Fotoğraf: Sezen Yalçınkaya
Mustafa Burak Yoldaş(yedekçingene) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Burak Yoldaş(yedekçingene) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

bana inanma



hıçkıran gitarın kararsız ezgiselliği ve diğer yaşama enstrümanlarının pişman ürperişleri… haykırıyor halâ hayal kırıklığının kayıp marşları ve üzülüyor ölü şarkılar. keçiyolundaki diyalektik oysa, tarihin bir sonraki aşaması ve sebepliğinden dolayı ona bağlı. mutlulukla hışırdayan, yeryüzünün düşman gazetesi… ve sen, içinde mevcut olmadan duran bazılarını yok etmelisin; def etmelisin hepsini. seni mevcudiyetsizliğe götürecek laneti üzerinden silkinmenin erdemiyle tanışman için ışık diye vaat ettiklerinin kaynağına doğrudan bakma. yeraltının aydınlığına uyandığında, onların gölgelerinde doğacaktır yaşam ve bilgi alanın. onların ışığı değil lağım borularının aydınlatılmışlığıyla, sana uğrattıkları şok yüzünden unutacaksın dehanın kavrayışlarını. oysa şapşallık için gözlerini sonuna dek açmaya zorlar yalanları. 



yavşağın dekadanı

-burnumdan çıkartıyorum beyinlerinizi,
içeri kaçmış birkaç rahatsız karınca sanki,
sümkürüyorum fikirlerinizi.-

söyleyin, annesine sorsun kürtajı;
kim kimi öldürüyor,
doğmaması engellenmiş çocuğu kuytularda sıkıştırıp da kim ırzına geçiyor?
annesine sorsun,
söyleyin;
ağzına dayadığı, içini araladığı yalanlarıyla yavruların daracığından kim nereleri döllüyor?

ve siz de hocasına sorun;
yalakaları birbirlerini iterken hocasının en çok hangi malını ağzına almış,
en çok hangisini emmiş, yalamış?
iyi bilir yavşağın dekadanı!



çok fazla



üst insan,
       hayvansı insan...

duyularını hatırla;
              onları kullan.
hayalini geliştir,
              üst yaşa.

tanrı sana çok fazla!..




izlek



gözlerimden anlam çıkartmaya çalışma; manasızdır bakışlarım.
izlediğim, doğanın diyalektiği. onu görmedikçe beni kavrayamayacaksın;
onunla aynı vücuttanım.



birkaç büyük adam (#kendileriyle iddialaşanlar ; "ecce homo")


yarattıkları ışığı görmek için bekledikleri,
yalnızca güneşin aydınlatacağı,
                            "şimdi"...

sadece birinin
         beklemeden gittiği;

"gerek beygire sarıldı
gerek ağladı ve de bağırdı.
sekiz sene hasta yattı,
yüzyıl sonraya umut etti ve gitti."

bekledikleri, kendileriydi
ve gebeliğe girdi şimdi,
aydınlatacak olan güneşi;

"hiç beklenmemişti".



                       

gölgesi kanayan adam


damarlarında gölgesi kanıyordu,
her çizikten, karanlık akıyordu.
karşılaştı bir gün rüyasında;
ucuzlamıştı usandığı.

zaten pek konuşmazdı,
aktı yolların üzerinde,
sessiz; kanadı.
hayır, ağladığı yok bir şey uğruna,
hürlüğüydü belki özlediği,
yırttı aldanan kabullenişleri...

sarıldı gölgesine,
sevişti kabusuyla,
duvarlar karardı.

çizdi gölgeyi bir kedi,
ağlamadan yine kanadı.
aktı gölgeye, yollarca aktı,
ışığa kabus kanadı.

                           yedekçingene




gülme; ölürüm!..


gülme; ölürüm!..

dıştalama heyecanımı; bölünürüm.
yakarım rüyaları; pişmanlığa gömülürüm.
küçümsersin sevdamı; gölgemle sürünürüm.
gülme; ölürüm!..

dökerim kucağımdaki pişmanlıkları,
ezerim onları, öldürürüm.
gölgemden büyüktür hayalim,
gölgesizleşir, büyürüm.

karanlık ellerle boğarım gölgeleri;
yakarım özlemleri, öldürürüm!
aydınlatamaz güneş, bir kez daha kendini;        
soyunurum gölgeleri, süründürürüm.
gülme; ölürüm!..


unutulanlar boğazında,
intihar olursun boğazımda.
sarılırım gölgeme, hayallerimle çürürüm;
gülerim gölgeme, ölürüm!..

gülme; ölürüm!..
topla mum dibinden gölgelerini,
al cebimden ateşini.
ancak o kadarsın bende.
çek git bir an önce!
unutma şapkanı, dönme geriye!..

gülme; ölürüm!..

                               yedekçingene



kurşunkalem





bekler tetikte kurşunkalem;
                                    başkaldırıcı,
                                                    hırçın,
                                                           "öfke".

yakışır ona
        elde diye,
doğru tespit;
        “elde öfke”.

çıkmaz kontrolden zaman;
bilinç,
     mantık,
        diyalektik.

oldu mu ilk önce zaman?
ilk gereklilik,
        "materyalist";
İkincisi,
        diyalektik.




sarhoş muhabbeti #2




 ...
- yeterince zekaya sahip değilsen, daha yüksek mutlulukları nasıl kavrarsın?
- ...
- anlamsız mı? peki, fedakârlıklarıyla yüksek mutluluklara ulaşmış, gerisine düşünme problemleri, fikirler bırakmış düşün insanının son aldığı üst zevki sıradan insan nasıl kavrar?
- ...

                                                      

sarhoş muhabbeti #1




...
- gerçekten varolsaydı tanrı, insan hatası yüzünden kendinden utanırdı.
-...
- istifa etmiştir belki. hadi, nietzsche gibi biz de, varetmediğimizi öldürelim; "öyle onurluydu ki tanrı; utancından intihar etti."
keh keh!.. boğaz köprüsünden atlayan tanrı.


olmadı


ben de sevmiştim olmayan kadınları,
sevmek, zaten olmadığındandı.
bir kokulu sabundu sade, bana bıraktıkları.
söyledim ya; hiçbir şey olmadı.




sarhoş yolcu

yorgunum...


kaybolmuş sokaklarda aradım seni,
tüm karanlıklara sordum kendimi.

yokluğundayken hayalinin,
ayıp şiirlerle ilişkim oldu.
yolumu kaybettim, yolumu buldum;
rehberim, alkolik şişeler oldu.

nereye eseceğini bilmeyen rüzgârlar, 
beni hep senin yokluğuna savurdu.
utangaç meşelerin diplerinde hep,
inatçı “soru”ların, yosun tuttu.

seni çağırdım bütün ölümlerimde,
denizdeki gecelerime seni bağırdım.
çığlıklarımın hepsinde, yalnız sen vardın,
bütün yıldırımlara artık hesap sorarım;
düşse de düşmese de halâ alacaklıyım!