye onlar deliriyor ama anlayan yok o başka, nasıl delirmişsin gy!be, iyi ki delirmişsin, seviyorum seni böyle, her zaman dinleyemesem de baktım ki bilinçaltımdan kaçmaya başladım yine dışarısı yüzünden, baktım ki gene dolaşmışım tellere, yalanlara, dönüp seni dinleyeceğim ki hatırlat bana gerçeği... gy!be dinlemenizi ama özellikle böyle zamanlarınızda dinlemenizi  öneriyorum.. ve akıllı biri şöyle bir söz etmiş bir zamanlar s. m. power diye bir adam bu ve "rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır" demiş... ben de şunu ilave edeyim ki baktınız ki gereğinden fazla süre uyanık kaldınız, gereğinden fazla süre uyanık bırakıldınız, bol bol uyuyup rüya görün ama uyanma evresinde de gy!be dinleyin ki tekrar uyanabilesiniz... işte, ben de öyle diyorum... hazırsanız uyanın diyor gy!be ama eğer gerçekten hazırsanız, bu uzun korkunç gerçek uykuya, bu uzun korkunç gerçek üşümeye ve bu uzun korkunç güzel güçlenmeye de hazır olun çünkü gerçekten uyanmak için bu uzun korkunç gerçek uykuya ihtiyacınız var... çünkü uzun korkunç gerçek güzellikler ancak böyle uzun korkunç gerçek uykulardan doğacak diyor... ve daha neler diyor neler ama bu gece benden bu kadar...  bir dahaki sabaha kadar iyi sleepler ve bol bol east hastingsler diliyorum size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ZV0X7uyj4HY?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ZV0X7uyj4HY?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-49624687947552353?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/49624687947552353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=49624687947552353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/49624687947552353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/49624687947552353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/bilincli-bilincsizlik-bilincin.html' title='bilinçli bilinçsizlik, bilincin bilinçsizliği ya da godspeed you! black emperor'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJqAUZq3dpI/AAAAAAAABlo/s3yzS4ZSrLs/s72-c/sgodspeed0025.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-7901191225918675165</id><published>2010-09-23T00:58:00.003+03:00</published><updated>2010-09-23T01:02:05.610+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süveyda sezgin'/><title type='text'>zebercet bandosu ya da beirut ya da ooff of!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp80cHH9UI/AAAAAAAABlY/lAMFnXmkiYI/s1600/beirut-pic.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 279px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp80cHH9UI/AAAAAAAABlY/lAMFnXmkiYI/s400/beirut-pic.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519861533637080386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kez söze nereden başlayacağımı gerçekten şaşırdığım bir yazıyla baş başayım, elimden geldiği kadar nedenini anlatayım bunun size ki yazı boyunca aklınız çok karışmasın istiyorum... beirut zach condon' un öncülüğünde oluşturulmuş bir müzik grubu... yazıyı yazma amacım da size onların müziğinden söz etmek, şimdi burada bir sorun oluştu; çünkü grubumuzun adı beirut, böyle olunca benim aklıma bir sürü "beirut" geliyor bunun da ötesinde şöyle de bir konu var ki bunlar sadece benim aklıma gelen beirutlar, düşünün ki oraya dair izlemediğim nice film, dinlemediğim nice müzik var... bunu söylememin sebebi de şu, ben birazdan bazı şarkılardan ve filmlerden kısa kısa söz edeceğim ya da en azından bu şarkıların, filmlerin, müziklerin ve hatta kitapların adlarını vereceğim ve belki sizin de kendi beirutlarınız olacak aklınızda dolaşan ve bu yüzden yazının en başından bu yazının beirutlarının mutlaka ki eksik kalacağını söylemek istedim... şimdi burada bir süreliğine müziğin sesini kısalım ve beirut' un bizi dolaştırdığı sokaklara bakalım önce... ezginin günlüğü' nün bir şarkısı var hatırlıyor musunuz "ey şehir sen yoksun" diyen o mis şarkı... hatırlamanız gerek ya da nolur biri hatırlasın : ) çünkü bu şarkının adı da beyrut ve sözlerini de mırıldanalım ki günlerdir sokaklarda dolaşan bu yolcu yazı da başlasın yazılmaya artık : ) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yol bir şehre giderdi&lt;br /&gt;güneşin tutuştuğu&lt;br /&gt;denize batmış güle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mavi ıslak gecelerde&lt;br /&gt;ne sevgiler açardı&lt;br /&gt;dünya menekşe bahçesinde &lt;br /&gt;alev alev&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey şehir! &lt;br /&gt;sen yoksun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyudun uyandın&lt;br /&gt;büyü bozuldu&lt;br /&gt;bir kapı kapandı geçmişe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toprak yok artık,&lt;br /&gt;su yok!&lt;br /&gt;sevinç telaş yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey şehir sen yoksun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu kıyıda bir ağaç yeşerdi&lt;br /&gt;sedefin toprağında &lt;br /&gt;diz çöktüm aya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir masal vardı bu şehre dair&lt;br /&gt;sütü bal koyuluğunda&lt;br /&gt;gözleri kara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyudun uyandın&lt;br /&gt;büyü bozuldu&lt;br /&gt;bir kapı kapandı geçmişe&lt;br /&gt;ey şehir! &lt;br /&gt;sen yoksun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şehir hangi şehir... işte ikinci beirutumuz... şarkılara ve şiirlere ve filmlere ve kitaplara ilham kaynağı olan bu hazin mutlu şehir, lübnan'ın başkenti olan ve günleri bombaların beşiğinde ninnilenen beirut... hani bazı şehirler, bazı özel yerler vardır ki buraları akıl almaz acıların ve akıl almaz masalların annesi gibidir, tıpkı babil'in asma bahçeleri gibi yahut alamut kalesi gibi... içinde efsaneler taşır bazı şehirler, bazı özel yerler ve efsaneleriyle anılırlar buralar, izli bir tarih, gizemli, sihirli bir masal dolaşır havasında ve kısacık yaşamlarımız sonlanmadan önce, oraları görebilmek için delice hevesler duyarız, işte beirut böyle bir şehir... babil'in asma bahçeleri dedim, alamut kalesi dedim, okuyanlar anladı mı -ne diyorum?- bilmiyorum ama sözü "semerkant" ve "doğunun limanları" gibi eşsiz kitapları yazmış olan amin maalouf' a getireceğim, söz buraya geliyor çünkü amin maalouf  da lübnan'ın beirutun 'da doğmuş bir yazar ve doğu'nun limanlarından biridir beirut, yine ömer hayyam' ın ve hasan sabbah' ın ve alamut kalesinin içinde dolaştığı kitap da semerkant' tır...&lt;br /&gt;1970’lerde doğunun paris' i olarak anılan beirut, çoğumuzun hayalinde o büyülü yıkıntılarıyla yer bulurken, kimimizde de tuhaf bir merak duygusuna sebep olan tarihsel olaylara ev sahipliği yapmış bir şehirdir... bitmek bilmeyen savaşlar yüzünden durmadan yakılıp yıkılan ama hala yaşayan bir şehir... düşünün ki sabahları bomba sesleriyle uyanıyorsunuz; evinizde, ailenizde sizden başka sağ kalan olmayabiliyor, sevdiğiniz, sevmediğiniz nice insan kanı akıyor her doğan güne, bütün anılarınız, tüm kişisel tarihiniz, çocukluğunuzun, gençliğinizin geçtiği sokaklar, evler bombaların arasında yerle bir oluyor ve giderek kanıksıyorsunuz bu manzarayı; kanıksamak zorunda kalıyorsunuz hayatta kalabilmişseniz eğer ve diğer canlı kalabilenlerle biraraya gelmek zorundasınız sonrasında; yıkıntılar arasında, belki altı yaşında çocuksunuz, diğer altı yaşındaki çocukları, onların ellerini arıyorsunuz ve bulabilirseniz bir benzerinizi, onunla el ele tutuşmuş hayret ve korkudan dümdüz ve dimdik yürüyorsunuz yıkılmış bir şehrin ortasında... ağlayamıyor ya da çığlık atamıyorsunuz çünkü biliyorsunuz kimse gelmeyecek, kimse istese de gelemeyecek sizi avutmak ya da susturmak için donup kalmışsınız kanların ortasında ama elleriniz tutunmak zorunda, ayaklarınız yürümek zorunda ve artık altı değil altmış altı yaşındasınız bir anda...&lt;br /&gt;diğer beyrutumuz da yine lübnanlı ve yine büyülü bir sese sahip olan feyruz'un "le beirut" isimli şarkısı... "le beirut" yani "beirut'um" diyor o güzel feyruz, lübnan'ın başka bir şehrinde doğan ama sonrasında ailesiyle beirut' a taşınan ve orada yaşamaya başlayan feyruz, 1975 - 1990 lübnan iç savaşı sırasında da ülkesini terketmemiş ve çalışmalarına burada devam etmiştir...  sözleri rodrigo' nun gitar konçertosu üzerine yazılan "le beirut" şarkısı da lübnan iç savaşına hitaben söylenmiş, israil'in lübnan'a girmesinden sonra da lübnan'ın tüm radyolarında bu şarkı (ağıt-marş) çalınmıştır:&lt;br /&gt;selam sana yüreğimin derinliklerinden&lt;br /&gt;ey beyrut!&lt;br /&gt;kabul edin bu selamımı, ey denizler, evler&lt;br /&gt;ve eski denizlerin yeni yüzü çöller...&lt;br /&gt;o ki&lt;br /&gt;benim halkımın hamurundan yoğrulmuştur,&lt;br /&gt;ekmeğim, içkim, yaseminim...&lt;br /&gt;ateşin ve dumanın tadı nasıl oldu?&lt;br /&gt;beyrut! seni terk eden delidir,&lt;br /&gt;ey beyrut!&lt;br /&gt;el üstünde tutulacak şehirsin sen&lt;br /&gt;ey beyrut!&lt;br /&gt;kapısını kapattı beyrut;&lt;br /&gt;kendisini sabah akşam el üstünde tutacak&lt;br /&gt;ve güzel günlere taşıyacak insanlara&lt;br /&gt;sonra bir başına kaldı sabah akşam&lt;br /&gt;ve gecelerde...&lt;br /&gt;benimsin sen ey beyrut!&lt;br /&gt;benimsin&lt;br /&gt;halkımın kanayan yarası,&lt;br /&gt;analarımın akan gözyaşısın.&lt;br /&gt;benimsin sen ey beyrut!&lt;br /&gt;benimsin...&lt;br /&gt;benim beirutlarım bu kadar, bunun dışında kaynakları okurken iki önemli filme rastladım ve izlemem gereken filmler listesine ekledim... onları da yazayım size, ilki tarantino'nun kamera asistanlığını ziad doueri'nin yönetmenliğini yaptığı lübnan' da iç savaşı konu alan 1997 lübnan-almanya ortak yapımı batı beyrut (west beyrouth) isimli film... ikinci filmse sevindirici doğrusu çünkü türkiye' den bir yönetmenin didem şahin' in hazırladığı bir belgesel film bu ve ismi de “beyrut'a gittiğimi anneme söylemeyin” ve bu belgeselin gerçekten çok güzel bir çekilme hikayesi var ama yazımızın asıl konusu dağılmasın diye anlatmayacağım bu hikayeyi hayır ama bence bu filmler izlenmeli mutlaka bu kadarını söyleyeyim : ) &lt;br /&gt;rakamlara vuralım konuyu biraz, düşünün milyarlarca insan, dünyanın her köşesinden milyarlarca insan aynı anda ellerindeki beyaz güvercinleri gökyüzüne bıraksın, hayal edin nasıl bir beyazlık saracak göğü, nasıl beyaz bir barış kanadı ki çırpınacak içinizde, bütün o kapkara savaş kanatlarını silip götürecek; yüzyıllardır süregelen savaşların ve tüm o dinmeyen acıların toprağından fışkıran ana sütü gibi... unutmadan, unutamadan geçmiş acıları, geleceğe hayat vermek... insanlar gelecekte aynı kara sütle beslenmesin diye aynı anda göğe doğru uçurmak tüm beyaz güvercinlerini yüreklerimizin... bir gün olur mu böyle inanılmaz bir zaman hala bilmiyorum ama bu hayal, bunun gibi hayaller bugün işte, bunca insanın bunca güzel müzikler, bunca güzel filmler, bunca güzel kitaplar üretebilmesini sağlıyorsa -buna neden oluyorsa- hala umut var demektir, hala "barış" denilebilir...&lt;br /&gt;artık heyecanlanabiliriz, tuhaf bir hüzünle keyiflenebilir döne döne dönebiliriz, sanki ellerimizden tutmuş bir büyük annemiz, bir büyük babamız, bir büyük sevgilimiz bir büyük sevdiğimiz, bir büyük sevenimiz, bir büyük oyun arkadaşımız; döne döne dönerken, etrafımızdaki dünyanın nasıl başka türlü göründüğüne şaşırabiliriz, en mutluyken, en güzel duyguluyken birdenbire gözyaşlarına boğulabilir, sevinçten ağlayabiliriz... o mutluluğu elde edene dek çekilen acılar yorgun gözlerimizden, gülümseyen dudaklarımıza düşer şimdi, beirut'u dinlemek döne döne dönmek gibi, dünyanın merkezinde dönerken döne döne seyretmek gibi tüm dünyayı ve bilgiden kaynaklı bir baş dönmesi sezilirse bu yazıda yahut olur ya sizin başınız dönerse duyduklarınızdan, bilinsin ki bu beirut 'un şarkılarının kabahati... &lt;br /&gt;şimdi ben bu yazıya başlamadan önce birkaç günümü yoğun olarak beirut dinleyerek ve beirut hakkında yazılan yazıları okuyarak geçirdim ve bu kadar yoğunlaşınca, şarkılarla aranızda çeşitli diyaloglar oluşabiliyor : ) grubumuz bana durmadan "hadi dışarı çık" dediği için ben de şarkılarının sözünü dinledim ve dışarı çıktım ve dolaştım sokaklarda günlerce, bu yüzden bu yazı tahmin ettiğim zamanda yazılamadı ama şu anda yazılması da daha anlamlı olacak diye düşünüyorum... hani beş altı yaşlarında tombul yanaklarıyla bir çocuk yaşından büyük ve sizi hayrete düşüren cümleler kurar ya da yaşça büyük bir insan, beklemediğiniz çocuklukta bir ifade geliştirir de yanaklarını koparasınız gelir, içinize öyle değişik bir sıcaklık yayılmasına neden olur bu erken bilmişlik ya da bu geç sevinmiş içtenlik... beirut şarkıları böyle bir his bırakıyor insanda ve bu şirret şirin ve bu insanı kendi evinden neşeyle kovan güzelim şarkılar henüz yirmili yaşlarını süren grubumuzun kalp solisti zach condon' un marifeti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dedesi bir caz müzisyeni olan ve çocukluğundan beri emir custurica filmleri ( ve tabi goran bregoviç müzikleri ) hayranı olan zach condon 1986'da new mexico'nun santa fe'sinde doğuyor... müzikle uğraşmaya çok küçük yaşlarda, rufus wainwright, tom waits, magnetic fields gibi sevdiği isimlerin şarkılarını çalarak başlıyor ( ki yaşça hala küçük : ) ve hatta 15 yaşına geldiğinde real people isminde bir grupla -hakkında çok fazla şey bilinmeyen- bir albüm çıkarıyor. 16 yaşında okuldan atılıyor ve avrupa seyahatine çıkıyor... amsterdam' da kaldığı apartmandaki sırbistan göçmeni üst komşusu aracılığıyla balkan müzikleriyle tanışıyor ve dinlediklerinden çok etkileniyor...  avrupa' ya yaptığı bu seyahat boyunca vaktini daha çok fransa' da özellikle de paris' te geçiren zach condon, zannedildiğinin aksine hiç bir balkan ülkesinde bulunmamış ama kendisi gibi farklı kültürleri merak eden öğrencilerle ve doğu avrupalı göçmenlerle tanışmış ve evine ukelele, akerdeon gibi daha önce kullanmadığı müzik aletleri eşliğinde dönmüş... müzik zevki değişen-gelişen zach, evine döndükten sonra gulag orkestar'ı hazırlamaya karar veriyor ve yazılanlara bakılırsa, bu albümdeki enstrümanların tamamını zach cordon’ un kendisi çalıyor... kemanlar, çellolar, ukuleleler, piyanolar, mandolinler, davullar, kongolar, klarnetler, akordiyonlar... ve yine yazılanlara bakılırsa, albümün kayıtlarının tamamı zach cordon tarafından kendi evinde yapılıyor... albümünü dört ay gibi bir zamanda tamamlıyor ama albüm 2006'ya kadar yayınlanmıyor... grubun ilk kaydı jeremy barnes ( neutral milk hotel ) ve heather trost ( a hack and a hacksaw )' un katılımıyla gerçekleşiyor... ve böylece beirutumuz doğmuş bulunuyor... grubumuzda -bandomuzda- kim hangi müzik aletini çalıyormuş, burada bunları da verelim ki iyice bilinsin beirutumuz :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• zach condon - vocals, ukulele, french horn, trumpet, flugelhorn &lt;br /&gt;• owen pallett - violin, organ, backup vocals &lt;br /&gt;• jon natchez - clarinet, flute, melodica &lt;br /&gt;• kendrick strauch - piano &lt;br /&gt;• perrin cloutier - accordion, upright bass, backup vocals &lt;br /&gt;• nick petree - percussion, backup vocals &lt;br /&gt;• kristin ferebee - backup vocals &lt;br /&gt;• jason poranski - guitar, mandolin &lt;br /&gt;• paul collins - bouzouki &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beirut' un yaptığı müzikleri tanımlamak için de diğer çok çalışkan müzisyenlerde ve müzik gruplarında olduğu gibi birden fazla tanım kullanılmış, grup için kimileri, organik balkan soundunu destekleyen armonik bir grup demiş... kimileri grubun folk, indie(bağımsız) rock ve daha bir sürü müzik türünü balkan ya da latin amerika ezgileriyle harmandıklarını söylemiş, biz zach cordon' a sorarsak o kendi müziğini  'göçebe yahudiler'  olarak adlandırıyor... zach condon' un ana enstrümanları trompet ve ukulele imiş ve gitarsız kurulan grup, mandolin, ukulele, saxophone, keman ve glockenspiel gibi enstrümanlardan oluşan bir orkestrayla müziğini şekillendiriyor imiş :  ) zach condon'un kendi müziği ve grubuyla ilgili yorumu ise şöyle imiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"paris' den bir trompet, bir farfisa org ( bir çeşit elektronik org ), akordeon, piano, ukelele ( gitarın daha küçük ve 4 telli versiyonu ), mandolin, glockenspiel ( küçük zil sesi veren kanun şeklinde vurmalı bir alet ), keman, çello, tef, 12. sokakta aldığım bir hava-kaynaklı org, komşularım tarafından hediye edilen bir kongo davulu... new mexico üniversitesi'nden çaldığım bir bozuk mikrofon..." &lt;br /&gt;ve gelelim grubumuzun albümlerine... önce albümlerin adını vereyim sonra da bu inanılmaz albümlerden ve şarkılardan biraz daha ayrıntılı söz edelim diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gulag orkestar ( 2006 )&lt;br /&gt;the flying club cup ( 2007 )&lt;br /&gt;ep'ler:&lt;br /&gt;lon gisland ( 2007 )&lt;br /&gt;pompeii ep ( 2007 )&lt;br /&gt;elephant gun ep ( 2007 )&lt;br /&gt;march of the zapotec ( 2009 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beirut' un ilk albümünün adı gulag orkestar, ben burda gulag kelimesi üzerine de birkaç şey söyleyeyim, gulag sovyetler birliği' nin stalin döneminde oluşturulan çalışma kamplarına verilmiş bir isimmiş... burdan şöyle bir sonuç çıkarıyorum, zach condon şarkılarını bir yol şarkısı olarak düşünürsek, o yürüyor, gördüklerini topluyor ve yolun sonunda da tüm görüp yaşadıklarını birleştirerek bütünsel bir yol günlüğü oluşturuyor... ve yolları yürürken sokaklarında dolaştığı ülkelerin, kentlerin, eyaletlerin önemli tarihi olaylarını, yurt özlemlerini, aşklarını, mutluluklarını, hayallerini, kederlerini yani insana ait ne varsa işte hepsini, her şeyi topluyor ve bunu yaparken yalnızca bugünü değil geçmişi de seyrederek yürüyor ve yaşına göre oldukça ağır sayılabilecek büyüklükte evrensel duygu ve düşüncelerin sahipleniciliğini üstleniyor... gulag orkester albümündeki şarkıların adlarına dikkat edecek olursanız çoğu, almanya'ya ait eyaletlerin, kentlerin isimlerini taşıyor, ki bu tür isimler taşımayan öteki şarkıları bile derin bir hüzün ve derin bir hayalkırıklığının izlerini taşıyor... güzel olan şu ki bu bir ordu içerisindeki bir askerin disiplinli yürüyüşü değil henüz yirmili yaşlarında, ellerini kollarını neşeyle sallayarak dünyayı dolaşan bir gencin ve onun yol arkadaşlarının müziği... ve zach cordon kendisi hiç istemese de kendisine asla izin verilmese de hayaller kuracağı  ve yine kendisi hiç istemese de kendisine asla izin verilmese de umutlu olacağı kadar çok genç ki duyguları, düşünceleri, içinden geçtiği onca acılı tarihin içinden kara bir neşeli ışıkla sızıyor her şarkısından dışarı... ve bu arada beirut gulag orkestar albümü çıktıktan sonra bir turneye de çıkmış ve hatta 2007 yılında türkiye' ye de gelmiş, radar live festivalinde de sahne almış, haberimiz olmamış : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beirut' a amatör bir grup diyebiliriz sanırım, çünkü oldukça neşeliler : ) oldukça alçakgönüllüler ve samimiler... izlediğim çoğu videosu da sokakta amatör kayıtlarla çekilmiş videolar... elephant gun adlı şarkının zach' un şirin bir bıyık taktığı hoş bir klibi var, sanırım ep'lerinden birinin daha bir klibi varmış başka da profesyonel olarak çekilen videoları var mı bilemiyorum... bir bakıma etnik müzik yaptıklarını söyleyebiliriz ama etnik dersek hangi etnik diye sormak gerekecek, müziklerinde yoğun olarak balkanların etkisi görülse de daha daha bir etnik beirut' un müziği, o yüzden bence "dünya" müziği yapıyorlar demek daha doğru olur, çünkü zuch condan somut olarak da yollara düşmeye ve dünyayı gezmeye devam ediyor, yaşını da göz önüne alırsak dünyanın her yerini dolaşmasına yetecek kadar zamanı da var, gittiği her yerden o yerlerin müzik aletleri ve müzik kültürüyle döndüğünü de düşünecek olursak yani işte biz beirut için "dünya müziği" yapıyor diyelim, öyle olsun... bu albümdeki şarkıların her biri birbirinden güzel, zaten gulag orkestar bir ilk albüm olmasına rağmen  çoğu ülkede oldukça hayranlıkla karşılanan bir albüm olmuş, benim özellikle sevdiğim şarkılar var ama herkesin özellikle sevdiği şarkılar kendisine diyelim (diyemedim rhineland (heartland) ) the gulag orkestar ve postcards from italy' inin de çok sevildiğini biliyorum ki bilmeseydim de okuduklarım bildirirdiler : ) o yüzden onları sevdiğimi ayrıca belirtmiyorum ve hiç yazı uzayacak filan diye düşünmeden albümlerindeki şarkıların isimlerini de tek tek vermek istiyorum, hepsi tek tek öğrenilesi, dinlenilesi şarkılar çünkü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the gulag orkestar – 4:38 &lt;br /&gt;prenzlauerberg – 3:46 &lt;br /&gt;brandenburg – 3:38 &lt;br /&gt;postcards from Italy – 4:17 &lt;br /&gt;mount wroclai ( idle days ) – 3:15 &lt;br /&gt;rhineland ( heartland ) – 3:58 &lt;br /&gt;scenic world – 2:08 &lt;br /&gt;bratislava – 3:17 &lt;br /&gt;the bunker – 3:13 &lt;br /&gt;the canals of our city – 2:21 &lt;br /&gt;after the curtain – 2:54 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci albümleri the flying club cup. albümün adına bakar mısınız ne denir ki bunun üzerine daha : ) insanın içinden ıslık çalıp elleri ceplerinde sokak sokak dolaşmak geliyor. sanki o koca dünya bir oyuncak yuvarlağa dönüşmüş, her adımda bir ülkeye varıyorsunuz o kadar küçülmüş dünya şarkıların arasında bir düşünün... bu güzel albümümüzde de benim her keyifsizliğimde açıp dinlediğim bir cliquotim var yine benim de çok sevenlerine dahil olduğum nantes' li bir nostaljimiz; büyük büyük atalarımızdan kalmış sapsarı güzpgüzel aile fotoğraflarımız, mutlu anılar anımsayışları hüzünlerimiz var... hani bilirsiniz anımsamak mutlu da olsa hüzünlüdür çünkü o günleri tekrar yaşama olanağınız ya da olasılığınız yoktur. yalnızca fotoğraflarda ya da videolarda ya da en önemlisi hafızanızın bir köşesinde kalmıştır o anlar ve yalnızca hatırlama biletiniz vardır elinizde... bundan başka albümümüzde tatil günlerini deniz kenarında geçiren bir sunday smile' ımız var... kumsalda oynayan çoçuklarımız bir beirut kalesi yapıyor bu kez o küçük kovalarıyla... ondan başka bir nefis in the mausoleumiz var ama böyle şarkıları tek tek saydığıma bakmayın yine her biri birbirinden harika, inanılmaz şarkılar, dinlediyseniz siz de bilirsiniz ya da dinleyince ne demek istediğimi anlayacağınızı sanıyorum... bir de albümün genelinde bir fransız etkisinin hissedildiği yazılmış bir yerlerde, albümde kullanılan müzik aletlerinde, albümdeki şarkı isimlerinde de bu etki görülüyor ve yine şarkıların içinde de fransızca konuşmalar yer alıyor ve zaten zach cordon bu albümleri için “1900lerde, 1920lerde paris’te bir uçan balon festivali’ ndeymiş gibi bir benzetme de yapmış... dinledikçe bıkmıyorsunuz beirut' tan, dinledikçe hayran kalıyorsunuz dinlediklerinize ve dinledikçe daha bir anlıyorsunuz zach cordon' un büyüklüğünü... kumsalda kayalıklar arasında oturmuş denize karşı elinde kendi boyundan büyük devasa bir zebercet taşı vuruyor bir başka değerli taşa onu sesler yayıyor evrene ve çok sürmüyor bando arkadaşları da katılıyor ona ve yolların boynunda böyle değerli böyle ışıl ışıl bir dünya kolyesine dönüşüyor zebercet bandomuz... müzik böyle yapılır solist böyle olunur bando dediğin budur diyor ve onların bu hüzünlü neşeli yürüyüşüne katılmaya çağırıyorum sizleri de... ve niye, sokaklar keyiflesin dünya biraz daha güzelleşsin diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a call to arms - 0:18 &lt;br /&gt;nantes - 3:50 &lt;br /&gt;a sunday smile - 3:35 &lt;br /&gt;guyamas sonora - 3:31 &lt;br /&gt;la banlieue - 1:57 &lt;br /&gt;cliquot ( zach condon, owen pallett ) - 3:51 &lt;br /&gt;the penalty - 2:22 &lt;br /&gt;forks and knives (la fête) - 3:33 &lt;br /&gt;in the mausoleum - 3:10 &lt;br /&gt;un dernier verre (pour la route) (zach condon, kendrick strauch) - 2:51 &lt;br /&gt;cherbourg - 3:33 &lt;br /&gt;st. apollonia - 2:58 &lt;br /&gt;the flying club cup - 3:05 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/X61BVv6pLtw?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/X61BVv6pLtw?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-7901191225918675165?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/7901191225918675165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=7901191225918675165' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7901191225918675165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7901191225918675165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/zebercet-bandosu-ya-da-beirut-ya-da.html' title='zebercet bandosu ya da beirut ya da ooff of!'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp80cHH9UI/AAAAAAAABlY/lAMFnXmkiYI/s72-c/beirut-pic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8628256360538212888</id><published>2010-09-23T00:43:00.002+03:00</published><updated>2010-09-23T00:49:21.329+03:00</updated><title type='text'>heyecanlanamıyorsanız  blonde redhead  tehlikesi   kırmızısı    baştan sarışın</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp53EADjyI/AAAAAAAABlI/AhQOgZNBBmk/s1600/blonde%2Bredhead.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 280px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp53EADjyI/AAAAAAAABlI/AhQOgZNBBmk/s400/blonde%2Bredhead.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519858280169705250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani biliyoruz, çocuklar doğarken, ebeveynler neler hissediyor, aile nasıl bir kurumdur ve her anne baba kendi çocuğunu nasıl “özel” görür...  peki her anne baba böyle görüyor da hani kendi çocuğunu öte yanda şöyle atasözlerimiz de var “kargaya ya da kuzguna yavrusu şahan ya da şahin görünürmüş”  ya da ne bileyim “kirpi yavrusunu pamuğum diye severmiş”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi bu konuyu biraz daha açalım sonra da hemen sözü çok uzatmadan blondered head hakkında söyleyeceklerimize geçebiliriz...  şimdi karga ya da kuzgun niye böyle görünüyor ve görünen doğru mu onu biraz karıştıralım... böyle görünüyor çünkü insan insanın parçasıdır, yakınınızda olanlar daha hayati parçalarınızdır o yüzden yakınlar daha güzel gelir ama hala aslında uzaklar da güzeldir siz bakmasanız ya da bakmayı unutsanız da orası da güzel ve her ebeveyn için kendi çocuğu “özel” dir dedik ya hani, çünkü gerçekten doğan her çocuk “özel” dir...&lt;br /&gt;bunu niye söyledim çünkü sanat biraz budur, tüketime karşı üretilen her türlü üretim özel ve güzel ve değerlidir... birileri bir yerlerde yaşamı tüketirken durmadan,  siz biraz müzisyen,  biraz yazan,  biraz okuyan,  biraz sorgulayansanız (ki çoğaltılabilir bu böyle gidebilir) ;  bu hayata bir şey doğuransanız, gerçekten de özel ve güzelsiniz demektir...  bütün çekirdekler ayçiçeği olma niteliğini taşır ama çocukların içinde yetiştiği koşullara göre o çekirdek ayçiçeği değil de karbuz olabilir ya da patates olabilir ya da kabak olabilir ya da biber ya da ne bileyim olması umulandan başka bir evlat yetişiverir bazen... bakmışsınız yirmi yaşına gelmiş mesela diyelim ki...  sizin onu doğurduğunuzda onu sandığınızdan ya da ondan umduğunuzdan bambaşka bir ürün olmuş çocuk, siz de şoka girmişsiniz mesela, niye ama hayretler içinde kalıyorsunuz ki, olabilir evet, çekirdeği siz dışarınıza yetiştirdiniz ama o da bi kendisi çekirdekti kendi çekirdeğiydi sizin çekirdeğiniz olmasının yanında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım anlatabildim demek istediğimi, her doğan insan yavrusu aslında ne bileyim bir kahraman tohumudur ve gerçekten çok özeldir ama özel tohumlar özel koşullarda güzel yetiştirilemiyorsa ya da yetiştirilmesine izin verilmiyorsa, tarla ayçiçeği yetiştireceği yerde çalıdikeniyle ya da yabani otlarla doladabilir... tarlamıza bakmazsak o otları ayıklamazsak,  seçmezsek,  güneşi ne kadar,  suyu ne kadar, ne bileyim toprağımız nefes alacak ne kadar,  her şey olabilir, her şeyin olmasını değil de bir şeyin olmasını istiyorsak bu bizim elimizde,  şarkılarımız kaç yıllık olursa olsun hala o tarla duruyor her şey aynı yerinde duruyor hiç bir şey bir yere kaybolmuş filan değil baktığınız anda her şeyi bulabiliriz...&lt;br /&gt;bütün bunların bir müzik yazısında ne işi olabilir şaşkınlığı için hemen açıklamamı da yapayım, grubumuz ebeveynlerini dehşete düşürebilecek dehşet güzelliğinde melankoli ve acı tohumu serpen bir grup ve onları dinlerken kalbinizi sökebileceklerini unutmayın... eğer kalp sandığınız organın yerinde bir ayrık otu varsa mesela ya da tarlanızdaki ürünlerinize dadanan herhangi bir böcek ya da yararsız bir ot varsa işte duyan yanlarınızda, blonde redhead’ın şarkıları onların hepsini sizin yerinize sökecek ve onlar şarkılarıyla kalbinize ya da kulaklarınıza bu işlemi yaparken, duyularınızı yerlerinden tamamen çekip almalarını istemiyorsanız, şarkıları dinlemeye başlamadan önce kendinize biraz gelmeniz gerektini, kendimize biraz gelmemiz gerektiğini hatırlatmak istedim...&lt;br /&gt;grubumuz 70’ li yılların sonlarına doğru ilk olarak dört kişi tarafından kurulmuş ve ilk albümleri de bu dört kişi tarafından hazırlanmış, ama grubun solistlerinden biri (maki takahashi) daha sonra grubumuzdan ayrılmış, grubumuzun daha sonraki halini oluşturan üç kişimiz kimdir diyecek olursak grubun bayan solisti (grubun yarısı)  japonya’ dan kazu makino ve italyan ikiz kardeşler simone pace ve amedeo pace &lt;br /&gt;listeme blonde redhead’ den altı şarkı atıyorum öncelikle... sonra başka şarkılarını da dinleyeceğim ama en çok bu altı şarkı üzerinde durayım şimdilik, bir de bu şarkılar da yetmez, blonde redhead’ı anlatsan anlatsan bitemez... ben burda azıcık değineyim biraz;  siz de ben de yazıdan sonra da grubumuzu dinlemeye devam edelim sonra nasılsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilk olarak “sw” şarkısıyla tanıştığım grubumuz, yüksek duygular için geliştirilmiş bir grup gibi, yani hani yükseldiğinizde, sizinle aynı yükseklikte bir şarkı dinlerseniz bu size ne kadar nerede olduğunuzu hatırlatıyor, bilinciniz yerine geliyor... insan da böylece “hımm ben çok yükselmişim tamam biraz aşağıya, hadi birazcık” filan diyebilmiş oluyor yani denge sağlayıcı şarkılar yapıyor blonde redhead, harika şarkılar yapıyor : )&lt;br /&gt;ikinci şarkımız “falling man” ben bu şarkıya aşığım, ki dinlerseniz belki siz de olursunuz : ) ne bileyim sahiden çok güzel söylemiş solist... çok güzel başka ne diyeyim çok güzel olunca insan aşk duyuyor yani öyle oluyor şarkıya karşı... “bana aşık olabilirsin” şarkısı gibi “ben düşüyor görünürüm ama seni düşürürüm ateşe” diyor sanki hınzırlık var gibi&lt;br /&gt;“misery is a butterfly” misery ne demekti bakıyoruz hemen, sefil demekmiş hay allah, neyse işte, missery is a butterfly yani ne diyor bize bu şarkıda harika sesli solistimiz (sahi kazu’nun sesi ayrı bir güzel en güzel onun sesi grupta bence;  acımsı bir tonu var ama acayip hülyalı bir ses aynı zamanda) sefil bir kelebek ne derse bu şarkı da onu söylüyordur sanırım ama dediğim gibi kelebeğin kendisine sefil diyebilmesi gerçekçiliği var ortada bu da ne demek şu demek ki gerçek daima güzeldir, ne kadar kötü bir hali varsa olsun gerçek güzeldir.&lt;br /&gt;“bipolar” isimli şarkıları adını bir duygudurumdan alıyor, bipolar latincede çift kutuplu anlamına gelen bir kelime yine bu kelimenin hastalık diye anılan bir de bipolar bozukluğu var insanları bozmuşlar yine doktorlarımız, neyse işte, bipolar da blonde redhead’ ın diğer parçalarında olduğu gibi heyecan oranı yüksek bir şarkı, koparıyor, tutuyor, sıkıyor, derbeder ediyor... güzel güzel sesleriyle bir güzel olduğumuz halleri bizlere belli edip; bölünmüşlüklerimizi  anlamamızı sağlayarak kendi gerçeklerimize ve bütünlüklerimize doğru uğurluyor bizi bu güçlü şarkımız da...&lt;br /&gt;hımm geçiyoruz nefret duygumuza da bir adet şarkı yapmışlar blonde redhead lar...  neydi bu şarkımızın uzun adı “hated because of great qualities”, “öfkelisin ama şu şu yüzden sen böyle böylesin” şarkısı sanırım bu şarkı ve grubumuzun çok sevdiğim şarkılarından bu şarkı da ve elbette yine solistimizin o muhteşem sesi ne diyor mutlaka dinleyelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;altıncı şarkımı boş bırakmıştım şimdi de onu seçelim dinlediğimiz diğer şarkılardan... hım şöyle yapıyorum altıncı parçamı elimde kalan blonde redhead parçalarının tümü olarak kabul edip bu şarkıların adlarını sayıyorum ve yazıyorum buraya: 23-- astroboy -- for the demaged -- melody -- pink love-- maddening cloud--elephant women -- dr. strangeluv -- a cure -- doll is mine &lt;br /&gt;yaptıkları müziğin portishead’ i anımsattığını söyleyenler olmuş ki bu doğrudur, ayrıca ben şarkılarını dinlemek için listeye attığımda blonde redhead’e artı olarak radiohead’ in “let down” şarkısını da hediye ettim kendime ve dikkat ettiyseniz bu üç grubun da bir başı var yani kafasız değiller... web siteleri de gerçekten çok güzel ve değişik reklamını da yapmış olayım www. http://www.blonde-redhead.com/  bu arada yazıları hazırlarken halkın sözlüğü sandığımız ekşi sözlüğü kullanıyoruz, oradan birileri okur belki bu yazıyı artık reklam almasanız ne kadar güzel olur diye düşünüyorum, hani zaten onca güzel sözlük yazarınızla zaten ne kadar zenginsiniz, para da kazanmayıverseniz olmaz mı yani reklam filan içimiz soğudu... neyse bir de burada grubumuzun albüm adlarını da verelim, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993 blonde redhead &lt;br /&gt;1995 la mia vita violenta &lt;br /&gt;1997 fake can be just as good &lt;br /&gt;1998 in an expression of the inexpressible &lt;br /&gt;2000 melody of certain damaged lemons &lt;br /&gt;2000 melodie citronique (ep) &lt;br /&gt;2002 fake can be just as good (japonya bonus parçaları) &lt;br /&gt;2004 elephant woman (single) &lt;br /&gt;2004 misery is a butterfly &lt;br /&gt;2004 equus (single)&lt;br /&gt;2005 the secret society of butterflies (ep)&lt;br /&gt;2007 23&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdilik bu kadar olsun, bir de belirteyim şarkılarda sevgi sıralaması yapmadım, zaten dinleyenler grubumuzun işte tüm şarkılarının ne kadar birbirinden heyecanlı ve güzel olduklarını biliyordur, grubu henüz bilmeyenler ve ilk kez dinleyecek olanlar için de ben şunu da söylemiş olayım, yüksek sesle dinlerseniz bazen kalbinizin sıkışması filan mümkün onun için hani birden baktınız ki çok daraldınız şarkıyı pat diye kapatın birden, bir uyarı olarak bu da burda dursun... karşımızda gerçekten çok sağlam yalan söyleyen bir grup var... şarkı adları neyse o adın genetiğini bozuyor grubumuz, zaten grup, adını d.n.a isimli bir başka müzik grubunun bir şarkısından almış... mesela “pink love” şarkısı diyelim ki böyle “oo pembe aşk ne kadar hoş” filan diyor ya dinleyince o pembe aşk nasıl bir pembe kız aşkı anlıyorsunuz, dinlersek anlayabiliriz evet  :  )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/IiDUI9lEJck?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/IiDUI9lEJck?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8628256360538212888?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8628256360538212888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8628256360538212888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8628256360538212888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8628256360538212888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/heyecanlanamyorsanz-blonde-redhead.html' title='heyecanlanamıyorsanız  blonde redhead  tehlikesi   kırmızısı    baştan sarışın'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp53EADjyI/AAAAAAAABlI/AhQOgZNBBmk/s72-c/blonde%2Bredhead.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3456304481812244059</id><published>2010-09-23T00:34:00.001+03:00</published><updated>2010-09-23T00:40:23.473+03:00</updated><title type='text'>kanat kuşları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp3rZRsyUI/AAAAAAAABlA/wFgtIRiJk1g/s1600/913.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 321px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp3rZRsyUI/AAAAAAAABlA/wFgtIRiJk1g/s400/913.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519855880699169090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“kuşlarım kanatlarım” dedin&lt;br /&gt;ben bir teller ormanında dizüstü çökmüş &lt;br /&gt;ateş yakıyordum, yakmaya çalışıyordum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kuşlarım geceleri de uçacaklar” dedin&lt;br /&gt;“görebilecek misin,," ateşi yakmalıydım&lt;br /&gt;sonra karanlığa çekilecektim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pürler topladım uzaklığından gecenin&lt;br /&gt;ormanı yanlışlıkla tutuşturmamak için&lt;br /&gt;taşlar dizdim ateşin etrafına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen bir gök kırığından bana bakıyordun&lt;br /&gt;gülümsüyordun kalbimin şaşkın işçiliğine &lt;br /&gt;ateşi yakıp uzandım sadelenmenin otlarına &lt;br /&gt;o sonsuz sevgili karanlığına baktım &lt;br /&gt;o sonsuz sevgili gecelerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yıldız kanatlarına tünedi senin&lt;br /&gt;kuşların, benim güzelliğim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3456304481812244059?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3456304481812244059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3456304481812244059' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3456304481812244059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3456304481812244059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/kanat-kuslar.html' title='kanat kuşları'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp3rZRsyUI/AAAAAAAABlA/wFgtIRiJk1g/s72-c/913.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-167162262633264682</id><published>2010-09-23T00:23:00.002+03:00</published><updated>2010-09-23T00:27:41.116+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='süveyda sezgin'/><title type='text'>matt elliott ya da kuş dili ya da özgün müzik ya da yalnız adam ya da lacivert perdeler</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp0uXtZF4I/AAAAAAAABk4/3lX9hvmloUc/s1600/matt_elliott_1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 373px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp0uXtZF4I/AAAAAAAABk4/3lX9hvmloUc/s400/matt_elliott_1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5519852633283172226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hani çocukluğumuzda çoğumuzun konuşmaya çalıştığı bir dil vardı, kuş dili derdik ona ve kişiden kişiye farklı türevleri de vardı bu dilin yani dile getireceğimiz kelimelerin içine kendi seçtiğimiz bir harfi eklerdik ve anlaşılamayacağımızı sanırdık : ) başkaları tarafından... ve eklenen bu harf değişiyordu kişiden kişiye göre ama kurulan dillerin mantığı aynıydı, kelimelerin arasına eklenen gizli -sanılan- özel bir harf... bu yazıda matt elliott' la tanışacağız ve yine kişisel bir müzik yazısı olduğu için teknik bilgilerden ziyade onun müziğinin bize yaşattığı hislerden söz edeceğim sıkça ve evet, matt elliott gizli -sandığı- notalarıyla yaramaz bir çocuk gibi en özgün kuş diliyle konuşacak bizimle... ve onun yarattığı bir başka dünya var, o yüzden müzik listesine onun şarkılarını eklediğimizde, dışarıda yağan yağmuru, dışarıda esen rüzgarı, kargaşayı, kavgaları, bütün iyi ve kötü ve bütün var olma halleriyle bütün o dışarısıyı dışarıda bırakacağız; çünkü matt elliott kendi yağmurlarını, kendi rüzgarlarını hazırlamış bize ve onun dünyasında gezinebilmek için onun dünyasına yoğunlaşmamız gerekiyor, ama gerçekten yoğunlaşmamız gerekiyor... ve  tüm pencereleri kapattım bu yüzden internet dünyasının o soyut pencerelerini öncelikle ve odamın somut pencerelerini sonra... ve ne zor bir yazı oldu bu, bilseniz... bizim için özel anlamlar taşıyan kişilerden, müziklerden, filmlerden, kitaplardan ve işte diğer konulardan söz ederken daha mı çok zorlanıyoruz, ne söylesek eksik kalacak sanki ve bu bilinçle yazmak ürpertiyor insanın içini ama yine de işte yollar çağırdıkça durulmuyor, susulamıyor ve zor da olsa çıkıyoruz o özel ve güzel yollara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazıya başlamadan önce, internette onun hakkında araştırma yapacaktım ama tahmin ediyordum matt elliott hakkında çok şey bulamayacağımı çünkü yerinin bulunmasını çok da istemeyen bir adam ve bir müzik bu... tıpkı o kuş dilindeki kelimelerin arasına eklenen gizli -sanılan- o özel harf gibi ve beni matt elliott' la tanıştıran the kübler ross model' i ilk dinlediğimde o kadar heyecanlanmıştım ki, duyabileceğini düşündüğüm insanlara hemen yollamak istemiştim o şarkıyı, aşk gibi demiştim heyecanla, aşk gibi... sonra "o kadar mı yani, sen abartıyor olmayasın" gibi tepkiler dahi aldım ve o yüzden ataol behramoğlu' nun şiirini hatırlattım kendime ve hatırlattım böyle diyenlere : ) de:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:&lt;br /&gt;yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi&lt;br /&gt;sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten&lt;br /&gt;sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan saatlerce bakabilir gökyüzüne&lt;br /&gt;denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa&lt;br /&gt;yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır&lt;br /&gt;kopmaz kökler salmaktır oraya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını&lt;br /&gt;kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin&lt;br /&gt;ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara&lt;br /&gt;bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine&lt;br /&gt;hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına&lt;br /&gt;insan balıklama dalmalı içine hayatın&lt;br /&gt;bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar&lt;br /&gt;bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın&lt;br /&gt;değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu&lt;br /&gt;fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle&lt;br /&gt;çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı&lt;br /&gt;kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına&lt;br /&gt;dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:&lt;br /&gt;yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına &lt;br /&gt;çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır&lt;br /&gt;ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                               &lt;br /&gt;ve şarkıyı dağıtımımdan bir gün sonra dedim ki kendi kendime -belki de duyduğum sözün kırılmışlığıyla işte- ben paylaşmak istemiyorum bu şarkıyı kimseyle, ben dinleyeyim onu sadece, kimse bilmesin bu şarkıyı ve ancak çok çok çok önemli durumlarda bilinsin bu şarkılar, işte böyle bencilce hislere neden olduğu için internette araştırma yaptığımda matt elliott' un hakkında çok bilgiye ulaşamayacağımı da biliyordum... ama aradığım bilgi kulaklarımda ışıldıyordu zaten bir acayip küpe gibi kulaklarımdan büyük... bu bilgi, müziklerinde matt elliott' un ve onun hakkında çok daha fazlasını bilmenin çok da gereği de yok aslında ama ben size yine de onu az da olsa tanıtmak için birkaç teknik bilgi vereceğim... ve ama ve elbette hayır, bencillik yapamıyoruz, yayılsın istiyoruz o güzel ne bulmuşsak, bulabilmişsek en fazla bir gün sürebiliyor bencilliklerimiz... ve dönüyor gülümsemelerimiz duygularımıza... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir şarkıyı dinlerken, bir şiiri okurken daha kısacası sanatsal ürünlerle ilişki içindeyken nasılız, ya da yaşarken işte, nasılız... gerçekten yoğunlaşarak mı yapıyoruz yaptığımız şeyleri yoksa yaptığımız her şey baştan savma mı aslında... ruhumuzu, bedenimizi tamamen vererek yaptığımız hangi işten alnımızın akıyla çıkamadık şimdiye kadar, bir düşünelim... bu noktada, biraz sanatsal üretimlerde bulunanlar ve ortaya çıkan sanat ürünleri üzerine konuşalım mesela... sanatçıyı bir gören ve görülen; bir soyan ve soyulan; bir izleyen ve izlenilen; bir rahatsız eden ve rahatsız eden olarak düşünecek olursak bu noktada; ihtirasla açılmış ağızlar ve tacizkar coşkular içindeki bakışların önünde şımarık bir kendini beğenmişlik ve bilmişlikle her yanını her zaman her ağıza ve bakışa sunan bir soyunma meraklısıyla; yeri geldikçe, gönlü istedikçe soyunan, canı isterse şuh notalar, canı isterse keskin lavlar, canı isterse de seyirci yuvalarına sessiz yumurtalar ya da huzursuz edici ruhlar bırakan bir sanatçının arasında önemli bir fark yok mudur... matt elliott' un fotoğraflarına bakın, videolarını izleyin, o kadar kendi halindeki o; ne coşkulu bir sevgiyle ne de kötücül bakışlarla taciz edebilirsiniz onun müziğini... o sadece çalıyor, o sadece söylüyor ve çalarken ve söylerken sizle değil zaten o ve sizden hiçbir karşılık almasa da alamasa da ya da siz hiç orda olmasanız da aslında o çalmaya ve söylemeye devam ediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;matt elliott, ingiltere'nin bristol' ünden bir müzisyen olarak geçiyor kaynakta... ve "karanlık folk" ya da "melankolik folk" müzik yapan bir gitarist : ) olarak tanımlanmış... yazının en zor kısmı bu oldu çünkü ingilizcem yeterli değil ve bu yüzden ingilizce bilen arkadaşlarıma danıştım ama yine de yabancı dilde çok fazla kaynağa ulaşmadım... ve yine bu yüzden size aktaracağım bilginin kendinden emin olabilmesi açısından sadece net olan konulardan bahsetmeye çalışacağım ve ben de matt elliott' u dinlemeye ve öğrenmeye devam edeceğim elbette ki onun için yabancı dil öğrenmek problem değil ama on güne her şey birden sığmıyor ne yazık ki... facebookta matt elliot / the third eye foundation (üçüncü göz vakfı) isminde hayran sayısının -belki de doğal olarak- az olduğu bir grubumuz var... benim anladığım kadarıyla -ki yanlış anladığımı öğrenirsem ileride düzeltmesini mutlaka yaparım- matt elliott 2003 yılına kadar, the third eye foundation adıyla oluşturduğu bir grupla ya da oluşumla diyelim başka müzisyen ve müzik gruplarının müziklerinin remixlerini (hem yayın hem de kayıt işlerini) yapıyor, bu gruplar ve müzisyenler kimlerdir diye sorduğumuzda da yann tiersen, mogwai, ulver, tarwater, the pastels, navigator, urchin, suncoil sect, remote viewer, thurston moore gibi tanıdığımız isimlerle karşılaşıyoruz... 2001 yılında kendi remixlerinden oluşan "i poo poo on your juju" adıyla  derleme bir albüm hazırlıyor... bu albüm de yine hood, yann tiersen, tarwater, urchin, the remote viewer, chris morris, blonde redhead, faultline ve glanta gibi kimilerini tanıdığımız kimileriyle ise henüz tanışmadığımız müziklerin remixlerinden oluşmuş... anladığım kadarıyla vaktiyle massive attack ve daha sonradan yine massive attack' e katılacak olan tricky ile de çalışmış... kısacası, matt elliott 2003 yılına kadar oldukça bilinen isimlerle ortak çalışmalar yapmış ve 2003 yılında çıkardığı "the mess we made" isimli albümüyle ilk kez kendi kendisiyle çalışmaya başlamış : ) ve sonrasında da albümleri yine kendi çalışmalarıyla devam etmiş... burada matt elliott'un albüm isimlerini ve albümlerdeki şarkı isimlerini tek tek vermek istiyorum, albümlerin ve şarkıların adları benim size onun hakkında söyleyebileceklerimden çok daha fazlasını söyleyecektir sanırım... bu bilgileri uzun uzun ve hiç sıkılmadan veriyorum ki matt elliott keşfedilsin, bilinsin, gerçekten hak ettiği şekilde çok daha fazla kişi tarafından dinlenilsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;semtex (1996)&lt;br /&gt;1. sleep &lt;br /&gt;2. still life &lt;br /&gt;3. dreams on his fingers &lt;br /&gt;4. once when i was an indian &lt;br /&gt;5. next of kin &lt;br /&gt;6. rain&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ghost (1997) &lt;br /&gt;1. what to do but cry &lt;br /&gt;2. corpses as bedmates &lt;br /&gt;3. the star's gone out &lt;br /&gt;4. the out sound from way in &lt;br /&gt;5. i' ve seen the light and it's dark &lt;br /&gt;6. ghosts... &lt;br /&gt;7. donald crowhurst&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;you guys kill me (1998)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. a galaxy of scars &lt;br /&gt;2. for all the brothers &amp; sisters &lt;br /&gt;3. there' s a fight at the end of the tunnel &lt;br /&gt;4. an even harder shade of dark &lt;br /&gt;5. lions writing the bible &lt;br /&gt;6. no dove no covenant &lt;br /&gt;7. i'm sick &amp; tired of being sick &amp; tired &lt;br /&gt;8. that would be exhibiting the same weak traits &lt;br /&gt;9. in bristol with a pistol&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;little lost soul (2000) &lt;br /&gt;1. i' ve lost that loving feline &lt;br /&gt;2. what is it with you &lt;br /&gt;3. stone cold said so &lt;br /&gt;4. half a tiger &lt;br /&gt;5. lost &lt;br /&gt;6. are you still a cliché? &lt;br /&gt;7. goddammit you' ve got to be kind&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the mess we made (2003) &lt;br /&gt;1. let us break &lt;br /&gt;2. also ran &lt;br /&gt;3. the dog beneath the skin &lt;br /&gt;4. the mess we made &lt;br /&gt;5. cotard's syndrome &lt;br /&gt;6. the sinking ship song &lt;br /&gt;7. end &lt;br /&gt;8. forty days&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;drinking songs (2005) &lt;br /&gt;1. c.f. bundy &lt;br /&gt;2. trying to explain &lt;br /&gt;3. the guilty party &lt;br /&gt;4. what' s wrong &lt;br /&gt;5. the kursk &lt;br /&gt;6. what the fuck am I doing on this battlefield? &lt;br /&gt;7. a waste of blood &lt;br /&gt;8. the maid we messed&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;howling songs (2008) &lt;br /&gt;1. the kübler-ross model &lt;br /&gt;2. something about ghosts &lt;br /&gt;3. how much in blood? &lt;br /&gt;4. a broken flamenco &lt;br /&gt;5. berlin &amp; bisenthal &lt;br /&gt;6. i name this ship 'the tragedy' bless her &amp; all who sail with her &lt;br /&gt;7. the howling song &lt;br /&gt;8. song for a failed relationship &lt;br /&gt;9. bomb the stock exchange&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir yazının bu kadar mı aklı karışır, bir yazı bu kadar mı heyecanlanır, eğer sizin için gerçekten önemli olan bir müzisyenden ve onun müziğinden söz edecekseniz evet, o kadar karışıyor o akıl, yazıyı yazmaya başladığınızda elektrikler kesilebiliyor mesela, flash diski çakmak yerine kullanmaya çalışabiliyorsunuz karanlıkta, o kadar çekiyor yoğunluğuna müziğin duygusu ki alıp götürdüğü o başka yerdesiniz artık, dünyadan kopmuşsunuz o anda, elektrik mi kesilmişti oluyorsunuz, karanlıkta mıyım şu anda oluyorsunuz, bir mum bulunur böyle anlarda, yazı kaçmasın isteniyorsa akıldan, bir kağıt ve kalem bulunur filan olabiliyorsunuz eğer geri dönebilirseniz müziğin etkisinden : ) hatta bu yazının yazılma süresi o kadar uzadı ki kendi kendime gel gel yazı çok sıcak filan dedim... bu yazı başlı yazı dedim, bu yazı taşlı yazı dedim, şimdi düşünüyorum da matt elliott küstü sanki bana çünkü yazının yazılması boyunca sık sık onun müziğinin dışına çıktım ve başka güzel şarkılar dinledim... ama sonunda geri dönebildim işte ona ve onun müziğine ve sanırım beni affetti ki bu yazı şu anda yazılabiliyor artık : ) matt ellliot'un benim listemdeki şarkıları şunlar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;planting seeds&lt;br /&gt;good pawn &lt;br /&gt;the kübler - ross model&lt;br /&gt;the failing song&lt;br /&gt;c. f. bundy&lt;br /&gt;the seance&lt;br /&gt;the kursk&lt;br /&gt;broken bones&lt;br /&gt;what the fuck am i doing on this battlefield&lt;br /&gt;trying to explain&lt;br /&gt;something about ghosts &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben şarkı listeme bir de yann tiersen' ın "la valse d'amélie" şarkısını da ekledim fazladan, zaten matt elliott dinleyince yann tiersen' la aralarındaki akrabalığı hissedeceksiniz siz de... ve matt elliott' umuzu keyiflendirmek için böyle muziplikler yapabilirsiniz ona belki siz de benim gibi, çünkü gerçekten güzel oluyor... listemizdeki şarkıları dinlemeye başlıyoruz şimdi... şöyle mi söylenilmiş yalnızlık için ya da söylenmemiş de söylenilmiş; çay mı içiyorsun, masa örtüsüne çay mı döküldü, çay kaşıklarını çıkarıp çıkarıp çay tabağına doldurdun da kalmadı mı temiz kaşık, çok mu sigara içtin kül tablası mı doldu, çok mu karalama yaptın, canın sıkılıp sıkılıp buruşturdun da kağıtları odanın her köşesine dağıttın mı, saçların mı dağıldı taranmamışlıktan, yüzün mü unutuldu aynasızlıktan, ellerin neyi yapacağını şaşırıp soruyor mu durmadan, nerden başlasam? önce devrilen çay bardağını kaldırıyorsunuz masanın üzerinden, masanın üzerini boşaltıp alıyorsunuz masa örtüsünü ve yıkayacaksınız onu, çay bardağını ve kaşıklarını ve tabaklarını alıp hadi bakalım mutfak, günlerdir birikmiş tüm o bulaşıklar yıkanacak, kül tablası boşaltılacak ki yeni izmaritlere yer açılsın değil mi, o kağıtlar toplanacak ortalığından odanın; kimisi açılıp yeniden okunacak, kimisinden tamamen kesilmiş umut, sevilmemiş yazılanlar ya yakılacak onlar yahut çöp kutusu az ötede... bir tarak alınıp özür dilenecek saçlardan ve bir ayna belki avuç içi kadarı öncesi bir alıştırma, yavaşça alışılacak unutulmuş o yüze... peki ama bunları kim yapacak... bunları yalnızlık yapacak, kirlettiklerinizi yine siz temizleyeceksiniz, dağıttıklarınızı yine siz toplayacaksınız, kimse sizin için sabahları perdeleri açmayacak, kimse kahvaltınızı hazırlayıp size günaydın demeyecek, kimse olmayacak güne sizden önce başlayan, kimse sizin yerinize çöplerinizi toplamayacak ortalıktan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;planting seeds &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlığın iki türlüsü var sanki hani biri yukarda bahsettiğim yalnızlık... içinde garip bir yakınmayla erine erine yerinden kalkan ve çoğu zaman sinir bozan bir bıkkınlıkla her şeyi ağırdan yapmanıza neden olan yalnızlık... bir de matt elliott' un getirdiği yalnızlık var, onu dinlerken tüm kapıları pencereleri sıkı sıkı kapatmak istiyorsunuz çoğu zaman... o müziği o anda sizden başka kimse duymasın, yaşamasın istiyorsunuz öyle bir bencil sevda getiriyor müziğin anlayışsızlığı, anlayışsız bir müzik çünkü, her şeyi terk et ve tamamen bana yoğunlaş diyor, her notamı iyice anla ve yaşa... işte, ikinci yalnızlığımız, kendi seçtiğimiz ve sevdiğimiz ve her anından türlü keyifler, anlamlar aldığımız yalnızlık, kimse tarafından içine bırakılmadığımız hayır, kendimizi içine tamamen mutlulukla kapattığımız yalnızlığımız... yalnız kalma isteğimizin, seçimimizin yalnız bıraktıkları; yalnız kalma isteklerinin, seçimlerinin bizi yalnız bıraktıkları... neden inciniyoruz yalnızlık denince, hani bahsi geçince onun neden inciniyoruz çoğu zaman... hepimiz bilmiyor muyuz ki yalnız da kalmak isteyeceğiz, tıpkı bir başkasının yalnız kalmayı isteyebileceği gibi... bu bir gereklilik, yalnız kalacağız ki matt elliott dinleyebilelim : ) yalnız kalacağız ki, yazma yeteneğimizi kaybetmeyelim : ) onun için kızmasın kimse kimseye, şimdi ben bu yazıyı yazıyorum diye yalnız bıraktığım ey sevdiklerim, ey benim ilgimi bekleyen zaman parçaları, ey güzel bir öteki anlamlar, bekleyin, nasılsa çıkılacak o perdesi lacivert odalardan bir gün yine, o kapı açılacak yine, günaydınlar yürüyecek koridorlarda, dönecek sabahları soğuk suları yüze çarpa çarpa yıkama iştahı, belki de yalnız kalınabildiği için dönecek hem, yalnız kalınmasa belki boğulacak birbirinde herkes olmaz mı diyorsunuz, oluyor çünkü... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;broken bones ve good pawn&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taşı atmak mı daha zor yoksa o taşı anlamak mı... bir kez aldınız o taşı elinize artık, belki yerlere eğilmeniz bile gerekti onu alabilmek için; küçükmüş, büyükmüş, rengi nasılmış ne önemi var şimdi, aldınız ya elinize bir kez onu, en önemlisi o... karşınızda da bir insan var diyelim ki ve ona çok kızgınsınız mesela, şöyle atşam şu taşı onun bir yanına içim nasıl ferahlar kim bilir filan öyle psikopatça hayaller kuruyorsunuz... öyle, o taş taş ama yaralayacak kadar sert ama karşınızdakinin bu psikopatça hayaldeki yeri ne o zaman; o taşı ele alan siz değil misiniz, onun ağırlığını taşıyan, hisseden siz değil misiniz aslında ve gerçekte böyle bakınca karşıdakinin o taşla ilgisi sizin onunla kurduğunuz ilgi kadar... onu elden çıkarmayı ya da birinin bir yanına fırlatmayı isteyen o  vazgeçmişlik ya da kızgınlık sizin değil mi gerçekte... yapmayalım, budayalım ağaçlarımızın dallarını, bir başka ağacın nefesini daralttıkça dallarımız, birbirinden ayrı yerlere ve aralarda boşluklar bırakarak dikelim ağaç fidanlarımızı ve tohumlarımızı da aynı bilinçli anlayışla serpelim tarlalarımıza ki kimse kimsenin suyunu çalmasın isteyerek ya da istemeyerek, kimsenin dalının budağı kimsenin yemişinin gözüne batıp da mahvetmesin onu... bunu nazım' dan daha güzel anlatabilmiş kimse var mı ne demişti bize ve neye "davet" etmişti bizi işte, unuttuk mu:  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dörtnala gelip uzak asya' dan &lt;br /&gt;akdeniz' e bir kısrak başı gibi uzanan &lt;br /&gt;bu memleket bizim! &lt;br /&gt;bilekler kan içinde, dişler kenetli &lt;br /&gt;ayaklar çıplak &lt;br /&gt;ve ipek bir halıya benzeyen toprak &lt;br /&gt;bu cehennem, bu cennet bizim! &lt;br /&gt;kapansın el kapıları bir daha açılmasın &lt;br /&gt;yok edin insanın insana kulluğunu &lt;br /&gt;bu davet bizim! &lt;br /&gt;yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür &lt;br /&gt;ve bir orman gibi kardeşçesine &lt;br /&gt;bu hasret bizim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the kübler - ross model&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;matt elliot'un ilk dinlediğim ve aylarca etkisinden çıkamadığım şarkısı the kübler - ross model, bazı şarkıları ilk dinlediğiniz anda, onun yol alacağınız seneler boyunca bazı önemli anlarda hayatınızın fon müziği olacağınızı anlarsınız, hani o kadar etkilendim ki bu şarkıdan, videosunu da izledikten sonra keşke bu şarkıyı çalabilsem diye düşündüm, çok istedim bunu ki bilirsiniz; bilmediğiniz bir dilde söylenmiş bir şarkıya eşlik etme ya da çalamadığınız bir müzik aletini bir anda çalmak isteme heyecanı nasıldır... o dili bilmiyorsunuz ama yok inat ediyor içinizdeki heyecan; mutlaka kıpırdayacak dudaklarınız ve saçma sapan sesler de çıksa dudaklarınızdan, o şarkının güzelliğine duyduğunuz sevincin borcunu bu şekilde ödemiş olacaksınız sanki... ille katılmak isteği o duygu yoğunluğuna, ille seni anladım bak göğsüm nasıl çarpıyor heyecandan duygusu; bunu karşıdakiyle anlatabildiğimiz kadarıyla : ) paylaşabilme isteği... the kübler - ross model, yazdığım kimi şiirlerin ardında fon müziği olan bir şarkı oldu o yüzden minnetle her notasını onurlandırmam gerek sanki... bu şarkı ağaçlarla dansı yalnızlığın, köklerin hareket kazandığı; insan bedeninin, ruhunun yapraklandığı, dallanıp budaklandığı vals... kocaman bir el gökten mi uzanıyor; yoksa yeryüzü, yoksa dünya o elin kendisi mi... bir ele, kocaman bir ele dönüşüyor her şey ve soruyor size "benimle dans eder misin"... her notasında etki kelimesi, bu kelime ne kadar anlatır bu şarkıyı bilmiyorum ama her anında etkileniyorsunuz; o kadar şeffaflaşıyorsunuz ki her notası sızıyor içinize ve dokunuyor her notanıza... bu şarkı benim için bu kadar özel olunca hakkında daha fazla şey öğrenmek istedim, ve burada, öğrendiklerimi size de anlatayım kısaca... ölüm, ölmekte olan kişilerle ilişkiler, yas ve yas tutma konuları hakkında araştırmalar ve çalışmalar yapan 1926 - 2004 yılları arasında yaşamış bulunan isviçre' li yazar - pskiyatrist elisabeth kubler ross, psikayatride "kubler ross modeli" ismiyle bir model geliştiriyor... peki, kübler ross modeli nedir... insanlar büyük bir acı yaşadığında, çok değer verdikleri şeyleri yitirdiklerinde ve ölüme yaklaştıklarında ya da bir matemle karşı karşıya geldiklerinde beş aşama yaşıyor ve bu beş aşama da kübler ross modeli oluşturuyor... bu aşamalar her zaman aynı sırada yaşanmayadabiliyormuş ve adımları şunlarmış:&lt;br /&gt;. inkar etme.                           &lt;br /&gt;. kızgınlık.                               &lt;br /&gt;. pazarlık.                                &lt;br /&gt;. hüzünlenme.     &lt;br /&gt;. kabullenme .                               .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anladığım kadarıyla elisabeth kübler ross' un türkçeye de çevrilmiş iki kitabı var ve facing death adlı kitabı isveçli yönetmen stefan haupt tarafından filme de çekilmiş ve isveç amerikan film festivali' nde gösterime de girmiş. ben ayrıca şarkının klibini, videosunu ararken kübler ross model ismini taşıyan ve matt elliott' la hiç ilgisi olmayan : ) çok güzel bir kısa film-müzikle de karşılaşmıştım...  ilgilenenler, ilgilenecek olanlar için bunları da yazmış olayım... ama şimdi sakın! diyorum, psikiyatriden ve ölümden ve matemden söz ettik diye hiç karamsarlığa ve karanlığa kapılmıyoruz... ve ölüme yalnız somut ve bedensel bir olgu olarak değil; bize, yaşadığımız olaylara ve üretimlerimize nokta koymayı da öğreten bir olgu olarak bakıyoruz ve hemen yeniden doğuşlarımızı  ve tazelenişlerimizi düşünmeye başlıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the failing song&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve hiç vakit kaybetmeden bizi yaşamla dans etmeye çağıran ve benim çok sevdiğim bir başka şarkımıza 'the failing song' umuza geçiyoruz... sanki bir dans salonundasınız ve hep bir ağızdan dans ediyorsunuz, herkes aynı anda anlaşabilir, heyecanlanabilir ya da neşelenebilir mi, bu şarkıda oluyor işte, öyle delicesine değil huzurlucusuna heyecanlı ve neşeli, dans edelim mi ama değişik bir dans olsun mu bu, ellerin birleşmesi yetsin o dansı dans edebilmek için mesela ya da sadece birbirimize doğru yürüyor olmamız yetsin dans etmeye başlayabilmemiz için ya da hiçbir kıpırtı ya da hareket olmasın da yalnızca bir defalığına buluşsun insan gözlerimiz ve başlasın hissettiklerimizin o sıcak yakınlığı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c. f. bundy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı yörelerde, köylerde isli tencerelerin ve kazanların ve bilimum metal bulaşıkların tabanı çamurla yıkanır, yıkamak için kullanılan şey çamurdur ama, tencerelerin maddesi o yıkamadan sonra ışıl ışıl olur, bunun gibi işte bize bazen isli gelen; bize bazen kapkara gelen; bize bazen of ne kadar pis gelen bulaşık etkenlerinin geçirisi, bizde "çamur at izi kalsın" ya da "çamura yatmak" deyimlerine neden olmuş o çamurla temizlenir yine ve ışıl ışıl olur bulaşıkların madeni ya da maddesi... bazı ışıltılar böyle doğar, üstelik karışımda da bir güzellik var aslında, toprak ve su, gökyüzü ve yeryüzü gibi, ay ve yıldızlar gibi gibi gibi gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the seance &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki, diyorum neşeliydim ama hüzünlendim senin için böyle diyorum matt elliott' a, the seance çalıyor çünkü... orman var önünüzde uzanıyor... karanlıkta da var o aydınlıkta da; karanlıkta anlamı başka, aydınlıkta başka... üzerinizde rengi atmış siyah bir kazak; belki onun üzerinde de koyu griye varmış bir hırka, bir kadın gibi -ersiniz belki ama yine de bir kadın inceliği, iki yanından kavrayıp birleştiriyor hırkanın önünü siz ürperdikçe ve orman önünüzde ve yalnızsınız yine... yalnız değilseniz bile yalnızlığınızı istiyor matt elliott, bana doğru gel, ormana doğru yürü, sadece serinliğe alışma, bana doğru gel, ormana doğru yürü, karanlıksa daha çok büyüyecek üşümen, ürperişin, korkuyorsun biliyorum ama yürürsen bana doğru, korkmamayı öğreneceksin, aydınlıksa daha bir başka, çocukluk günlerinin o film karelerini getireceğim sana, gülümseyeceksin o zaman çocukluğuna... aydınlık da olsa karanlık da olsa, yürü bana doğru; her halükarda sana bir şey diyorum, dudaklarına bir gülümseme diyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;what the fuck am i doing on this battlefield&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burda din yok, bana tapınacaksın diyor matt elliott... camin varsa sana kiliseleri getireceğim... what the fuck am i doing on this battlefield çalıyor çünkü şimdi... kilise çanını çalacak zangoç ama önce, daha güne başlamamış kasabasına bakıyor, o kasabanın ıssız göğüne bakıyor, o ıssız kilise yoluna bakıyor... henüz çalmadan o çanı, çanı çaldığında oluşacak görüntü geliyor gözlerinin önüne, eli varıyor çekeceği ipe; bu kez kendi göğüne, kendi yollarına bakıyor; o ıssız yollarına ve canlanıyor gözünde çanı çalmadan öncesi ve sonrası arasındaki fark fotoğrafı... aklını karıştırıyor bu görüntü ve bir çanın daha sesine kavuşmadan nasıl böyle birbirine bu kadar zıt duyguyu bir arada yaşatabileceği hayretine varıyor...çan çalıyor... ip çekiliyor... çan ileri çan geri... paslı ya da yepyeni, verdiği ses her şeyden ötesi anlam... her şeyden ötesi bir inanç ve inan....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trying to explain&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;parmak uçlarınızı istiyor bu şarkı sizden... el parmak uçlarınız, ayak parmak uçlarınız, akıl parmak uçlarınız, yürek parmak uçlarınız yani tüm uçlarınızı istiyor kalemiyle en güzel ritimlerinizi yazabilmek için kağıtlarına ya da siz en sınır uçlarınıza gidebilin diye size cesaret verebilmek için... önce bir güzel dağıtıyor sizi trying to explain, müziğin etkisinden ayrıldığınızda ki ayrılabilmek isteyebilirseniz eğer, dağıtırken sizi aslında nasıl da topladığını anlıyorsunuz...  matt elliott' un şarkıları sizi bulmuyor, ancak ararsanız siz onu bulabiliyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;something about ghosts &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazarken oldukça yorgunluk yaşamaya başladığım için bu hiç bitmeyebilecek olan yazının sonuna doğru yaklaşalım diyorum artık ve something about ghosts isimli şarkıyı dinlemeye başlıyorum şimdi ve dinlendiriyor bu şarkı beni ve yavaş yavaş hazırlıyor yazının başlığında bulunan o lacivert perdeleri açmaya... iki ayrıntıdan daha söz etmek istiyorum son olarak...bunlardan biri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the kursk &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;the kursk şarkısını dinlerken (şu an bana neden öyle geldi hala bilmiyorum ama) bu şarkının tanıdık geldiğini hissettim ve şarkının adını aradım internette ve yaşanan olayı hatırlar gibi oldum ki şimdi size de hatırlatacağım bunu... kursk bir denizaltının adı ve yaşanan olay, yazılanlarda kursk faciası olarak geçiyor... putin döneminde, kursk denizaltısı teknik bir problem yüzünden batıyor ve dile getirilenlere göre rusya bu nükleer denizaltında sırları bulunması sebebiyle diğer ülkelerden gelebilecek yardımları reddettiği için tüm mürettebat (yüz on sekiz kişi) the kursk' te can veriyor... denizden, sonradan çıkarılan, denizcilerin ölmek üzereyken ailelerine yazdıkları mektuplar, olayı dünyaya aktaran tek gerçek kaynak olmuşlar... ve bu olay hakkında hala farklı farklı rivayetler de bulunuyormuş... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de matt elliott' un albümlerinden birinin adı semtex hani... semtex ise kokusuz ve çok uzun ömürlü olması nedeniyle sıklıkla kullanılan çok güçlü bir plastik patlayıcısına verilen bir isimmiş....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kediyi öldüren merakmış / ben her dakka ölüyorum&lt;br /&gt;ben burda can yücel' i de anmak istiyorum... hani bazı sözleri sık sık yineleriz hatırlar ve hatırlatmak isteriz ama bu tekrarlar başkaları için ya da onların üzerinde çok etkili olalım diye değil; kendi çarelerimiz ve kendi etkinliğimiz bu sözlere bağlı olduğu içindir... ya da bir başkasının belki bir yarasına kabuk olur yahut da güzel bir yanına dokunur belki diyedir.. ve burda şu da unutulmamalı hayat devam ediyor ama biz öğrendiklerimizi hala taşıyoruz ve bu devam eden hayat içinde tüm öğrendiklerimizi unutuyor olsak, bu hayat devam ediyor değil her seferinde yeniden, sıfırdan başlıyor olurdu... bu, işte öyle hatırlayışlı bir yineleme olacak ve can yücel demişti ya hani "kediyi öldüren merakmış / ben her dakka ölüyorum" diye... diyeceğim buydu, ne zaman bir yazıya başlasam bu hissi duyuyorum ben... siz de görüyorsunuz ki, her sır içine başka bir sırrın ip ucunu, ip izini bırakıyor sizde ve kendinizi o iplerin uçlarına ya da izlerine kaptırsanız o heyecanla, gerçekten de anlıyorsunuz ki belki de yetmeyecek ömrünüz merak ettiğiniz her şeyi öğrenmeye ya da anlatmaya; o yüzden daha mı çok çalışmalı ya da bazen sadece merak etmeye ara mı vermeli zaman zaman, bilemiyorum... evet bir süre merak etmeye ara vereceğim için ve müzik yazılarına ara vereceğim için çok gecikmiş teşekkürlerimden de söz edeyim burada... bu yazılar benim tarafımdan yazıldılar ama, hayatımdaki her insandan, okuduğum her yazıdan ve yazanından ve dinlediğim her müzikten ve müzisyeninden çok çok etkilendim... ve bilerek ya da bilmeyerek bana nice hisler armağan eden herkese teşekkür ediyorum... ama özellikle, dinlediğim ve sizlere anlattığım müzikleri bana yollama heyecanıyla beni de bu yazılara heyecanlandıran murat' a ve onun, yazıların yazılma süreci boyunca bana gösterdiği sabrına teşekkür ediyorum ve matt elliott hakkındaki ingilizce metinlerin çevirisi konusunda yanımda olan o güzel özlemin de ellerine ve gözlerine sağlık diyorum... ve tüm şu sözlerden sonra şöyle demeli belki de tüm bu ifadeler tam da bu sebeplerden hepimizin ifadesidir aslında... ve alınır o ifade...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teşekkürlerimizden sonra, yazımızı yine matt elliott' la bitirelim diyorum; bazı şarkıları için "tersten çalma" ve "kırık orkestra" gibi çok doğru tabirler kullanılmış.... ben yine de kendi tanımımı da eklemek istiyorum... bizde bilinen "özgün müzik" tanımından bağımsız olarak matt elliott' un bana göre "özgün müzik" yaptığını söyleyebilirim, çünkü yazının başında da söylediğim gibi bu bir kuş dili ve matt elliott kendi notasını çok güzel bir şekilde saklamış müziğinin içine ve  birlikte çalıştığı onca önemli müzisyenle yolculuğundan sonra özgün bir dil geliştirmiş... bütün şarkıları sadece söz olsun isteği uyandırıyor sanki; onun sesini dinlemek için şarkıların müziksiz olmasını bile isteyebiliyorsunuz bazen... o lacivert perdeli odalarda, insanı kendisine en çok yaklaştırabilen müzikleri yapıyor o ve bunu yaparken o kadar kendi halinde ki perdeleri açtığınızda, sizin için yalnız kalmış bu adamı yalnız bırakacağınız için gerçekten çok üzülebiliyorsunuz... ama anlaşıldı... dinledik ve anladık, onun bizim için yarattığı dünyada yaşadık ve şimdi kendi dünyalarımıza döneceğiz... her seferinde ona geri döneceğimizi bilerek bir gidiş bu... tıpkı gel-git gibi... her gidiş gelişimizde, nice hazineleriyle sulara batmış gemilerin o kayıp hazineleri vuracak kıyılara yeniden ve o hazineler tükense dahi bitmeyecek bu gelişlerin ve gidişlerin hüneri... batıklarında hiç bir ışıltısı kalmasa onun; bu defa da denizin kendisi, kendi koca ellerini batırıp kendi içine, nice keşfedilmemiş yakamozlar getirecek o hür ışıltıları inatla bekleyen sahillerimize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/w2aPZDtqieg?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/w2aPZDtqieg?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-167162262633264682?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/167162262633264682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=167162262633264682' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/167162262633264682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/167162262633264682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/matt-elliott-ya-da-kus-dili-ya-da-ozgun.html' title='matt elliott ya da kuş dili ya da özgün müzik ya da yalnız adam ya da lacivert perdeler'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJp0uXtZF4I/AAAAAAAABk4/3lX9hvmloUc/s72-c/matt_elliott_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4137569325642755491</id><published>2010-09-15T04:34:00.006+03:00</published><updated>2010-09-16T00:18:40.902+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>gözlerim yarı belime kadar çıplak</title><content type='html'>Çıplak…çok çıplak…yan koltukta çıplak..elleri hafiften birleşik birbirine…ayaklarını uzatmış…ayak tırnakları çıplak…karşımda tüm tanrısallığıyla ve de yine o tanrısızlığıyla çıplak…gözleri yarı beline kadar çıplak…gözlerim yarı belime kadar çıplak … hele hele bu çıplaklık tam bir yangın yeri… serinlik değil,inan daha çok yangın yeri ... yanmalı ve de tutuşmalıyız çünkü  o hep anlatılan paralel evrenler gibi oluşumuz da bundandır...anlatılanlar bir tek o otobüs duraklarındaki ilanlara da benzetilebilir ve de küçük taşra kasabalarındaki o belediye hoparlörlerinden ölüm haberleri okunabilir bize ve bizde herkes gibi kayıtsızlık örneği göstermeksizin usulcana ama sıkı bir aidiyet duygusuyla o sese yönelebiliriz … ne anlattığına inanmazlar ya hani insanlar,neyi anlattığı değil de o sesin büyüsüne kapılırlar ya insanlar onun gibidir bu da...kimse göremeyecek kadar yakınımda olsan anlardım bu serinliği çünkü üzerimize yapışan olsa olsa çiğ taneleridir derdim..üşürsün ya hani yavaştan sıcacık bir battaniye gibi ben üstünü örterdim kendimle ...çıplaklık burada ne hoş duruyor değil mi ..serinlik burada ne kadar da hoş duruyor değil mi...sevgim büyüdükçe yangın da artıyor çünkü delice seviyordum ben  bu hali ve de unutulmuş ya da unuttuğumu düşündüğüm nice güzelliklere gebe olacakmış gibi  yine bu çıplaklık… çok çıplak … ayak tırnakları çıplak … gözleri yarı beline kadar çıplak…gözlerim yarı belime kadar çıplak …gece doğuracaktım ben, bir de erkekler doğuramaz derler…doğurdum işte seni ! görsün tüm evren…görsün tüm insanlık…doğurdum seni ve de sen doğdukça ağlamadın...doğdukça içimden geçtin ve de o yeni evrenin ilk nefes alışçısına gülümsedin…bana gülümsedin ! ve de evren kendi içinde yeni bir  paralel evren yarattı ...evren bizim için başka başka ve daha yaşanır bir evren yarattı ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hikaye kahramanlarımdan araklaya araklaya kendi hayatımızı kurabilir miydik ki...bu da herhangi bir öykünün,herhangi bir yerinde geçen bir ansızlık mıydı yoksa… eğer öyle ise üzülür müydük ki buna birden...sevinir miydik yoksa yine de tüm öyküler bizi anlatıyor işte diye…yine de tüm öyküler bizden dem vuruyor diye…ama yine de sana ayçiçeklerinden çekirdek toplasam fena halde inceliriz..o öyküler buna susmaz mı…o öyküler tüm bunları anlar ve yine başlarını hafifçe öne eğerek anladıklarını göstermezler mi bize…yine o öyküler tüm kelimelerini bize bir silah gibi doğrultup öldürmek istemezler mi bizi …ve yine o öyküler tüm kıskançlıklarıyla,tüm sinir hücreleriyle,tüm akıl,tüm bilinç ve tüm çıplaklıklarıyla gelmezler mi…öldürürler bizi ilkin kırılırız yine o naiflikten...kırılırız yine o çıplaklığımızdan ….eğer bu kadar inceyse ölmek ,güzel bir doğumun ilk habercisi değil midir bizim için..eğer bu kadar inceyse doğmak ne güzel bir ölümdür bu böyle…ölmek dediğimiz  sezeryanla doğacak çocukların ilk isimleri gibi bir şey  ...ki onlar çokça şarkı söylerler geceye hiç duymadılar mı...deniz onları çağırır hem bakın biz buradayız..biz buradayız görün bizi çağrıları yaparken ki ilk halleri gibi değil midir bu ...ama biz  bütün çiçeklerimizle   ve de o şapkalarımız  dolusu kelimelerimizle...ama biz  bilinmezi bir gizemden ötede tutup ilk doğumla ve de ilk nefes alışıyla bu dünyanın ...ama biz   kelimelerimizle..hele hele şimdi sen...arkandan gördüğüm sen ve de o çıplak sırtının can alıcılığıyla ...! kelimeler  yalnızlıktan  türer bilirdik sadece...meğer değilmiş hepsi bu hele hiç değilmiş… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yalnızlık pitikare bir örtünün inceliğinden dem vurması gibi bir şey olabilirdi sanki şimdi…bu da nereden çıktı deme bana…ellerin kendi ritmik sesleriyle birleştiğinde bunu anca pitikare bir örtünün inceliğine yorabilirim..ve yine seni o naiflikle severim sanki…belki de seninle sadece piknik havasında olmalıydık...o hava yine çıplak…ellerin yine orada öylece çıplak..hani sen o çıplak  ellerinle gelirsin …tüm o  sepetler bile çıplak.. gelirsin.. ve de geldikçe dokunursun…. hani böyle tene dokunmak...temaşa ruhlara verilecek temaşa tenler...gösteri sanatı ruhlara sunulacak en içten trajediler gibi sanki..dokunursun…sen dokundukça ben içinden geçerim senin,sen dokundukça içine ayak basarım  senin,balıklarımı yüzdürürüm içinde… gizlice yer ederim ve ellerim senin ayak izlerine değer…şimdi o kadar büyülüyüz ki biz, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;yalnızlıkla-sevgi&lt;/span&gt;...&lt;span style="font-style:italic;"&gt;yalnızlıkla-sevgili&lt;/span&gt;..&lt;span style="font-style:italic;"&gt;yalnızlıkla-insan&lt;/span&gt;,eş şimdi… birbirleriyle sevişen kelimeler...biri olmadan diğerinin öleceği,kuruyacağı ,biteceği kelimeler..şimdi o kadar sırdaş ki  birbirlerine bunlar ,tek birbirleriyle oynayan başka  kimseyi yanlarında istemeyen çocuklar gibiler..misketleri var..bebekleri var...bir de hep şeytan uçurtmaları...&lt;br /&gt;tüm zıtlıklar çıplak şimdi…tüm zıtlıklar bizimle başka bir evrende çıplak ….mutlu bir doğumla ve de o mutlu doğumla ölecek olan tüm insanlar gibi çıplak şimdi tüm zıtlıklar…sevişirler şimdi ama hiç görülmemiştir yeryüzünde bunların dansı…serinlik değil bilakis sıcaklık yayacaklar evrene…o sıcaklık yayılacak yayılacak ve şeytanı doğuracak bir gün..çünkü zıtlıklar şeytanın işi ...bunu ezberleteceğiz seninle ..çünkü ayaklarını ters gösteren bir yaratık bunu vurgular ancak …bunu öğreteceğiz insanlara...zıtlık dediğin insana olur olmazları yaptıran ama yine de inceden en büyük zevkleri tattıran...ruhlar mazoşizm kokar ...çünkü acı zevki doğurur...hayal dediğimiz bizim  için bir gerçek...gerçek yok dediysek de hayallerin var olduğu ölçüde gerçekler çünkü... kendinin zıttı yine içindeki o ruh..o tabaka...o boşluk..bizi var eden ama onunla ne yapacağını bilemeyen bir şeyin yansıması... aşağılara özenip yukarıdan bakmak gibi bu halbuki...tırmanacak bir yer varsa o yine aşağılaradır...atlarsın kanla karışık gözyaşı ...kesik kesik kanar ayağının altında toprak .."gidersen kim sular fesleğenleri,kuşlar kime sığınır akşam olunca" önermesinde de olduğu gibi...hep bunun için..düşmek belki de en iysinden bir yükseliş..ama med-cezir de var halbuki..ya tüm dünya bunun üstüne kurulmuşşsa bu baya baya spesifik ve de olumlu bir bakış açısı mı diyeceğiz..güldürmeyin ulan şimdi bizi..yok zaten yokluk ,güç bela ayakta işte deriz...kimsenin sözünü kesmeden ..naifçe küfür etmeye benzer yine de...ama oldu işte,akıl bir anlık saptı çemberinden işte deriz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çıplak….çok çıplak … ayak tırnakları çıplak … gözleri yarı beline kadar çıplak…gözlerim yarı belime kadar çıplak…çıplaklığımızda gördüğümüz o evren  çıplak…ve o evrenin tüm insancıkları kendi boşluklarında çıplak… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJAlcjgKhbI/AAAAAAAABkw/VBcmDQLoJZo/s1600/4180896757_031de45045_z.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 268px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJAlcjgKhbI/AAAAAAAABkw/VBcmDQLoJZo/s400/4180896757_031de45045_z.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5516950716025570738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4137569325642755491?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4137569325642755491/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4137569325642755491' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4137569325642755491'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4137569325642755491'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/gozlerim-yar-belime-kadar-cplak.html' title='gözlerim yarı belime kadar çıplak'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TJAlcjgKhbI/AAAAAAAABkw/VBcmDQLoJZo/s72-c/4180896757_031de45045_z.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-2872616509230750726</id><published>2010-09-03T02:28:00.001+03:00</published><updated>2010-09-03T02:30:34.855+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vera ws'/><title type='text'>los lunes al sol</title><content type='html'>&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/H8aVuM62ng0?fs=1&amp;amp;hl=en_US"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/H8aVuM62ng0?fs=1&amp;amp;hl=en_US" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ellerimle sıktım boğazını uykunun&lt;br /&gt;Bin gecesinde sarhoştum masalımın. Sarhoştu binbirinci gecesinde&lt;br /&gt;Rüyalarım.&lt;br /&gt;Ben ki severken tüm o babalarını minik elli yüzü kirli çocukların&lt;br /&gt;Pembe ayakkabılarını sevdiğim gibi&lt;br /&gt;Bir kadının orospu tarafı yapıştı kaldı gecelerime&lt;br /&gt;Ben ki severken tüm o martıları balonların&lt;br /&gt;Bile esaretine katlanamayıp göğe salan kadınları sevdiğim gibi&lt;br /&gt;Bir yanım tutuldu kaldı basıp titrettiğin yerde.&lt;br /&gt;Sakızlı asfaltına akarken diz kapağımdaki kan sokağımızın&lt;br /&gt;Ben hep karşı kaldırıma yeni yapılan binanın&lt;br /&gt;Kumundan pastalarını sevdim kendi yaptığım&lt;br /&gt;Yüzünü bana çevirip bakan ihtiyar balıkçıyı sevdim&lt;br /&gt;Sırf ay’ı sevdiği için denize yansıyan&lt;br /&gt;Tren saatlerini bilmediğim, haydarpaşaya hiç gitmediğim&lt;br /&gt;Günleri sevdim en çok hayatımda&lt;br /&gt;Halının motiflerinde rüyalar görürken başım eğik&lt;br /&gt;Babamın tokadını sevdim ensemde,herşeye rağmen.&lt;br /&gt;Toz kokan kedi kokan sarhoşluktu en masumundan ellerimde&lt;br /&gt;Ama yine de bir katilin vicdanı işgalde şimdi,kalbimde.&lt;br /&gt;Kocaman bir kırmızılık patlarcasına üstüne denizin,&lt;br /&gt;Ve sabahın ayazında altın saklanmışken marmaranın dibine&lt;br /&gt;Ben hep,o kimsenin olmadığı yorgun kaldırımları sevdim.&lt;br /&gt;Ağzında sigara,çekirdek kaplarını toplayan çöpçüleri,&lt;br /&gt;Ara sokakta yolun ortasında kusan kızın kolunu bırakmayan sevgilisini&lt;br /&gt;Elindeki su şişesini&lt;br /&gt;Ben hep,ayaktakileri sevdim&lt;br /&gt;Ama yine de…en keşinden yollara bölündü&lt;br /&gt;Gözlerim göremedi gördüğüm&lt;br /&gt;De sen yoktun.duyduğum bir ezandı kaldırıma oturmuşken,biraz üşüyorken, son sigarayı içerken&lt;br /&gt;Ben hep son sigaramı sevdim aslında.&lt;br /&gt;Ama korkunç bir sevdayla.aslı olmayan.aslolmayan.&lt;br /&gt;Ama yine de en yüzsüzünden bir asilikti benimkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte budur sebebi,modada oturup küfredişimin denize.&lt;br /&gt;Sebebi budur işte,sevmeyişimin belediye otobüsleri kadar&lt;br /&gt;Kalabalıkken bedenim,tek başıma hissedişimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çocukken…iyiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;los lunes al sol&lt;br /&gt;das weisse band&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-2872616509230750726?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/2872616509230750726/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=2872616509230750726' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2872616509230750726'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/2872616509230750726'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/09/los-lunes-al-sol.html' title='los lunes al sol'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-9054371084521404911</id><published>2010-08-28T01:32:00.007+03:00</published><updated>2010-08-28T01:57:21.999+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Yalnız bir adamım ben</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/THg-oxlDLHI/AAAAAAAABjw/tSP3k1BRcxc/s1600/1235246784_925736180.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 394px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/THg-oxlDLHI/AAAAAAAABjw/tSP3k1BRcxc/s400/1235246784_925736180.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510223014312225906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir adamım ben..yalnızca esrik gölgesine tutunmuş ,yaşayan..yaşamak burada hiç de kelimenin karşılığını bulmuyor belki…burada yaşamak bayağı bir gölge işte…şaşkın şaşkın yüzüme çizdiğim renkli kalemlerin dili olsa da konuşsa..kırmızıyı çok sevmişti yüzüm…keza siyahı da öyle…içime attığım nice yangın yerini de sevmişti…şimdi böylece eski bir susuşa hazırlaya hazırlaya kendimi de attım …denizler kurudu tüm bunlardan..boya kalemleri silik…boya kalemleri o boya defterlerinin içinde bir yerde kilitli kalmış da göremiyormuşuz gibi…yalnız bir adamım ben …bunun zamanla bir ilgisi yok…bunun bir kişiyle ilgisi yok..yalnızlık zamandan ve de insandan da önce vardı bende..şimdi nasıl olmasın ki…yalnızlık eski bir toz bulutu…yalnızlık  boş bir  küme…alt kümelerinde de küflü bir şeyler gezinir …eski bir uyanış faslını geçmeliydim…ve de kendimi yine o olmamışlığa hazırlamalıydım…ama yapa yapa sadece buna üzüldüm…biliyordum bu bir oyundu…körebe,saklambaç gibi bir şey…biliyordum aslı vardı…olmalıydı ..olacaktı …kim saklanacaktı…ve de kim gözlerimi kapatacaktı o siyah tülle…bu bile yok…yok zaten yokluk üretiyor sadece…hiçlik bir yılan gibi sokulmuş yanıma…neredeydin dememeliydim…ama dedim..ilgiliymiş gibi görünmekten nefret ettim ama sordum..buradayım dedi…biliyorum tüm bu sorular lanetlenmişlerin başına gelenlerden dedi…anımsadım..anımsardım …anımsıyorum…biliyordu tüm cevaplar,zor soruların esiri…bende hiçbir şeye bir anlam vererek kabullenişe giriştim..ilkin çok zor oldu kabul etmeliyim…yalnız bir adam olduğumu itiraf ettiğim ölçüde zordu bu da…ama yaptım…yapmanın iyisi de kötüsü de olmazmış…yaptım işte…yapmalıydım..yapacaktım..yapıyordum binbir güçlükle benden istenileni…köle olacaktım tüm o balıklarıma…köleyi oynayanı iyice ezberledim…tüm hareketlerini,tüm mimiklerini…suratına yerleştirdiği tüm şaşkınlık ifadelerini…şimdi usta biriyim,şaşkınlık nasıl olur iyi biliyorum işte…yüzüme takındığım onca yüklü sıfatla ne yapılır onu da biliyorum…övün dünya benden..övün dünya bana …biliyorum…! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinsice gelen yine sinsice gittiğinde birden kalakaldım..halbuki buna da alışmıyor mu insan…alışmalıydım..alışacaktım..alıştım da…ama yine de birden yokluğuyla kalakalınca  insan boşluğa düşüyor..bu da bir itiraf işte…bunu da yaz dünya…kurut yalnızlığımı da anla…bunu da anla dünya….işte bu da bir itiraf…seviyordum onu ..delice…sevmek sözcüğü ne kadar büyükse benden de büyüktür o zaman diyordum bu…aşıyor beni…aşamıyorum..aşmalıydım..aşacaktım…aşamıyorum…benden de büyük işte…o yüzden sever mi insan ..büyüklüğüne hayranlık eski bir toz bulutu mu ?...seviyordum çünkü hayranlığım kat be kat artarken her gün bunu başka türlü açıklayamıyordum içimde..içim bir açıklama beklerken öyle şaşkın şaşkın duramazdım…içimde benden büyüktü..benden yüksek bir şeyler oluyordu…seziyordum..sezmeliydim…sezecektim…olanla ölene çarenin bulunmaması gibi bir şey …olan bitiyordu çünkü olmuştu..ölen de bitiyordu çünkü ölüyorlardı işte…ama sevmek ..ah sen ceketime tutun demiştim…tutunsaydın ölüler miydi hiç bütün ölüler…ceketimin cepleri sıcak bir öğleden sonrası …hay aksi şeytan ceplerimin cepleri toz bulutu..yağmur öncesi …fırtına öncesi sessizlik ceplerim..hay aksi şeytan yılan içimde kıvrılmış …kıvrıla kıvrıla tüm bunları anlatmış …ben sevmek dedikçe ceplerimi karıştırır…bana eski hüzünlü bir öyküden dem vurarak tüm bunları hatırlatır..bana o eski yalnızlığımı hatırlatır….hay aksi şeytan ben onu bekliyordum halbuki neden aklına girdin..neden ceplerimin en derinlerinde ki o yağmur öncesi hali gösterdin ona..halbuki ben ona yağmur sonu toprak kokusu saflığında ve de en naif halimle yine şiirler biriktirmek uğruna harcadığım geceleri anlatacaktım…belki de anlatmaktan korkan yanımı mı gösterdin ona…sevmek diyordum çünkü beklemek bazen delice sevmekle eşdeğer oluyordu bana…sevmek eski bir oyun,körebe gibi ,saklambaç gibi bir şey….bunu da mı görmedi…bunu da mı göstermedin…en korkulu rüyalar gibi…hani uyanır ve gerçekliğinden şüphe edersin ya …bunun gibi mi…bilmeliydim..biliyordum..bilecektim…ne olur anlat bana …anlamalıyım…tüm bedenimle ,tüm kaslarımla tüm benle anlamalı…ne olur bildiklerim ürkünç …masal canavarları gibi bir şey…sevmek dedim ,yalnızlık dedin…halbuki evet sevmek o çocuk işi oyunları işte…ne diye dil döküyorum hala ,anla beklemeliyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir adamım ben bunu taa en başında söyledim…yalnızlık ölüm girdabı gibi…yalnızlık olanla ,ölen ikileminde bir bulut..ceplerimin en derininde görmemeyi umduğum o ince sızı..yağmur öncesinin o şaşkın hali…yüzlerdeki şaşkınlık,yalnızlık…bekletilmeye gelmeyen,ilgisini hep isteyen o çocuk gibi yalnızlık…merdiven boşluğu…apartman boşluğu..çıplak ayaklar..çıplak eller…ruj kırmızısı…dudak boyası yalnızlık…tüm bunların ötesinde hala beklemeliyim inatla diyen bir ben varsa burada işte budur yalnızlık…yalnızlık beklemeyi iyi bildirir..işte asıl budur yalnızlık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beklemeliyim inatla çünkü bunun içindir belki de asıl  yalnızlık …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/THhCxKSkCQI/AAAAAAAABj4/a7WjdNcaNbA/s1600/394518727.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 318px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/THhCxKSkCQI/AAAAAAAABj4/a7WjdNcaNbA/s400/394518727.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510227556431038722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-9054371084521404911?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/9054371084521404911/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=9054371084521404911' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9054371084521404911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9054371084521404911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/08/yalnz-bir-adamm-ben.html' title='Yalnız bir adamım ben'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/THg-oxlDLHI/AAAAAAAABjw/tSP3k1BRcxc/s72-c/1235246784_925736180.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8717759848616547495</id><published>2010-08-07T04:12:00.002+03:00</published><updated>2010-08-07T04:16:14.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Deli lan bu balıklar !</title><content type='html'>Şimdi böyle suskun ve de kendini hiçe sayan bir gölge gibi gitmişliğim de olmuştu..ve bir kızgınlık çağında kendi kendime kalışlarımı saydım…tüm toplamlar ona çıkıyordu…işte ona yokluğa..biliyordum ama istiyordum..ya da istemiyordum da yine de biliyordum..çıkacaktı..çıkmalıydı…çıkıyordu işte..ve de ben her gün sonunda bunları bir kovaya atıp balıklara dekorasyon olsuna niyetlendim..oldu da..sevindiler..turuncular bir yana ,lepistesler bir yana uçuştu..ulan kanatları bile çıktı şimdi..parlaklığından çekindim ilkin..gözlerimi kamaştıran bu ışık eski gölgem gibiydi..şırıl şırıl akan esrik bir gölgenin akılalmaz yakıcılığı..kim görürse işte yine böyle yaptı bu çocukcağız gitti dediler..biliyordum ..bilecektim..bileceklerdi..başka bir yol olmalı diyen tüm o bilginler kendi susşlarına neden bulamazken gittim çünkü…tüm o gezginler,tüm o keşişler gitmeden önce gittim..ayağımı bastığım bu toprak parçası o kadar parıldıyordu ki altımda,bunu da o balıkların işi belledim…toprağın usulacana elimde unufak oluşunu izledim…tüm izleyenlerde gizli bir telaş..gizli bir heyecan kumkuması…biliyorlardı ….herkes bu filmi en az bir kere görmüştü…biliyorlardı izlenecek nice türlü şey vardı..o yüzden telaşlarını anlayabiliyordum..anlayacaktım..anlamalıydım…anladım da…bildim tüm o balıkların işiydi bu da…kanatları çıkmış lan bu balıkların..uçuyorlar suda..suda bir şaşkınlık…suda aklın bir anlık sapması…yüksekçene bir yerden atlamak ya da yine yüksekçene bir yerden düşmek gibi bir şey…ucunda hiçbir şey görünmeyecek ve de yakılan onca ağıtlar hiçbir şeye yaramayacak…çünkü o toprak ıslaklığından muzdarip  değil..övünç duyduğu nice şey var..bilirler ki onlar her zaman her şeye yine de ağıt yakarlar..yaksınlar ..hatta mumlarla ve de gece fitilleriyle gelsinler..ve de ateşlesinler…ateş edin…ateş edin…dünyaya birden çok ağıt yakıcı gelmiş işte..ve yine tüm o izleyenler bunu da bir reality şov tadında izleyecekler zaten..biliyorlar çünkü ben biliyorum…ama yine de konduramıyorum…gözleriyle hüner sergileyenler körebe oynayacaklar…gözleriyle oynayan en iyi körü seçecek..kimin gözleri balık gözüne benziyoru tartışacaklar...yine balıklarda bir şaşkınlık..su bulanacak…su kötürüm olacak…topal su şelaleye dönüşecek…belki de hayatında ilk defa iyicene bir ölecek…güzel bir ölüm için nice ölümler olacak…ama yok demeyecek..gaz pedalları bilecek..akslar,süspansiyonlar bilecek,difransiyeller bilecek…otomobili otomobil yapan her şey bilecek..tüm hızlı araçlar bunu bilecek..motorları yok sayarcasına o güce tapacaklar..tapınacaklar çünkü başka bir şey yok ellerinde..bilecekler o balıklar sadece suya aşıktı…ama o su bunu bildiğinden midir nedir ,sadece geceye aktı…”su çürüdü”..kimliksiz ve de tekinsiz bir sarhoşluk olarak açıklanabilirdi ama açıklanmadı..açıklayamadım..açıklayamazdım..açıklanamadım….o yüzden sadece yüksek kuruldaki tüm o izleyenlere bir tek söz edemedim…ellerimizi açıp kandili yaktık..ve de eller gökyüzünde..ve de eller gökyüzüne ve o balıkların kanatlarına…bir tutam kanat boşluğuna açılan o ellerin gölgelerine…kimse beğenmedi..beğenmek istemedi …çünkü inanıyorlardı hala ..inanç su gibi çürürken bile inandılar..balıklar boşa kaçtı…boşluğa kaçtı…boşluğu sevdi…tekinsiz aidiyetsizlikler çağına bir tek o balıklar yakıştı…ama yine de tüm izleyiciler bir olup deli lan bu balıklar dediler…aksini ispat edemedim..edemezdim..etmedim de..sadece gözlerine iyicene bakıp keskin ve de piç bir gülüş savurdum..birden anlar gibi oldular…ama yine de toz kondurmadılar cilalı gülüşlerine….&lt;br /&gt;Şimdi böyle suskun ve de kendini hiçe sayan bir gölge gibi gitmişliğim de olmuştu..bunu hep bildiler…ve hep bildiklerinden de susu oynadılar..işlerine geldi..çünkü yapacak hep bir iş buldular kendilerine…hep bilindikdiler..biline biline bilindiler…bilinçliydiler..bilinçlene bilinçlene bilinmezi oynadılar…halbuki su biliyordu..akacaktı ve de o kızgınlıkla tüm bilinenleri takacaktı arkasına..ama bilinenin ve de görünenin arkasındaki balıkları unuttular..suda balıklar çırpınır..gökyüzünde balıklar çırpınır..ellerimde balıklar çırpınır..tüm aklı tüm varoluşu ve de tüm herşeyi önüne atıp sürükler…izleyicilerde heyecan yerine büyük bir korku…izleyicilerde keskin bir kaygı..ellerini gökyüzüne açarlar…hey ulan balıklardır yukarıdaki  ne sandınız siz…yukarılara eller açılır…boşluklarını görürler..çünkü bilinenin ötesinde bir başka bilinen var ve de bunu en iyi bilen yine o balıklardır…turuncu balıklar size efendi olur…insanlar size köle…izleyiciler zaten hiç olmamıştır…tüm hikaye müfredatın sistematikliğinde ilerler..tüm hikaye onun yazanın bir anlık akıl sapmasında ilerler..yoksa her şey bilindiktir…yoksa kimse uzağı göremez…diplerde aranıp durma..diplerde aranıp durma..diplerde eski bir keşiş gibi yolunu kaybedenlere söylediğin o yitik öykülere bürünme….hiç bir şey eski alışkanlıklarından ötesine geçmiyor bak bunu görmüyor musun..sana şimdi gündüz gözüyle bakmak da vardı..hem o kurul daha toplanmamıştı ..bizim kararımız okunmamıştı ve de okul zillerinde ki o hüzün anı henüz duyulmuyordu hiçbir okulda…ama nedense inatla her sabah and içiyorduk kayıtsızca… varlığımız yine varlığımıza armağan oluyordu...havai fişeklerle karşılıyorlardı bizi..ve de rahipler tarafından kutsanıyorduk...vaftiz suyundan içiyorduk  kan kana ...rahibeler vaftiz suyumuzu ayaklarımıza döküp parmak uçlarımızı yalıyorlardı...peder kalp krizi geçiriyordu bunu görünce....tüm ambulanslara çarpıyorduk ..hemşireler çılgına dönüyordu...ellerinden işlerini alıyorduk ..biz yine vaftiz suyuna çorba oluyorduk...içine kıtır ekmek...biz yine, bize gebe oluyorduk .. bizi bizden doğurup bizle yıkıyorlardı ..teneşirler paklıyordu bizi..... solucan krallığını kuruyorduk toprağın altında...solucanlarda bir telaş..solucanlarda ilk yargının keskin örgüsü...yok oluyorduk ama hiç de olmuyorduk..biliyorduk  zaman gelecek..ama zamanı leblebi tozuna karıştırıp mahalle arası bakkallarında  satıyorduk ..yiyen bütün çocuklar zamanı kusuyordu  zamanla ve zamanı aşılıyorlardı ellerinde..leblebi tozu macuna dönüşüyordu..dedelerin sattığı şu renkli olanlarından hani...biliyorduk  bir son vardı..diye...diye diye denenmeyecek oluyorduk...toz oluyorduk yine..toz..ve de bitik ülkeler çağında iki yitik ruh...oluyorduk !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şimdi böyle delice çığlık atıp göğün en üstündeki musikiyi bozana iki çift laf etsem sanki anlayacak gibi olur…ama ses etmez yine de …tüm o balıkların turuncu rengini çalan da “o” çünkü…nasıl ses etsin ki..hem ben hem sen hem de o üçümüz fiili birer yaratık gibi sonuçsuzca balık diye tutturduk …bunu da biliyorlar o yüksek kuruldakiler…ve balıkları sadece akvaryumda görüp ondan denizleri yaratıyorlar…su zaten çürük yumurta gibi kokuyor…oysa ben fıskiyeden o su yerine çıkan  turuncu Japon balıklarının akmasını istemiştim ..sen ve ben  görelim diye delice hayal etmiştim…belki insanların üstlerine de akar diye tüm o balıklardan medet ummuştum …ama  o tanrı belledikleri  her şeyi bir gece mahvetti… çünkü mastürbasyon yapıyor ve de çaktırmıyordu da…ama  o kadar insan nasıl oldu birden anlamalıydım…anlayamadım…anlamsızlaştırdım…ama çünkü “o” isterse olur hep bildiler…bize her gün bunu söylediler… tıpkı okul zillerinin anlamsız hüznü gibi…tıpkı o okullarda okutulan and gibi …mastürbasyonla evreni yaratacak kadar büyük bir tanrı o..&lt;br /&gt;O yüzden kendisi en büyük günahkar…..çünkü “o”böyle istedi ve de ona inananları değil de en çok inanmayanları sevdi..piç çocukları sevdi “o”,  çünkü yine en çok ona yakıştırdı kendini..ve yine o piç çocuklar  onunla anlamlaştılar.. ...ve de “o”  kudretini yine  o piç çocuklardan aldı…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Tanrı, deli lan bu insanlar dedi,deli dedikleri tanrıyı öldürdü..&lt;br /&gt;Tanrı, deli lan bu balıklar dedi,insanlar da o balıkları yedi !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TFyzw7mWToI/AAAAAAAABiQ/yH4Fg04KcG4/s1600/359181551.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 343px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TFyzw7mWToI/AAAAAAAABiQ/yH4Fg04KcG4/s400/359181551.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5502470497953533570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8717759848616547495?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8717759848616547495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8717759848616547495' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8717759848616547495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8717759848616547495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/08/deli-lan-bu-balklar.html' title='Deli lan bu balıklar !'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TFyzw7mWToI/AAAAAAAABiQ/yH4Fg04KcG4/s72-c/359181551.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-5011209136815826661</id><published>2010-08-06T00:57:00.001+03:00</published><updated>2010-08-06T00:57:56.780+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>kelimeler bir rakkase kıvraklığında dans ederken kimse sonunu getiremez ..çünkü herkes o rakkasenin kıvrak beline gözüne diker..kaçırdıklarına yanarlar ama bilmezler..dışarıda dünya yanar..ama o ateşli rakkase tüm gün dans eder...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-5011209136815826661?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/5011209136815826661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=5011209136815826661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5011209136815826661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5011209136815826661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/08/kelimeler-bir-rakkase-kvraklgnda-dans.html' title=''/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1164491422060701636</id><published>2010-04-27T23:16:00.001+03:00</published><updated>2010-04-27T23:26:17.531+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>DOĞUŞTAN BOZUK EZBER</title><content type='html'>Biri vardı. Herşeyi sonsuzca idealize eder ama bunun için hiçbirşey yapmazdı. En sonunda kötü düştü, bakireliğini ve ikiyüzlü ahlakını sıcak yuvasında biat ederek birine sattı, çünkü çok korkaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri vardı. İlk başlarda sessiz,yalnız ve acı dolu gibiydi. Şimdiyse çoğu zaman geçmiş hiç yaşanmamış gibi yapıyor, işleri yolunda gidince küstahlaşıyor gitmeyince sinsice geçmişe sığınıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri vardı. Narsist, kibirli ve entelektüel bir zorbaydı. Sonunda küçük bir kızın boynuna doladığı yularla ve türlü oyunlarla hayatı alt üst oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri vardı. Haddinden fazla yalan söylerdi. Otuzüç yaşında tüm yalanları patır patır döküldü, bu yalanlar dökülmeden önce çoktan mahvolmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri vardı. Rol istemedi. Bir ara kendini ölüme yakın hissetti. İçe açık dışa kapalı, dışa kapalı içe açık zamanları oldu. Mola sancıları, durak noktaları, oidipal kitlenmeler, suçluluklar ne denirse densin o bir rol istemezken; yaşam zamanla gerekli rolü biçti.Güzel yanıp çabuk sönmüştü, çünkü hiç denememişti. Şimdi, içindeki köprülerin üstünden kalabalık pişmanlık ordularını karşıdan karşıya geçirmekle meşgul.(ses tonu sezinlemelerim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yeni gün olduğunda birilerini bir yerlerde başka birileriyle başbaşa bırakıyorum. Herkesi birbirine teslim ediyorum. Yüzümdeki duygusal keskinlik yüzünden ve biraz da kimse bilmesin diye en zayıf yönlerimi, sürekli “güven” duyuluyorum. Kimseye doğru düzgün birşey anlatmadığımdan herkesin biriktirdiklerini ben üstleniyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekleme nedenim, geçen zamanla nelerle nelerin bağlarını kuvvetlendireceğini görmek isteyişimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeyi, duygusal ya da mantıksal bir çerçeveye oturtmak gibi eski çocukluk alışkanlıklarımı da bırakmıştım artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde aramak, dışında aramak, bedenlerde aramak,doğada aramak,sözcüklerde aramak,sesi kesildiğinde sustuğunda ölüyor insan .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir güç istiyoruz hepimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz yola çıktığımızda dört kişiydik ve hepimiz ayrı ayrı yerlerde yenildik. Birimiz erken öldü,ikimiz ciddi yaralı ve hala nefes alıyor, diğeriyse zaten ve “gerçekten” hiç yokmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeyler sadece rastlantısaldı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece rastlantısal...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1164491422060701636?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1164491422060701636/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1164491422060701636' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1164491422060701636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1164491422060701636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/04/dogustan-bozuk-ezber.html' title='DOĞUŞTAN BOZUK EZBER'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8451595549685945206</id><published>2010-04-15T12:45:00.000+03:00</published><updated>2010-04-15T12:48:04.627+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Yaşanmışlıklar</title><content type='html'>Yaşanmışlıklar&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mutlu anların toplamı&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sana göre mi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kimseye göre mi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Böyle mi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Uzun uzun&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Başka başka &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bana masal anlatma&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sen başkasın &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kabuğun başka…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakımsız bir çatıdan&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Akşam üstü&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kirle pasla &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;bir çiçek kurusu&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ağzımdaki bu tat&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Güneş batarken&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beni de al dedim &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Beni de aldı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Nem&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8451595549685945206?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8451595549685945206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8451595549685945206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8451595549685945206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8451595549685945206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/04/yasanmslklar.html' title='Yaşanmışlıklar'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-308229041374040932</id><published>2010-03-27T22:44:00.001+02:00</published><updated>2010-03-27T22:44:37.123+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Özcan'/><title type='text'>İZ</title><content type='html'>"orada!" dedi.&lt;br /&gt;gölgelerin, dağların eteklerinde karanlığa gömdüğü yerleri işaret ediyordu eli&lt;br /&gt;"oradan akan sularda yıkanırdı... ve nemli yüzüne vuran rüzgar, titretirdi dişlerini. suda, tesadüfen tenine değen balıklar bile saçlarından daha &lt;br /&gt;sakin dönemezdi dip sularda. ışık, gözlerinde yansırdı, ayak bastığı kumlar sanki uzayda süzülürmüş gibi düşerken."&lt;br /&gt;ve gözlerini ırmak sesinin geldiği vadiye doğru çevirdi&lt;br /&gt;"güzeldi... dudaklarından suya dönerken, sudan sıçrayan damlaların güneşe kavuşan kolları ahenk içinde olurdu. sesi, akarsularda yankılanır, &lt;br /&gt;doğanın bilinmeyen bahçelerinde gizlenen gözler dahi aydınlığı arardı öylece..."&lt;br /&gt;ellerini açıp, olmayan birisine seslenirmiş gibi eğildi&lt;br /&gt;"hep bir melodi vardı kulaklarında, mırıldanırdı onu. düşlerinin sesini anlatırdı yosunlara ve taşların altında yaşayanlara. ormanın, etrafı &lt;br /&gt;böğürtlen kaplı patikalarında koşarken dalların üstünden zıplar, ağaçlarda uyuyanların huzurunu bozmazdı."&lt;br /&gt;sonra yine gölgelere dönüp, göz kapaklarını yavaşça kırptı&lt;br /&gt;"güzeldi... bir yıldız kayarken, gökyüzünde bıraktığı aydınlık iz kadar güzeldi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Özcan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-308229041374040932?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/308229041374040932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=308229041374040932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/308229041374040932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/308229041374040932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/iz.html' title='İZ'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-9160008886883605998</id><published>2010-03-27T22:40:00.002+02:00</published><updated>2010-03-27T22:43:18.812+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Ah Sen Ceketime Tutun,Ceplerimizde CEMAL SÜREYA Yaşar</title><content type='html'>ah bu duygu ellerimi nasıl da çıplak bir alışkanlıkla sarmalıyor...kimseler görmemiş gibi sanki...ilk gidenin gözlerine bakıyorlar sürekli...ilk giden görmüş olsa anlardık diyorlar...ses etmiyorlar..sessizliklerinden anlıyorum...sessizlik ölüm gibi...ama bilmiyorlar ..bildirmiyorlar...küçük şehirlerde kurulan belediye hoparlörlerinden duyursaydım keşke sesimi...küçük şehirlere gebe kalmış olsaydım da gitmeseydin...giden gitmişti...ya da gitmek miydi...gitmek var mıydı..yoksa her şey aslında o ilk ilkel devinimsizliğindeydi de ben mi anlamıyordum ..birbirine karışıyordu...karışık bir hal içindeydim...karman çormandım sarmal geçişler gibi…&lt;br /&gt;bizim ellerimiz de körpe vücutlar saklıydı...dişlerimizi geçirmiştik hatırla petra...etin dansı..gölgeleri..gölgeler salınır uzakta...gölgeler etini dişler...ah tuzlu bir yaz akşamıydı tıpkı bugünkü gibi..nasıl da göremedin...petra demiştim halbuki sana...petra vücudun ellerime kardeş…petra etin kemiğin yok senin...bir kadın bile değilsin belki..belki de bir roman kahramanı olacak kadarsın…&lt;br /&gt;zihnimdeki petranın yüzü örtülü...çırılçıplak koridorda yatıyor...fazlaca seksi üstelik...kırmızı ayakkabılarını yeni çıkarmış...kırmızı ayakkabılarına uysun diye kırmızı ojeler sürdüğü ayak parmakları fazlaca güzel...ayak fetişisti olsam keşke diye geçiriyorum içimden...ah petra...dilimin kenarında çıkan küçük bir yara gibisin ..dilimle değmesem geçeceksin  biliyorum ama değiyor dilim..zevk veriyor...içten içe seviyorum....petra dudağımın kenarında çıkan küçük yara...!&lt;br /&gt;matruşka  almak istemiştim geçenlerde sana...görsen aklın şaşar...o kadar güzel ki ..”böyle iç içe geçmiş” tutuyorum bir tanesini kocamannnnn..”ve nasıl söyleyeyim sana, incecik….porselenden daha ince, daha da ince...hiç bir maddede olmayacak kadar ince”...cebime koyuyorum onları cemal süreya şiirlerinin yanına...hatırla senle o yüksek katlı plazaların herhangi birine çıkıp insanların üstüne cemal süreya yağdıracaktık...tek istediğim buydu...bunun için bile gelmez misin petra...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65tkmPN05I/AAAAAAAABfc/eZnniB-0nbk/s1600/cemal_sureya_by_benbirbaskasi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 325px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65tkmPN05I/AAAAAAAABfc/eZnniB-0nbk/s400/cemal_sureya_by_benbirbaskasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453416674299335570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-9160008886883605998?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/9160008886883605998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=9160008886883605998' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9160008886883605998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/9160008886883605998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/ah-sen-ceketime-tutunceplerimizde-cemal.html' title='Ah Sen Ceketime Tutun,Ceplerimizde CEMAL SÜREYA Yaşar'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65tkmPN05I/AAAAAAAABfc/eZnniB-0nbk/s72-c/cemal_sureya_by_benbirbaskasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-3204022388671112108</id><published>2010-03-27T22:38:00.000+02:00</published><updated>2010-03-27T22:39:06.600+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet Özcan'/><title type='text'>GRİP</title><content type='html'>bahçede, üstüste yığılmış yüzlerce eldiven karşılıyor girenleri. pastel tonlarda ve pastil yutacak çocuğun öksürüğü tonunda eski &lt;br /&gt;bir şarkı çalıyor pikapta.&lt;br /&gt;köstebek yuvaları, bitkilerin arasına düşmüş yemiş kabukları, kabuk değiştiren böcekler dikkat çekmiyor. hemen yolun karşısında, &lt;br /&gt;paslı kepenkleri yarı kapalı eski oyuncakçının vitrininde kırmızı yanaklı bir meksikalı adam gülümsüyor. diğerleri gibi, şapkası &lt;br /&gt;bir kaç gündür kayıp.&lt;br /&gt;çocuk, yatağına uzanıyor. gök masmavi gürlüyor, karnı gurulduyor çocuğun. çıplak ayaklarıyla, öksürüğüne inat mutfağa koşuyor. &lt;br /&gt;boyunun yetmediği buzdolabının kapısını dedesinin bastonuyla açıyor.&lt;br /&gt;ekmeğe fıstık ezmesi sürerken, dışarıya yağan rengarenk şapkaları izliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Özcan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-3204022388671112108?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/3204022388671112108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=3204022388671112108' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3204022388671112108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/3204022388671112108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/grip.html' title='GRİP'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1075601223983505185</id><published>2010-03-27T22:31:00.001+02:00</published><updated>2010-03-27T22:36:33.911+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>belki de henüz hiçbir şey yazılmadı yeryüzünde</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65sPlPbP5I/AAAAAAAABfU/haZZYCF8xi0/s1600/1237446366419532.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 278px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65sPlPbP5I/AAAAAAAABfU/haZZYCF8xi0/s400/1237446366419532.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453415213742899090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...ve bizler ...hep bizler...bize benzeyenler...bizler nasılsın sorusuna bile genel geçer bir iyiyim diyemeyen insanlar bütünüyüz...beynimiz bize gebe...biz beynimize gebe..ama bir gece alsak onu yesek nasıl hissederiz...çok mu zor gelir ki..sonra onu kussak..içimizden atsak ..o da mı zor ki...nasılsına verilebilecek bir iyiyim der çoğun insan...yap-boz..yap-bozlarda der iyiyim bütünlendim oh ne güzel diye...ah ama bizler ama bizler çok düşündük ..çokça gece ,geceyi yaktık bir sabaha...sabahlar zaten hiç bizim olmadı bunu da bildik ama yine de eski bir sekans gibi geceye yakıştık ve de gecede sevdik...kıpırtısız...sessizce sabahları karşıladık..daha ne olsun ki derler onlar..şükredin falan derler kesin...yok ama öyle değil ...değil o da değil dedik...gündüzleri o karmaşada o kadar çok ses vardı ki susabildik sadece..onlar konuştu biz sustuk onlar konuştu biz sustuk..ama gece olunca öyle bir hale geldik ve öyle bir hal alıyordu ki bu hal....herkes şaşkınlıklarından küçük dilini yutmuş bir şekilde susuyordu..gece biliyorduk ki güzel…ve onlar susuyordu biz konuşuyorduk,onlar susuyordu biz konuşuyorduk..!insan hiçbir zaman olmaz...oldum dersin ama olmaz..sonsuz kıpırtılı bu yaşam.dipsiz bir devinim..ama kimse durmaz ...kim durmuş ki..son yok ….kimse ve de hiçbir şey için yok...dönüşeceğiz bugün yok oluşa yarın kelebeğe belki de..acı var ama zor bir acı var...kozasından çıkarken kelebek kim bilir nice acılar çekiyor ama sonunda kelebeğe dönüşüyor ...o yüzden telaşlıdır bütün kelebekler…ondan böyle tüm gücüyle uçuşuyor..çiçekten çiçeğe konuyor..çünkü biliyor çokça acı çekti ve de yine biliyor çok az zamanı var...çok az zamanın var !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilmemek iyi değil mi...bilince hiçbir şey iyi olmuyor...bilince ağırlaşıyoruz çünkü...bir başak gibi boynumuzu büküyoruz...kussak çıkar mı...ama genzimizde kalıyor..bırakmıyorlar ki adamakıllı kusalım geceye...yol gitsin bir gece..kendi yoluna git gece !...pencereme durmuş bakmaktaydım...severdim de gözlerini bir noktaya çevirip uzunca bir süre bakan insanları...şu "hızlı" dünyada bir tutam nefes gibi gelmişti  bana...severim öyle insanları hüzünlüdür çoğu..hüzünden bakakalmışlardır...görsen çoğu ayrı bir resim zarafetindedir...benim odamın penceresi de benim tek nefes alış yerim gibi...dışarısını görmüyorum sadece ufaktan ışık sızıyor içeri...hangisi gerçek hangisi gerçekdışı birbirine karışıyor böyle zamanlarda...hayır sanki gerçeği bilsem seçeceğim onu...yine seçmeyeceğim...benim duyumsadıklarım rengarenk ..siyah gibi...yüzümü boyayıp dışarı çıksam bu gerçek olabilir mi diye düşünmüştüm bir gün...sanırım gülerlerdi ...ya da "deli" derlerdi...onların gerçekliği alışkanlıkları..benim değil...delilik bir aydınlamadır...!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Murat Uyanık&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1075601223983505185?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1075601223983505185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1075601223983505185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1075601223983505185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1075601223983505185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/belki-de-henuz-hicbir-sey-yazlmad_27.html' title='belki de henüz hiçbir şey yazılmadı yeryüzünde'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65sPlPbP5I/AAAAAAAABfU/haZZYCF8xi0/s72-c/1237446366419532.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-7299235270613749112</id><published>2010-03-27T22:14:00.002+02:00</published><updated>2010-03-27T22:15:30.792+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>ikindi yalnızlıkları</title><content type='html'>..ikindi yalnızlıkları soğuk ter üşüyen eller kan sığınağı gözler gece kelimeler ah bilmez miyim kelimeler dilimde kırmızıya çalar ah bilmez miyim nedendir ...deli olsam şimdi burada ne işim var okul zilleri arasında andımızı neden okuyayım sana varlığım varlığına armağan olsun istemem deli olsam oysaki aşkı böyle bellemişler bir ritüel eşliğinde armağan edeceğin binlerce anın olmalıymış aşk böyle işlermiş saat tıkırtısı gibiymiş aşk eğer bir tek parçası çalışmaya görsün hemen bozulur gidermiş ve sen o saati yaptıracak hiçbir saatçi bulamazmışsın ...ah deli olsam şimdi gece kalkar dans ederdim gündüz şarkılarıyla kimliğimi göstermemek için kimliksizce yeni bir kimliğe bürünürdü ellerim deli olsam ah deme bana şimdi delisin benim de derin kaygılarım var ya deli değilsem diye...gece gece üstüme çöreklenme ve de bütün çöreklerini bana yapma kırıntılarını topla masa örtüsünden atılmasın yazık günahtır..siniye koy beni ve beynimi aç otur bir güzel ye beni ama öldürme bu anıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Murat Uyanık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65nV35FdpI/AAAAAAAABfM/A9MAUZzOjjE/s1600/Resim1.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 275px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65nV35FdpI/AAAAAAAABfM/A9MAUZzOjjE/s400/Resim1.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453409824270546578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-7299235270613749112?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/7299235270613749112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=7299235270613749112' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7299235270613749112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/7299235270613749112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/ikindi-yalnzlklar_27.html' title='ikindi yalnızlıkları'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65nV35FdpI/AAAAAAAABfM/A9MAUZzOjjE/s72-c/Resim1.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1672103584778860490</id><published>2010-03-27T22:08:00.003+02:00</published><updated>2010-03-27T22:13:30.751+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>üstüme yürüme...gölgem tecavüze uğruyor</title><content type='html'>daha iyisini de yapabilirdim diyorum bazen...ama kimsenin zaman makinesi yok ki ...daha iyisini istemekle değil ...daha iyi yaşama kaygısı hiç değil...hani o hayattaki sıralamalardan da değil..ama bizzati yaşamanın kendisi iyi olabilirdi...ama diyorum nereden çıkıyor onca cümle..zihnim sevişiyor benle...fazlaca da gösterişli...ve de cesur...sen kırmızı ruj sürmüşsün gibi dudaklarına..,karşımda belirsen bu kadar güçlüsün derdim,altında ezilmiyorsun ...o yüzden kırmızı ...ama biliyorsun yine de bir keder var...ama senin dudaklarında bir hüner...ve ellerinde ritmik sesler...sanki evreni çınlatıyor ! &lt;br /&gt;delisin sen sana bunu daha önce söyleyen oldu mu bilmiyorum...aklın nerede kalmış da bu ürkek yalnızlığını bastırmış ve hepsini yok ederek içinde ,kendi lav kızgınlığını yaratmış...delisin sen bunu sana daha önce söyleyen oldu mu bilmiyorum ..ama ne fark eder ki kovayı doldurmuşsun ağzına kadar ve suratını içine gömmüşsün…ah senin kırmızı rujun akacak…rujun kovadaki suyun hacmiyle doğru orantıda kırmızılaşacak..ah yapma bunu ..ki ne güzel de yakışmıştı dudaklarına kırmızı..kanla karışık şimdi kova..hangisi daha baskın…akan kanın mı …yoksa kırmızı rujun mu…. tanıksın işte yüzüne..ki hala aynaları kırıyor çelik bakışların...delisin sen şu evrende ad sanı konmamış herhangi bir toprak parçasını içine alacak düzeyde ve onunla yeniden sezeryanla doğacak ve de o ilk doğumla yeni evrenin ilk nefes alışçısı olma şerefine nail olacak bir deli..delisin sen sana bunu daha önce söyleyen oldu mu bilmiyorum...!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65m3aNc8ZI/AAAAAAAABfE/7aqx2waieFY/s1600/959169754.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 273px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65m3aNc8ZI/AAAAAAAABfE/7aqx2waieFY/s400/959169754.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5453409300906832274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1672103584778860490?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1672103584778860490/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1672103584778860490' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1672103584778860490'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1672103584778860490'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/ikindi-yalnzlklar.html' title='üstüme yürüme...gölgem tecavüze uğruyor'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S65m3aNc8ZI/AAAAAAAABfE/7aqx2waieFY/s72-c/959169754.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1250780351226871346</id><published>2010-03-23T15:12:00.005+02:00</published><updated>2010-03-24T22:58:59.309+02:00</updated><title type='text'>Fanzin Sergisi 1: Ankara</title><content type='html'>11 Nisan 2010 tarihinde Ankara'da Araftafaray Kafe/Bar'da Fanzin Sergisi'nin ilki yapılacaktır. Yaklaşık 60 tane fanzinin ve 20 tane de "Yeraltı" temalı çalışmanın sergileneceği güne hepinizi bekleriz. Aynı zamanda o gün kes-yapıştır günü olup, hep birlikte fanzin çıkaracağız. Kes yapıştır için malzeme biriktirmeye şimdiden başlayın ve o gün "pritt"lerinizi yanınızda getirin.:)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serginin tarihi ilgiye göre birkaç gün daha uzatılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araftafaray adres:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konur sokak No: 11 Kat 3&lt;br /&gt;Ankara, Turkey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/group.php?v=info&amp;ref=ts&amp;gid=77647546548"&gt;http://www.facebook.com/group.php?v=info&amp;ref=ts&amp;gid=77647546548&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iletişim için: dusunkarafanzin@gmail.com&lt;br /&gt;anlasilamamak@hotmail.com&lt;br /&gt;etkinliğin facebook bağlantısı:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/event.php?eid=104548292912955&amp;ref=nf"&gt;http://www.facebook.com/event.php?eid=104548292912955&amp;ref=nf&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergide yer alacak fanzinler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;07 Gençlik fanzin&lt;br /&gt;Alabalığın Tuğlası Fanzin&lt;br /&gt;Alternatif Fanzin&lt;br /&gt;Anestezik Fanzin&lt;br /&gt;Ankaradabalıkekmek'in Fanzin Arşivi&lt;br /&gt;Anlaşılamamak Fanzin&lt;br /&gt;Asiye - Huzur İsyanda Fanzin&lt;br /&gt;Bataklık Fanzin&lt;br /&gt;Cinayet Fanzin&lt;br /&gt;Ben-Zine&lt;br /&gt;Deccal Fanzin&lt;br /&gt;Diabetik Pıt Fanzine&lt;br /&gt;Düşizi Fanzin&lt;br /&gt;Düşünkara Fanzin&lt;br /&gt;Ehbap Fanzin&lt;br /&gt;Etilen'zine&lt;br /&gt;Gazoz Kapağı Fanzin&lt;br /&gt;Gudubet Fanzin&lt;br /&gt;İktisat Siyaset Fanzin&lt;br /&gt;İsyankar İşçi Fanzin&lt;br /&gt;Karton Fanzin&lt;br /&gt;Kolera Fanzin&lt;br /&gt;Kuzgun Fanzin&lt;br /&gt;Lal Fanzin&lt;br /&gt;Mabel Fanzin&lt;br /&gt;Mondo Trasho Fanzin&lt;br /&gt;Noktasız Fanzin&lt;br /&gt;Nükleer Sızıntı Fanzin &lt;br /&gt;Perde Fanzin&lt;br /&gt;Prematüre Fanzin&lt;br /&gt;Provokatör Fanzin&lt;br /&gt;Sadako Fanzin&lt;br /&gt;Satırarası Fanzin&lt;br /&gt;Serzeniş Fanzin&lt;br /&gt;Sokak Edebiyatı Fanzin&lt;br /&gt;Son Durak Avcı Toplayıcı Fanzin&lt;br /&gt;Tuzak Fanzin&lt;br /&gt;Uygarlığa Karşı - Kendi Kendine Yap Bülteni&lt;br /&gt;Varoş Fanzin&lt;br /&gt;Veganarşi Fanzin&lt;br /&gt;Yabanıl Fanzin&lt;br /&gt;Yedek Parça Fanzin&lt;br /&gt;Yeraltından Notlar Fanzin &lt;br /&gt;Çamur Fanzin&lt;br /&gt;Çizgi Fanzin&lt;br /&gt;Önsöz Fanzin&lt;br /&gt;Şişedeki Balık Fanzin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görsel çalışmalarıyla yer alacak olanlar :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Özcan&lt;br /&gt;Aslı Yücel&lt;br /&gt;Emre Gürcan&lt;br /&gt;Feride Hacıbektaşoğlu&lt;br /&gt;Kerim Akbaş&lt;br /&gt;Mehmet Emre Yılmaz&lt;br /&gt;Sibel Bozkurt&lt;br /&gt;Ulaş Boğan&lt;br /&gt;Uğur Ungan&lt;br /&gt;Ölüyengecinkaresi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1250780351226871346?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1250780351226871346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1250780351226871346' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1250780351226871346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1250780351226871346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/03/fanzin-sergisi-1-ankara.html' title='Fanzin Sergisi 1: Ankara'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-5353547199287964609</id><published>2010-02-10T20:20:00.001+02:00</published><updated>2010-02-17T19:45:34.930+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nem'/><title type='text'>Sonsuz birşey istemem...</title><content type='html'>Sonsuz birşey istemem onuda bilmem çünkü olma biçimlerine bakıp derin uzun basit üstlerine salıyorum tek elimle boğulsunlar diye tüm logar kapaklarını söküp orda ölsünler diye bile değildi tüm istencim. Kimse alamaz beni oralardan ama gerektiği kadarım o gereken kadarımdan arda kalandan. İstesem giderim oraya bana geri dönüşleri olur bu yüzeyde ve düzlemde hepsini biliyorum ve hesapladım ama gideceğim en güzel yer gene kucağındayım gene bu ossuruk kokulu sözcüklerin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütünlerden parça parça ayrılıp kopup barışıp gene ve yine çekerler birbirlerini herşey hepsi onlar sadece bu koca mavi topun içinde işte olan bu iterler çekerler birbirlerini ! Artık baktım  son dönem şarkıları gene sanki hayat daha zormuş da biz de aman ne hoşnutsuzuz gibi yapıyoruz ya hep yaşam denilen yerde herkes acıdan kıvranıyormuş haberim yokmuş ama tanrı genede kimseyi çok fazla zorlamıyor en fazla öldürüyordu. Öğrenilmiş binlerce çaresizlik kokusu çıkıyor bedenimden alamıyorum kendimi bazen bu koltuktan çünkü çoktan adını koymuşum öğrenilmiş çaresizlik... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düş sunuluyor sende istiyorsun haklısın artık hareket zamanı heyecan veriyor ilk baş bir erkeğin düşü bir kadının düşü sıralanıyor arka arkaya devam ediyor büyüyor “erk” geliyor suyun görünen yüzeyinde müthiş mutluluklar yaşanıyor derken alınlara mıhlanmış yazı beliriyor ardışık yalanlarla oluyor olmuyor ama o orda beliriyor bende bunu seziyorum. Çağlar boyu yaşam boyu an boyu küçük durumlar boyu mimikler boyu gülümsemeler boyu hiç bitmiyor hep yeni oluyormuş  gibi “-miş gibi” “–muş gibi” yapmak çok önemli sirkte. Aslında ve temelde sürekli aynı kalan zaman ve yaşam alanında delirtebilirdi keskinlik iddiaları sezgilerimle gelen önceden belirlediğim görüntülerin hepsi önyargı hepsi yanlış ve hepsi doğru çıkıyor ve yine sezgilerimle gelen görüntüler içinde kaybolmamak için dik duruş çok imkansız anlayış çok gerekli yadsımamalı. Hergün benden yeni biri çıkıp artık kaç kişilerse onlar ihtiyaçlarımı yeniden düzenleyebilir gerekli gereksiz bölünmeler katagoriler yapabilir değişikliklere neden olabilirdi olasıydı ama kafes vardı genetik süreçler vardı alışkanlıklar vardı kafes zamandı adıma benden önce düzenlenmiş bir savaş vardı ve bir de süre. Ne çok savaş karşıtı vardı hepsi yaşıyorlardı imkansızdı bu sefer bundan eminim. Yok artık diğerleri adına da acı çekilmez beni hiç dinlemediler bilmiyorum artık üstüme de alınmıyorum derken üstleniyorum dışardayken birileri  hepsini idealize etmeyi bırakıp hazzın kollarında soluğu alıyorum giriş-çıkış kapıları açık hoşgörülü delik deşik gri ikinci dünya savaşından kalma bir apartmandan iki farklı girişi olan bu apartmandan hızla kaçıyorum yeşil çayıra bir kadına doğru aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene bırakıyor insan herşeyi birazcık sevmek istiyoruz yok herşey çok kötü buna da inanmıyorum zarar veriyorum karşımdakine sevgi sevilmek birazcık olsun kötü gitmesin çok az bir miktar dahi veremiyorum arının çiçekten polen toplaması gibi ne olursun sev beni ve uzaklaş bu soruyu burada kapatıyorum yaşamanı istiyorum olduğunca süreçlerin içinde tutsak olmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merak ettiğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buydu hep&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kovalarken yorulduğum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en temeldeki duyguydu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;NEM&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S3L5uKLQ5mI/AAAAAAAABbc/fPibPODeVaM/s1600-h/742373474.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 308px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S3L5uKLQ5mI/AAAAAAAABbc/fPibPODeVaM/s400/742373474.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436682271590508130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-5353547199287964609?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/5353547199287964609/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=5353547199287964609' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5353547199287964609'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/5353547199287964609'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/02/sonsuz-birsey-istemem-onuda-bilmem.html' title='Sonsuz birşey istemem...'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S3L5uKLQ5mI/AAAAAAAABbc/fPibPODeVaM/s72-c/742373474.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-4384508031546086710</id><published>2010-01-09T04:29:00.000+02:00</published><updated>2010-01-11T00:20:25.659+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>o timsahlar ölü salak kadın ...</title><content type='html'>neden olmasın ....sen söylersen farklı olur ..sen söylersen güzel olur...sen çiçekleri kulak arkası yapmışsın  bak bunu da biliyorum ...sen söylersen daha bir can kulağıyla dinler herkes ...herkes anlattı ama kimse senin gibi değil yahu  ...hem de gerçekten...ama sen söylersen güzel olur...böyle heyecanla dizlerimin üstüne çökmüşüm yeni masal anlatıcısını bekliyor gibiyim..o gelecek büyük taşa sırtını yaslayıp heybesinden bana masal okuyacak ...sonra o suyundan içirecek ..hani su bellediklerimizden ötede duran o suyu..sonra ben nehre gireceğim ..bir suda iki kere yıkanacağım  hem de..ganj ..missisipi...nil ölecek bana …neden olmasın sen söylersen gerçekten farklı olur…öyle gelişigüzel bir şey de değil bu..hani şimdi tüm timsah derisi çantalardan timsahlar ayaklansa..yeter diye bağırsalar…”artık yeter”…o zaman anlayabilecekler mi anlamaları gerekenlerin sessizliklerini…yok yok sakın kanma şimdi..o timsahlar ölü salak kadın…o timsahlar senin çantanı süslemek için varlar..kadın kısmı anlamaz deme basbaya anlamışsın işte…ama sen söyle yine de sen söylersen farklı olur güzel olur hiç bilmez miyim…akvaryum hazır hadi..astral seyahatlere ne kaldı ki şunun surasında…hem bak pencere kenarı aldım sana tam da istediğin gibi ..minder falan da verirler…oh mis…ama muavinin uzattığı kolonyayı almamazlık etme yoksa yolcuğun kabul olmaz lanetlenirsin…ne dedin duyamadım ..ah canım kolonya kalmadı mı artık…şişelerde kolonya yerine kolonyalı mendil mi veriyorlar ..hadi ya o zaman onların yolculuğu kabul olmaz..hem bak bu yol değil..bu gidiş hiç yola benzemiyor..ne gereği var şimdi bunun…hem nereden çıktı şimdi kolonyalı mendil…ben sana sadece o bilindik kolonyadan bahsettim ..hani şişeden olan PE RE JA..babam alırdı bunlardan..hem yaz günleri dolaba koyup bekletirdi..soğuk soğuk olsun diye..yüzünü sardıkça kolonyanın serin havası ,havası değişirdi kendini bulurdu…kendine gelir gibi olurdu…yumurtaların yanında bir şişe kolonya..domateslerin yanında bir şişe kolonya..ah anons geldi… dediğim gibi sen söyle sen söylersen gerçekten farklı olur..hadi gitme zamanı dediklerimi harfiyen yap..a sana köle b sana kurban…c zaten hiç yok…kıvrılmış halini görmüyor musun… hadi artık siktir git..! &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Uyanık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S0fqT2gjPXI/AAAAAAAABW0/vM6C3_CbNbE/s1600-h/1245738619354975.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 394px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S0fqT2gjPXI/AAAAAAAABW0/vM6C3_CbNbE/s400/1245738619354975.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424561902961507698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-4384508031546086710?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/4384508031546086710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=4384508031546086710' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4384508031546086710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/4384508031546086710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/01/o-timsahlar-olu-salak-kadn.html' title='o timsahlar ölü salak kadın ...'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/S0fqT2gjPXI/AAAAAAAABW0/vM6C3_CbNbE/s72-c/1245738619354975.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1785908266308878934</id><published>2010-01-09T04:27:00.000+02:00</published><updated>2010-01-10T02:39:27.736+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Murat Uyanık'/><title type='text'>Tanrı demiş çok hatırlama sen ,bana mı özendin çocuk !</title><content type='html'>tanrı  çok hatırlama sen dedi  ...çünkü inciniyorsun çabuk..hissiyatsız gibi oluşun kendi içindeki o güçten geliyor ama bu değil... &lt;br /&gt;hatırlamadığım için tanrıya bile kızabilirdim şimdi kızmadım..kızamazdım da …çünkü bilirdim o da insanlar gibi ayak ucumdaydı…ah bir kral aristokrasisi gibi değil…vakur bir duruştan ileri gelen bir şey değil ..ama bilirdi işte tanrı…nerede olacağını bilen bir tanrı…ama demiş bana tanrı çok hatırlama sen… ama bildik ve de bilindik bir tümce gibi o soysuzluğuna üzüldük…bildik iyi bir tanrı..ve de bildik kötü bir tanrı…  ama onun da iyi taraflarını vardı bilirdik o  yüzden karşılıklı suskunluk halimizle bugünlere kaldık iyi ve de kötü...çünkü bazen kötü ben oluyordum bazen de o...iyi ve kötü işte..kötü bir çocuk iyi bir tanrı...unuttuklarıyla ve bana düşledikleriyle..…beni düşleyişiyle… elimi siyaha boyayıp boyayıp  çıkarmasıyla...yoksa tanrı usta işi bir heykel gibi...ama var ya harbi kaskatı bir heykel…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;tanrı dedi ki  çukuru kaz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çukuru kaz onların kabuklarını nasıl bırakmış olduklarını gör...çukuru kaz ve de içeri gir...onların içinden geç...ve de kendine yeni yeni kendine benzeyen türdeş yalnızlıklar edin...çukuru kaz "sana çarpılıp sana bölünen" binlerce neslin kalıntıları arasında dolaş ve de kendini sil baştan bu olmamışlığa soyundur...ışığı aç ama karanlıkla örtülü bekleyiş koridorunun sonundaki pencereye  bakma....perdesi çekik olan..ve de o perdenin önünde duran ihtiyar ve de gözleri çekik adama sakın bakma...bir tiyatro sahnesinde suflör o ...çünkü herkesin ne söyleyeceğine o karar verir...o söyler insanlar tekrarlar..o söyler insanlar söylüyormuş gibi yapar...ama insanlar onu alkışlamaz..çünkü işi sadece perdenin arkasındadır...çukuru kaz sana çarpılıp sana bölünen bir çiçek tozu kıvamında yaşamı    verecekler sana...kokularına sinecekler o çiçek tozlarının...ayçiçeklerini   hazırla neredeyse güneş doğacak...ayçiçeklerini hazırla o çukurda...güneş doğacak !...anlatıyorum bol bol...kepçeyle sunuyorum insanlara...ama ellerinde kaşık var ...fazlasını alamıyorlar...ama ben demiştim onlara ,ben sözcü değilim ne de bir peygamber...herkes sadece kendini yaratır demiştim...hiçbir kimse hiç kimse için değildi...hep bildik...dün gece baya kustum ve de yazdım böylece....sanırım litrelerce kan dolmuş olmalı...ve de heybe çok dolmuştu ve bir şekilde onu toprağa boşaltmam gerekliydi …bende benden isteneni yaptım...şimdi  huzursuz ve de tekinsizim...ruhum bir asma yaprağı sanki birazdan siyah üzümler çıkacak...zehirli yiyen ölür..."elimize değen ölür"...içimde tekinsiz bir aitsizlik hali gibi bu ..hazin sonlar için yazılmış hazin senaryolar gibi..."elimize değen ölür"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Uyanık&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1785908266308878934?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1785908266308878934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=1785908266308878934' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1785908266308878934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/1785908266308878934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/01/tanr-demis-cok-hatrlama-sen.html' title='Tanrı demiş çok hatırlama sen ,bana mı özendin çocuk !'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-8567043256159473248</id><published>2010-01-07T23:07:00.001+02:00</published><updated>2010-01-07T23:07:49.416+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bülent kal'/><title type='text'>SON</title><content type='html'>Hayatta mutlu son yoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta mutlu son yoktur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü &lt;br /&gt;sonda ölüm vardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün oldugu yerde , Mutluluk var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümün oldugu yerde mutluluk var mıdır , bilinmez&lt;br /&gt;Fakat bilinmezlikte mutluluk yoktur (99)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bülent kal&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-8567043256159473248?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/8567043256159473248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=8567043256159473248' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8567043256159473248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/8567043256159473248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/01/son.html' title='SON'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-6476414349931764545</id><published>2010-01-07T23:06:00.001+02:00</published><updated>2010-01-07T23:06:54.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bülent kal'/><title type='text'>ANI YAKALAMAK</title><content type='html'>aşk &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anda &lt;br /&gt;gizli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlık &lt;br /&gt;bakışmalarda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalbin &lt;br /&gt;hız hız &lt;br /&gt;atışlarında &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;heyecanı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tüm &lt;br /&gt;vucudu &lt;br /&gt;saran &lt;br /&gt;sıcaklığında &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutluluğu &lt;br /&gt;gizli &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşk anda gizli&lt;br /&gt;aşk&lt;br /&gt;anda (00)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-6476414349931764545?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/6476414349931764545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=391696483803046211&amp;postID=6476414349931764545' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6476414349931764545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/391696483803046211/posts/default/6476414349931764545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/2010/01/ani-yakalamak.html' title='ANI YAKALAMAK'/><author><name>Anlaşılamamak'zine</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05332512910408277720</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_nmod3gKJmkY/TGcsrD3vEyI/AAAAAAAABjQ/zCtiCtxsChE/S220/498834517.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-391696483803046211.post-1185246287212672830</id><published>2010-01-07T23:05:00.000+02:00</published><updated>2010-01-07T23:06:06.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bülent kal'/><title type='text'>BELİRSİZLİK</title><content type='html'>sevdin mi &lt;br /&gt;kahrolacaksın &lt;br /&gt;karıştıracaksın günü , geceyi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerin ,&lt;br /&gt;gözlerin isyan edecek , yaşlarla kızararak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başın dönecek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;isyan , &lt;br /&gt;isyan edip edip , tekrar seveceksin &lt;br /&gt;ve sevdin mi , kahrolacaksın &lt;br /&gt;gözlerin daha çok nemlenecek &lt;br /&gt;bağrını acı kaplayacak &lt;br /&gt;sızlatacak yüreğini bu sevda &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dert &lt;br /&gt;gözlerinin ışığını söndürecek &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sevginin belirsizliği &lt;br /&gt;an an , öldürecek seni &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsi sevdin mi olacak (00)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bülent kal&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/391696483803046211-1185246287212672830?l=anlasilamamak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlasilamamak.blogspot.com/feeds/1185246287212672830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.
