Fotoğraf: Sezen Yalçınkaya

ABSÜRD TRAJEDİ




Dün, geceyarısı, bronşitim uyandırdı, seni öksürdüm.  Mutfak kapısından çıkıp elma ağacımın dibine oturdum. Silüetin başıma düştü. Aşkçekimini keşfettim. Bir ısırık alınca silüetinden,  günahkar oldum. Küçük şehir belediyelerinden birinde, cehennemden hallice bir hayata kovuldum. Yattım kalktım, yattım kalktım, güneş doğmadı. Çünkü o artık kurumsal bir firma binasının 20. katında işe başladı. Velhasıl, burası çok karanlık. Duvarlarımı sarıya boyadım, yetmedi. Kalbimin kanlı şubatında, kelimelerim birbirini katletti. Gereği düşünülmedi. Kötü halden mahkumum hüzne.
Yıllar önce, ılık bir bakışın ardından, bedenini de alıp çıkmıştın kapıdan. O an “o an”ın geldiğini anladım. Aramızdaki şey, bir kapı önü sohbeti tedirginliğinde ve her an bitmeye hazır olsa da, onu yitirmenin sızısı Güneş’i kapitalizme kaptırmaktan beterdi.

Bekledim.

Çok bekledim. Hiç bekledim. Zaman, acılarla ısınırken, insanlar insanlıklarını aldırdılar. Bu, çekilişten çıkan ironik çelişkiler bütününde, insani olmayan müdahalelerle kendilerinden uzaklaşıp, başkalarının toplamından bir eksik oldular. Evrensel bir yoksulluğun içinde zengin oldular. Kullanılmamış vicdanları, beton yığınlarının altında kaldı ve gayrimeşru hırslarla birbirlerine kıydılar.
Bu post-modern vahşetlere doğan çocuklar, kurbandılar. Okuyup, 3 oda bir yalnızlık evlere çıktılar. Sadece kendilerini sevip, kolay kolay düşman oldular. Bütün değerler hızla yitip giderken, benim için yaşamak, sessiz bir kabullenişe dönüştü. Sabah vapurları, Cemal Süreya ve gülüşünden başka bir anlamı kalmadı.

Bekliyorum.

Ruhum iç savaşta. Gökyüzü kasvetli, dokunsam kan yağar. Kalbime çıkan tüm tali yollarda bir cinayetin izleri var. İçim parça parça can pıhtısı. Yalnızlığım yaşlanıyor. Lanet oluyor. Acım çekiliyor damarlarımdan ama hala gidemedim. Arafta, bir absürd trajediyim.
Unutulmamışlığın neresindeysen çık ortaya! Cumbalı hüzünler sokağındaki Arnavut kaldırımı kadar yorgunum. Oysa içine açılmak için, içine kapanmış bir sessizliktim. Sahi, sen niye sustun?
Yalnızlığımın neresindeysen çık ortaya! Sabah vapurları ve Cemal Süreya da yeter belki ama yazar burada, bir trajedinin ortasında, seni öksürüyor.

Özge Özen
15.04.12





3 yorum:

ŞAVKÎ dedi ki...

Kelimelerle bu oyun , bu imgeleme , bu tarzı seven birisi olarak harika olmuş . Nacizane önerim , kafanızda kelimeler böyle dolanıyorsa ,bilindik bir hikayeyi de absürdleştirmek fena olmaz derim :D Murathan Mungan'ın yaptığı gibi(Kül Kedisi) bir masalı alıp hafif değiştirip bir de bu serbest çağtışım imgelerinizi de koyarsanız sanırım harika olacaktır.

rose of sharon dedi ki...

Teşekkürler, yorum ve öneriler için. Bahsettiğiniz gibi bir çalışmayı istiyordum. Başlayacağım. Sevgiler.

rose of sharon dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.